NEFS -İ MUTMAÎNNE-2
.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) buyruğunda tevbe :




(Abdullah ibni Mesud (radiyallahu anhu) dan; İbni Mâce-Tebârani)

(Enes bin Mâlik (radiyallahu anhu) dan; Buhârî ve Müslim)

(Abdullah ibni Ömer (radiyallahu anhu) dan; İbn Mâce, Tirmizî)


(Ebu Musa (radiyallahu anhu)'dan; Müslim ve Nesâî)





Abdullah İbn Mesud (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Günahlarından tevbe eden hiç günah işlemeyen gibi olur ." buyurmuştur. (İbn Mâce, Taberani)




(Müslim rivayet etmiştir, Buharî de benzerini rivayet etmiştir.)


"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elimi tuttu biraz yürüdükten sonra: "Muaz! Sana ALLAH'a âsî olmaktan sakınmayı, doğru sözlü olmayı, anlaşmalara bağlı kalarak aynen yerine getirmeyi, emaneti -hainlik yapmadan- sahibine vermeyi, yetimlere acıyıp merhametli olmayı, komşu haklarını korumayı, öfkeyi gizleyip kimseye surat asmamayı, tatlı dilli olmayı, selâm vermeyi, idarecilere ve amirlere itaat ederek bağlı kalmayı ve Kur'an'ı anlamaya çalışmayı, âhiret sevgisini, âhirette hesaba çekilmekten korkmayı, hayalperest olmamayı, güzel işler yapmayı tavsiye ederim. Müslüman kardeşine kötü söz söylemeni, yalancıyı doğrulamanı, doğru konuşanları yalanlamanı, adil idareci ve amirine âsî olmanı ve yeryüzünde fesad çıkarmanı yasaklarım. Muaz! Her ağacın ve taşın yanında ALLAH' ı zikret. Her günah işledikçe tevbe et. Gizli işlediğin günahlara gizliden, açıkta işlediğin günahlara açıktan tevbe istiğfar et." buyurdu.

.
Nefs-i Mutmaînne'ye devâm edelim:
Tatmîn olmak, kalbin emin olarak rahatlıkla ve doyurucu bir şekilde inanması.
İtminân: emin olma, güvenme, kati' olarak ve bilerek sebat etme, karar kılma... ve görerek huzurda inanma.
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
وَادْخُلِي جَنَّتِي

Azîz kardeşim,
Hep söyleye geldik ki hayat sisteminin ve varlığın var oluş sebebi tevhiddir.
Bu muazzam ve muhteşem sistem de ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL azamet ve kudretinin zuhûratını sergileyip kıymetli ve keremli özellik ve güzelliklerle donattığı insanoğlunu nefsine akıl nûrunu da bağlayarak soruyor:
"Bu sistemin sahibi kimdir?"
Bu sorunun cevâbı : "Lâ İlâhe illâ ALLAH"tır.
Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme ve Nefs-i Mülhime gelişim ve aşamalarında nefs ezelde de vermiş olduğu bu sözü, tanıdı, inandı, ilme'l-yâkîn oldu.
İlimle iyice bildi.
Ancak kesin kanâat getiremedi henüz.
Bu ise yapısında olan ve imtihanın gereği bir özelliktir.
İtminân bulması için ilim ve edebten sonra irfân ve erkânla ayne'l-yâkîn, görerek inanmak, mutmaîn olmak istiyor insan nefsi...
Nefs-i Emmâre, ilimle ışıklandı ve ayıktı,
Nefs-i Levvâme iradeyle hakkı bâtıldan ve hayrı şerden ayırdı,
Nefs-i Mülhime hakkı ve hayrı tercih etti ve doruğa çekti gayrisini ebedîyyen reddetti.
Nefs-i Mutmaînne makamı ise iştirak, bilelik, eminlik ve sabitlik makamıdır.
Başka ifâde tarzıyla:
Nefs-i Emmârede "Lâ"
Levvâmede "İlâhe"
Mülhimede "illâ" dedi...
Dedi ancak, tevhid kemâl bulmadı.
ALLAHu Tealâ konusunda tatmîn olan nefs ise "ALLAH" diyerek tevhidini tamamlar ve kemâlâta erdirip "Lâ İlâhe illallah"ı tesbit eder, kani' ve mutmaîn olur.
Tevhide fiilen iştirak sağlar...
Kendi gözü nasıl gözü ise tevhidi de tevhididir...
Bir husus daha var ki;
4 lü sistemde nefs, mutmaînne hâle gelince, ruhla içli dışlı olmuştur.
Hak ve hayr üzere ruha, iştirak etmiştir.
Beden, nefs, kalbden sonra nefs, ruh şehrinde Ruhî Nefs olmuştur.
Onun içindir ki tefsir imâmlarımız ruha nefs dahi demişlerdir...
İnsan nefsinin mutmaînne makımına yücelmesi Emrullah ve Muradullahtır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise; bunun Rehber-i Mutlak'ı ve İmâm-ı Mutlak'ı dır...
Nefs; mutmaînne mertebesine, aşamasına, olgunluğuna, çağına, yaşına, rüşdüne erdi mi görev tamamlanmıştır.
Mutmaînne kalb:
Rüzgarın oynatıp sökemediği (hava)
Sellerin eritip sürükleyemediği (su)
Yangınların yakıp yok edemediği (ateş)
Toprağın yutup kendisine benzetemediği ebedî diri kalbdir. (toprak)
Rüzgarın oynatıp sökemediği (hava)
Sellerin eritip sürükleyemediği (su)
Yangınların yakıp yok edemediği (ateş)
Toprağın yutup kendisine benzetemediği ebedî diri kalbdir. (toprak)
Gerisi Sultân’ın (celle celâluhu) kuluna izzeti, ikrâmı, lûtfü ihsânıdır...
Tatmîn olmak her nefsin doğal hakkıdır.
Tatmîn etmek için;
Bu DEVRÂN dönüyor,
Bu SEYRÂN sergide,
Bu CEVLÂN'da canlar ve halk,
HAKK'ın hakaik ve dakaiklerine HAYRÂN'da...
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِـي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَـكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

İbrâhim (aleyhi's-selâm) babamız, seçilmişlerden ülü'l-azim bir peygamber iken ümmet-i Muhammed'e; tevhidin temelini atan ata olarak, bildiği soyut bilginin somutlaşmasını RABB'imizden diliyor...
Kalbin tatmînkârlığı basar ve basîret tevhidiyledir.
Ayne'l-yâkîn...
Dört dağdan dört kuş al!...
Onları kendine alıştır!...
Özelliklerini iyice tanı...
Kuşları kes başlarını ayır!...
Gövdelerini teknede hamur gibi yoğur ve bu hamurdan her dağın başına birer parça bırak!...
Sonra da onları çağır!...
Koşarak sana gelirler!...
Her vücûdun zerreleri, birleşip başını bulur!...
Çünkü ALLAH (celle celâluhu) Azîzü'l-Hakîm olandır.
Kesrette Vahdetin ve vahdette kesretin seyri, analiz ve sentezi, ayrışımı ve birleşimi...
4 dağa 4 unsur olarak: Toprak – Ateş – Su - Hava dersek .
4 kuşa 4 mükellef letâif olarak: Beden - Nefs - Kalb - Ruh dersek.
Dört hecenin tümlüğü: "Lâ – ilâhe – illâ - ALLAH" tevhidine çıkar...
Şu anda can (dirilik), her birisinin özelliği diğerinden kesinlikle farklı olan 4 unsurun tevhidiyle vardır ve varlığını sürdürebilmektedir.
İnsanda beden ayrı ve farklı özellikte, nefs ayrı, kalb ayrı, ruh ayrı...
Ancak emredilen tevhid işine gelince:
Eşyâ kökenli olan beden "Lâ: asla olamaz!" diyor.
Esmâ kökenli olan nefs akıl nûruyla ayılınca "ilâhe: ilâh yok (mu ?)" diyor.
Sifatî Kalb ise "illâ: ancak!... İlâh yoktur" diyorsun ancak, basîret olan Nûrullahla (Nûr-u Muhammed'le) Emr Âlemi (ilâhî âlem) kökenli Ruhu dinle" deyince ve
Nefs can kulağını verince, Ruh hâliyle: "ALLAH" diyerek tevhidi tamamlıyor :
"Lâ İlâhe illâ ALLAH".
Çünkü "ALLAH, ALLAH, ALLAH, ALLAH,!..." tevhid değil. "Lâ ilâhe illâ ALLAH" tevhiddir.
İmtihan da burasındadır bu işin...
ALLAH Tealâ korusun mü'min kâfir olunca, her hece bir tarafa, her letâif bir tarafa gider, meydan da düşman olan şeytâna kalır. Tevhid, can gibi tek.
Letâifler organlarımız gibi…
Herkesin görevi, önemi, görev zamanı, görev şekli farklıdır.
Azîz kardeşim,
Âyeti celilelerin meâllerini; tefsire ömrünü vermiş, hemen hepsi de Rahmâna ve rahmete yürümüş müfeessirlerimizin eserlerinden alıyorum.
Genellikle Türkiye Diyanet Vakfının ve Hamdi Yazır Hazretlerinin meâlleri.
Sonraki bizim sözlerimiz zevk meselesi.
Âcizâne böyle yoruyor gönlümüz.
Asla bir hüküm olmayıp kişisel bir hâldir.
Ve hep söylüyoruz ki Muhammedî sistem ve metodda biz hepimiz tümüz ve Muhammedîyiz.
Azmimiz bu, emredilen bu, muradedilen bu ve isbatı istenen de budur.
Ben mi söyledim, sen mi yazdın, o mu okudu v.s. bunlar piyasacıların işi...
"Bizde ise; iyice anladıysan ve yaşayışına dahil ettiysen, sen söyledin, sen yazdın, sen okudun!..." desem bu söz anlatabilmek için doğrudur.
Riyâkâr tevâzu' bize haramdır.
Doğrusu: "Biz söyledik, biz yazdık, biz okuduk, biz anladık ve biz bunları yaşıyoruz!..."
Eksikler, noksanlar, yanlış anlatımlar, yanlış anlamalar olacaktır... Kim düzeltecek?
Biz, biz, biz!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder