Bu Blogda Ara

15 Ekim 2009 Perşembe

DÜNYANIN ÖMRÜ


PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) 'ÜMMETİN İCABET ÖMRÜ 1500 SENEDİR' DİYE BİLDİRMEKTEDİR

1. Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet edilen hadislerde Dünya'nın ömrünün 7000 yıl olduğu bildirilmektedir.

Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDE YEDİ GÜNDÜR. Allah-u Teala buyurdu ki: RABBİN KATINDA BİR GÜN SİZİN SAYDIKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR.
(Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 88)


Amr bin Yahya, ens hakkında elala' bin Zeyd'e bildirdik Allah ondan razı olsun dedi ki: Allah'ın Resulu dedi ki (S.A.V): DÜNYANIN ÖMRÜ AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. Yüce Allah dedi ki: Gerçekten senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir.[1]
(Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf ve Elluma fi Ecvibeti el'-Esile, Suyuti, sf. 10)

Ettaberani Elkebiyr de dedi ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Cafer bin Muhammedul Aryani'ye (veya uryani de olabilir) bildirdik (haber verdik) ikisi de dediler ki: Elveliyd bin Abdul Melik bin Serhul Sahrani'ye haber verdik, Süleyman bin Ataul Kureyşilharbi haber verdik, Sullemetu bin Abdillahil Cehni hakkında Amr bin ebi Şeceati bin Rabiil Cehni hakkında Eddehhak bin Zemlil Cehni dedi ki:

Bir rüya gördüm, onu Resulullah'a (S.A.V.) anlattım. Kendindeki sözü zikretti: Ya Resulullah birden ben seninle içinde yedi derece olan bir minberin (kürsünün) üzerindeyim, sen onun en yüksek bir derecesindesin, (S.A.V.) dedi ki: İçinde yedi derece olan minbere gelince, ben onun en yüksek bir derecesindeyim, DÜNYA İSE YEDİ BİN SENE ...(Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf ve Elluma fi Ecvibeti el'-Esile, Suyuti, sf. 10)


Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler.
Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.) 'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR.
(Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)


Ehl-i sünnet alimlerinden Hüsameddin el- Muttaki'nin eseri Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman kitabınında yer alan bu hadislere göre Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrünün 7000 sene olduğunu bildirmektedir. Yine birçok ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinde örneğin Muttaki Hazretlerinin, Kenzu'l-Ummal, h.no: 16459'da, Muhammed Tahir b. Ali el-Hindî
'nin eseri Tezkiretu'l-Mevduat, I/223'de, İmam Sahavî, el-Makasidu'l-hasene (Deylemi'den naklen), I/693, h.no: 1243.'de, El Munavî'nin Feyzu'l-Kadir, III/547; h.no: 4278 (Deylemi'den naklen) de, Bayezid Bistamî Hazretleri'nin Miftahu'l-Cifr adlı eserinde dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğu konusuyla ilgili hadislere yer verilmiştir. Bu da ehl-i sünnet alimlerinin ittifakla bu konuyu kabul ettiklerini gösteren çok açık bir delildir.

2. Yine büyük hadis alimlerinden ve Hanbeli mezhebinin kurucusu olan İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin birbirlerinden naklettikleri bir hadiste. Peygamberimiz (s.a.v.) kendine kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğunu bildirerek bir takvimin başlangıç tarihine dikkat çekmiştir:

Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti:

DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.
(Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)

Peygamberimiz (s.a.v.)'in, Dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna, Peygamberimiz (s.a.v.)'e kadar geçen zamanın 5600 yıl olduğuna yönelik olarak bildirdiği bu tarihleri belli bir takvime göre değerlendirmek gerekir. Ancak bu tarihler kesinlikle insanlık tarihinin başlangıcı olan Hz. Adem (a.s.)'ın dünyaya indiriliş tarihi olarak değerlendirilmemelidir. Günümüzde nasıl Peygamberimiz (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye hicreti Hicri takvimin başlangıcı, Hz. İsa'nın doğumu Miladi takvimin başlangıcı olarak kabul edilip tarihi hesaplamalar bu tarihlerin öncesi ve sonrası olarak yapılıyorsa Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet edilen bu 7000 yıllık vakit de onun döneminde milat olarak kabul edilen bir olaya göre verilmiş olabilir. Peygamberler tarihi boyunca meydana gelen; örneğin Hz. İbrahim (a.s.) ya da Hz. Nuh (a.s.)'ın doğumu, Hz. İbrahim (a.s.)'a peygamberlik görevinin verilmesi veya Hz. İbrahim (a.s.)'ın bir yerden bir yere hicreti ya da Hz. Nuh (a.s.)'ın gemiye binip tufanın başlaması ya da tufanın son bulması ya da başka peygamberlerin hayatlarında gerçekleşmiş benzeri başka birçok önemli olayın tarihini işaret ediyor olabilir. Burada önemli olan, Peygamberimiz (s.a.v.)'in söz konusu bu takvimin başlangıcı üzerinden bir hesap yaparak Dünyanın ömrünün bu takvime göre 7000 yıl olduğunu söylemesi ve kendisine kadar da bu başlangıçtan itibaren 5600 yıl geçtiğini net bir şekilde bildirmesidir.

Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ümmetin ömrünün Hicri 1500'ü geçmeyeceğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR...
(Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)

Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri'nin yaptığı açıklamada da ümmetin ömrünün Hicri 1500'leri geçmeyeceği belirtilmektedir:

"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."

(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89.)

Ümmetin ömrü ayrıdır dünyanın ömrü ise ayrıdır. Son 1000 yılın en büyük müceddidi Said Nursi Hazretleri Müslümanların Allah'ın emri gelinceye kadar hak üzerinde olacaklarını ve 1506'lara kadar galibane olarak devam edeceğini 1545 tarihinde ise kıyametin kopmasının muhtemel olacağını (Doğrusunu Allah bilir) ifade etmektedir:

"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."

"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder.
(Kastamonu Lahikası, s. 33)

Hem ehli sünnet alimlerinden Berzenci ve İmam Suyuti Hazretleri'nin hem de Üstad'ın Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet edilen hadisler doğrultusunda yaptıkları açıklamalara göre ümmetin ömrünün Hicri 1500'leri geçmeyeceği anlaşılmaktadır.

Vuruşlu Yıldızlar: Pulsarlar

Vuruşlu Yıldızlar: Pulsarlar

Vuruşlu Yıldızlar: Pulsarlar“Göğe ve Tarık’a andolsun Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir? (Karanlığı) Delen yıldızdır.” (Tarık Suresi, 1-3)

Kuran’ın 86. suresi olan “Tarık”, “tark” kökünden türeyen bir kelimedir. Kelimenin asıl manası, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmak anlamlarına gelir. Kelimenin en temel anlamı olan, “vuruş”, “şiddetle vuran” anlamları dikkate alındığında, bu surede çok önemli bir bilimsel gerçeğe dikkat çekildiği görülecektir. Bu bilgiye değinmeden evvel ayette bu yıldızları tarif eden diğer kelimeler şöyledir:

Yukarıdaki ayette geçen “ettariki” ifadesi, geceyi delen, karanlığı delen yıldız, gece doğan, delip geçen, vuran, döven, çalan, keskin yıldız anlamlarına gelir. Ayrıca ayette geçen “vav” ifadesi ile yemin edilerek, yemin edilen şeylerin -göğün ve Tarık’ın- önemine dikkat çekilmektedir.

Jocelyn Bell Burnell, 1967 yılında İngiltere Cambridge Üniversitesi’nde yaptığı araştırmalar esnasında, düzenli bir radyo sinyali yakalamıştı. Ancak o döneme kadar kalp çarpmasındaki gibi düzenli vuruşların kaynağı olabilecek bir gök cismi bilinmiyordu. Fakat 1967 yılında astronomlar, kendi ekseni etrafında dönen çekirdekteki madde yoğunlaştıkça yıldızın manyetik alanının da yoğunlaştığını ve böylece yıldızın kutuplarında Dünya’nın manyetik alanından 1 trilyon kat daha fazla kuvvet oluştuğunu belirlediler. Bu derece hızla dönen ve bu kadar güçlü bir manyetik alana sahip bir nesnenin, yıldızın her dönüşünde, koni şeklinde seyreden çok güçlü radyo dalgalarının oluşturduğu bir ışın yaydığını fark ettiler. Bir süre sonra söz konusu sinyallerin kaynağının, nötron yıldızlarının çok büyük bir hızda dönmeleri olduğu anlaşılmıştır. Keşfedilen bu nötron yıldızlarına “pulsar” adı verilir. Süpernova patlamalarıyla ölerek “pulsar” haline gelen bu yıldızlar, evrenin en ağır kütleli, en parlak ve en hareketli cisimleridir. Bazı yaşlı pulsarlar kendi çevrelerinde saniyede 600 kez dönerler. (First Double Pulsar Found)

Pulsar kelimesi, İngilizce’de “pulse” fiilinden türetilmiştir. American Heritage Sözlüğü’ne göre söz konusu fiil “düzenli ve ritmik vurma” anlamına gelir. Webster Sözlüğü ise aynı kelime için “hızla vurmak, kalp gibi atmak” anlamlarını verir. Yine American Heritage Sözlüğü’ne göre benzer köke ait bir başka fiil olan “pulsate” ise “ritmik olarak genişlemek ve büzülmek, vurmak”

İşte bu keşiften sonra Kuran’da “tarık” yani “vuruş” kelimesi ile ifade edilenin, pulsar ismi verilen nötron yıldızları ile büyük bir benzerlik gösterdiği anlaşılmıştır.

Süper dev yıldızların çekirdekleri çökerek nötron yıldızlarını oluşturur, bu küçük ve aşırı yoğunlukta, hızla dönen küre şeklindeki madde, yıldızın ağırlığının ve manyetik alanının çoğunu hapseder ve sıkıştırır. Hızla dönen bu nötron yıldızının oluşturduğu kuvvetli manyetik alanın, Dünya’dan tespit edilebilen güçlü radyo dalgalarının yayılmasına neden olduğu anlaşılmıştır.

Tarık Suresi’nin üçüncü ayetinde ise, delen, delip geçen, delik açan, aydınlatan anlamlarına gelen “ennecmu essakibu” ifadesi ile Tarık’ın karanlığı delip geçen parlak yıldız olduğu belirtilmiştir.

Tarık Suresi’nin ikinci ayetinde de, “Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir?”“edrake” ifadesi kavramayı, anlamayı ifade eder. Güneş’in birkaç misli olan yıldızların sıkışmasıyla oluşan pulsarlar, kavranması güç gök cisimleri arasındadır. Ayetteki soru ifadesiyle bu vuruşlu yıldızın kavranmasının zor olduğu vurgulanmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)

Görüldüğü gibi Kuran’da Tarık olarak tarif edilen yıldızlar, 20. yüzyılın sonlarında keşfedilen pulsarlarla büyük bir benzerlik içindedir ve bizlere Kuran’ın bir başka bilimsel mucizesini göstermektedir.
anlamlarını taşır. sorusundaki

Yusuf Suresi'nden Ahir Zamana İşaretler


Hz. Yusuf'un Hayatında Hz. Mehdi'ye İşaretler Vardır

Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdu ki: “BU İŞİN SAHİBİNDE (MEHDİ’DE) YUSUF’A BİR BENZERLİK VARDIR.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 189) (“Bu işin sahibi” yani, velayetin sahibi demektir. Bütün imamlarımız velayet sahibidir. Bununla birlikte mezkur hadislerimizde geçen velayetin sahibi sadece onikinci imamımız Hz. Mehdi aleyhisselam’dır. (Ç.))

"Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır Aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Bu GAYBETİN (MEHDİ’NİN) SAHİBİNDE DÖRT PEYGAMBERİN SÜNNETİ VARDIR:... Dedim ki: "HZ. YUSUF’UN SÜNNETİ NEDİR?" BUYURDU Kİ: "ZİNDAN VE GAYBET."... (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 190)

... SONRA HZ. MEHDİ ALEYHİSSELAM HZ. YUSUF’A BENZEMEKTE ve onun halkı gördüğünü ama halkın onu göremediğini ve Hz. Ali’nin de buyurduğu gibi gökten nida olunana dek onun görülmeyeceği kesindir. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 167)

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Kuran'ın Yusuf kıssasında anlatılan Hz. Yusuf’un hayatıyla, Hz. Mehdi'nin hayatı arasında çok büyük benzerlikler olduğu haber verilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in verdiği bu bilgi doğrultusunda Kuran ayetlerine bakıldığında, Hz. Mehdi ile ilgili hadislerle çok mutabık olayların yer aldığı görülür (En doğrusunu Allah bilir).

Hz. Yusuf, Yaşadığı Dönemin Mehdisi’dir

Allah Kuran'da, her dönemde insanlar için “hidayete yönelten bir elçi” gönderdiğini bildirmiştir. Bütün peygamberler hidayet ile gönderildiği, hidayete erdiren, vesile olan kişiler olduğuna göre, her peygamber birer Mehdi'dir. “Hz. Yusuf da yaşadığı dönemin Mehdisi”dir. Bu yönüyle de, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Hz. Mehdi'nin hayatıyla, Hz. Yusuf'un hayatı büyük benzerlikler göstermektedir.

Hz. Yusuf Gibi, Hz. Mehdi’ye de Allah Katından Özel Bir İlim Ve Hikmet Verilmiştir

Kuran'da Hz. Yusuf’a Allah Katından özel bir ilim ve hikmet verildiği bildirilmektedir:

"Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek..." (Yusuf Suresi, 6)

"... Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik..." (Yusuf Suresi, 21)

"Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz." (Yusuf Suresi, 22)

Kuran'da Hz. Yusuf ile ilgili olarak verilen bu bilgilerden, Hz. Mehdi'nin de sözlerin yorumunu iyi bileceği; özel bir ilim ve hikmet sahibi olacağı anlaşılmaktadır. Nitekim rivayetlerde de Hz. Yusuf gibi, Hz. Mehdi’nin de Allah tarafından kendisine verilmiş “özel bir güce sahip olduğu” bildirilmektedir.

“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir....” (Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77)

Büyük İslam alimlerinden Muhyiddin Arabi, eserlerinde Hz. Mehdi’nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğini şu şekilde belirtmektedir:

  1. Basiret sahibi olması
  2. Kutsal kitabı anlaması
  3. Ayetlerin manasını bilmesi
  4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
  5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
  6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
  7. İşlerin girift taraflarını bilmesi
  8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması

Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması (bilmesi) gaibi (gizli, görünmeyen) ilimlerden haberdar olması.

Hz. Yusuf Gibi Hz. Mehdi de, Belirli Bir Döneme Kadar Yaşadığı Toplumda Tanınmayacaktır

Ama Hüccet (Mehdi) halkı tanır, halk ise onu tanıyamaz. Tıpkı Yusuf gibi. Yusuf halkı tanıdığı halde onlar Yusuf’u inkar ederlerdi. Sonra Hz. Ali şu ayeti okudu: “Kullara yazıklar olsun, Resül onlara geldikçe onunla alay ediyorlardı.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162)

Yaşadığı toplumdaki insanlar Hz. Mehdi’nin üstün özelliklerini, yürüttüğü hayırlı faaliyetleri açıkça gördükleri halde, Hz. Mehdi ve cemaatini tam olarak fark edemeyeceklerdir. Hz. Mehdi’nin bu durumu Hz. Yusuf’un hayatıyla büyük benzerlik göstermektedir. Kuran’ın, “(Kuraklık başlayınca) Yusuf’un kardeşleri gelip yanına girdiler, ONU TANIMADIKLARI HALDE kendisi onları hemen tanıdı.” (Yusuf Suresi, 58) ayetiyle, kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanıyamadıkları, ancak Hz. Yusuf’un kendi kardeşlerini tanıdığı haber verilmiştir. Hadislerin işaretine göre, Hz. Mehdi de, aynı Hz. Yusuf gibi olacak; ilk başlarda o insanları görecek ama insanlar onu fark edemeyeceklerdir.

Hz. Yusuf Gibi, Hz. Mehdi de Kendisinden Ümidin Kesildiği Bir Dönemde Ortaya Çıkacaktır

"Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz."

Kardeşleri bir düzen kurarak Hz. Yusuf'u bir kuyuya atmış, babalarına da ‘Hz. Yusuf'u bir kurdun yediğini’ söyleyerek üzerine yalandan kan sürülmüş gömleğini getirmişlerdir. Babası bu anlatılanların bir düzen olduğunu anlamıştır. Ancak babası da, kardeşleri de uzun yıllar Hz. Yusuf'tan haber alamamışlardır. Daha sonra Allah, beklemedikleri bir zamanda, Hz. Yusuf'u Mısır’ın hazinelerinin başında “güç ve iktidar” sahibi olarak karşılarına çıkarmıştır:

(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim." (Yusuf Suresi, 55)

İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. (Yusuf Suresi, 56)

Bu ayetler, Hz. Mehdi'nin de çıkışından ümidin kesildiği, insanların “Mehdi” diye bir kimsenin olmadığı iddiasında bulundukları bir dönemde ortaya çıkacağına işaret etmektedir. Yine ayetlerin işaretine göre bu dönemde Allah Hz. Mehdi'yi, “güç ve iktidar sahibi ve tüm inananların manevi lideri olarak” ortaya çıkaracaktır. Peygamberimiz (sav) de bu durumu hadislerinde şöyle müjdelemiştir:

İnsanların ümitsiz olduğu ve "Hiç Mehdi falan yokmuş" dediği bir sırada Allah Mehdi'yi gönderir... (Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 55)

...Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar... (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 55)

Hz.Yusuf Gibi, Hz.Mehdi’ye Karşı da Kıskançlık Duyulacaktır

Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."
"Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
(Yusuf Suresi, 8-9)

Kuran'da kardeşlerinin Hz. Yusuf’a karşı büyük bir kıskançlık duydukları ve bu sebeple onu öldürmeyi dahi göze aldıkları bildirilmiştir. Bu amaçla ona zarar verebilmek için tuzak kurmuş, Hz. Yusuf'u bir kuyunun dibinde ölüme terk etmişlerdir. Ayette Hz. Mehdi döneminde de, bazı kişilerin Hz. Mehdi'ye karşı kıskançlık duyacaklarına ve bu sebeple ona cephe alacaklarına işaret etmektedir. Yine bu kişilerin, kıskançlık nedeniyle Hz. Mehdi'ye karşı mücadele veren karşıt güçler içerisinde yer alacakları ve Hz. Mehdi'yi etkisiz hale getirebilmek amacıyla ona bir düzen kurulacağı anlaşılmaktadır.

Hz. Yusuf Gibi Hz. Mehdi’ye de Haksızlık Yapılacaktır

Kuran'da Hz. Yusuf’a pek çok defa düzen kurularak haksızlık yapıldığı anlatılmıştır. Önce kardeşleri onu öldürme amacıyla bir tuzak kurmuş, ardından da yanında kaldığı vezirin hanımı Hz. Yusuf'a iffetine ilişkin iftira atmıştır. Bu konuyu bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:

"Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın...” (Yusuf Suresi, 9)

İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." (Yusuf Suresi, 10)

Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." (Yusuf Suresi, 16-17)

Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (Yusuf Suresi, 32)

Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Kuran'da Hz. Yusuf hakkında verilen bu bilgilerden, Hz. Mehdi'nin de ortaya çıkışından önce aynı şekilde çeşitli haksızlıklara maruz kalacağı anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav)'in aşağıdaki hadislerinde de Hz. Mehdi'ye pek çok kez haksızlık yapılacağı haber verilmiştir:

...Biz öyle bir ev halkıyız ki; Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim ehl-i beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra ehl-i beytim (soyum) bela ve mihnetlerle (eziyet, sıkıntı) karşılaşacaklar ve darba maruz kalacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

... (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve HAKSIZLIĞA MARUZ KALDIK (uğradık)." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Hz. Yusuf Gibi, Hz. Mehdi’ye de İftira Atılacak ve Tuzak Kurulacaktır

(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, YOKSA SANA BİR TUZAK KURARLAR. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (Yusuf Suresi, 5)

Sonra onlarda (YUSUF’UN İFFETİNE İLİŞKİN) DELİLLERİ GÖRMELERİNİN ARDINDAN, mutlaka onu belli bir vakte kadar ZİNDANA ATMAK (GÖRÜŞÜ) AĞIR BASTI. (Yusuf Suresi, 35)

Kuran'da, masum olduğuna dair deliller çok açık olmasına rağmen, yine de Hz. Yusuf’un haksız yere ve kasıtlı olarak suçlu gösterildiği bildirilmiştir. Bu durum Hz. Mehdi'nin de ortaya çıkışından önce çeşitli iftiralara, tuzak ve komplolara maruz kalacağına işaret etmektedir. Nitekim Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, “Hz. Mehdi'nin de yaşadığı toplumda zulüm, cefa, eziyet ve baskı göreceği” haber verilmiştir.

Ama Allah halkın nefislerine karşı ZULMÜ, CEFASI VE İSRAFI YÜZÜNDEN, onu (Mehdi’yi) halktan gizleyecektir. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162)

Hz. Yusuf Gibi, Hz. Mehdi’ye de Bir Kısım Kadınların Komplo Kurması ve Bir Kadının Hz. Mehdi’nin İffetine Yönelik İftira Atması

Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (Yusuf Suresi, 23)

Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi."...
(Yusuf Suresi, 25-26)

Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Kuran'da vezirin karısının, masum olduğunu bildiği halde Hz. Yusuf'un iffetine yönelik iftira attığı bildirilmiştir. Vezirin karısı, bu iftirasını güçlendirebilmek için şehirdeki birtakım kadınları da kendisine şahit tutmuştur. Ayetlerin işaretinden Hz. Mehdi'ye karşı da bir grup kadının birlik olup komplo kuracakları ve ona da, “bir kadına karşı suç işlediği iddiasıyla iftira atılacağı” anlaşılmaktadır. Hz. Yusuf kendisine kurulan bu komplo sebebiyle hapis cezasıyla cezalandırılmış ve uzun yıllar haksız yere hapiste kalmıştır. Bu durum, Hz. Mehdi'nin de, masum olduğu halde, bu tarz yalan ve uydurma bahanelerle haksız yere hapisle cezalandırılacağına işaret etmektedir.

Hz. Yusuf Gibi, Hz. Mehdi Devrindeki Yönetim de Onun Haklı ve Suçsuz Olduğundan Emin Olacak; Ama Bazı Siyasi Nedenlerle Onu Hapsetme Görüşü Ağır Basacaktır

Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Hz. Yusuf'un masum olduğu delillerden çok açık bir şekilde anlaşılmıştır. Ancak yönetici konumundaki kimseler bu delilleri çok aleni şekilde gördükleri halde, bazı siyasi sebeplerle Hz. Yusuf'a karşı kurulan düzeni kabul etmiş ve onu suçlu bulmuşlardır. Hz. Yusuf'un bu durumundan, Hz. Mehdi'nin de kendisini savunmak ve haklı olduğunu ispatlamak için çok güçlü deliller sunacağı, ancak yönetici konumundaki kişilerin bu açık delillere rağmen bazı siyasi sebeplerle onu hapisle cezalandıracakları anlaşılmaktadır.

Hz. Yusuf Gibi Hz. Mehdi’nin de Gaybet (Hapis) Dönemi Olacaktır

Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." (Yusuf Suresi, 15)

... böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42)

Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık Aleyhisselam'dan duydum ki: Şöyle buyurdu: "Bu işin sahibinde (Mehdi'de) Yusuf'a bir benzerlik vardır." Şöyle arzettim: "Sen bize bir GAYBETİ (hapsi) veya HAYRETİ bildiriyor gibisin."

Hz. Yusuf ilk olarak kuyuda, daha sonra da uzun yıllar boyunca bir zindanda hapsedilmiştir. Yusuf aleyhisselam biri kısa diğeri uzun süre, iki defa insanların gözünden kaybolmuştur. Birincide, Yusuf (as) kuyuya bırakılmış, kısa bir süre sonra oradan geçen kafile onu oradan çıkarmış, ikincide ise haksız yere zindana atılmış, uzun bir müddet orada kalmıştır. Fakat sonradan masumluğu anlaşılarak, zindandan da çıkartılmıştır.

Hz. Mehdi de Hz. Yusuf gibi hayatının çeşitli dönemlerinde pek çok kez hapsedilecektir. Ancak aynı Hz. Yusuf gibi Hz. Mehdi'nin de masum olduğuna dair deliller çok açık olacaktır.

Rüyasında Onbir Yıldız, Güneş ve Ay’ın Hz. Yusuf’a Secde Etmeleri, İslam Dünyasının Hz. Mehdi’nin Manevi Liderliği Altında Toplanmasına İşaret Etmektedir

"Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) ONBİR YILDIZ, GÜNEŞ’İ VE AY’I gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (Yusuf Suresi, 4)

" (Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (Yusuf Suresi, 5)

Hz. Yusuf, rüyasında Yıldız, Güneş ve Ay’ı kendisine secde ederlerken görmüş, ilerleyen yıllarda da Allah, Hz. Yusuf'u Mısır’a yönetici kılmıştır. Bu durum Hz. Mehdi'nin hayatına yönelik de çok önemli işaretler içermektedir. Bilindiği gibi genellikle İslam ülkelerinin bayraklarında Yıldız, Güneş ve Ay amblemleri yer almaktadır. Hz. Yusuf ile ilgili bu ayetlerin işaretinden, İslam ülkelerinin Hz. Mehdi'nin manevi liderliği altında toplanıp birlik olacakları, Hz. Mehdi'nin de bu şekilde tüm Müslümanların manevi lideri olacağı anlaşılmaktadır.

Yusuf Suresi’nde Ahir Zamandaki Ekonomik Krize de İşaretler Vardır

(Zindana gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan)... Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar."
Dedi ki: "Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın."
(Yusuf Suresi, 46-47)

Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
(Yusuf Suresi, 48-49)

Ayetlerde, hapiste olduğu sırada Hz. Yusuf’tan, dönemin hükümdarının gördüğü bir rüyayı yorumlamasının istendiği bildirilmiştir. Hz. Yusuf bu rüyanın “uzun süreli ekonomik bir zorluğa” işaret ettiğini söylemiştir.

Peygamberimiz (sav)'in Hz. Yusuf’un hayatında Hz. Mehdi'nin hayatıyla benzerlikler olacağını bildirmiş olması, o dönemdeki gibi Hz. Mehdi'nin çıkışından önce de yeryüzünde ciddi boyutlarda bir ekonomik kriz yaşanacağına işaret etmektedir. Ayette işaret edilen ekonomik sıkıntının, günümüzde dünya çapında yaşanan büyük ekonomik kriz olması kuvvetle muhtemeldir (en doğrusunu Allah bilir).

Yine Hz. Yusuf’un “kuraklığı zorlu yedi yıl” sözleriyle bahsettiği kıtlık ve ekonomik zorluk yılları, 2007 ve 2008 yıllarına işaret ediyor olabilir (en doğrusunu Allah bilir).

Hz. Yusuf, “inek ve buğday”dan bahsedilen rüyayı yorumlamış ve o dönemde yaşanacak ekonomik zorluğa karşı, “tarıma önem verilmesinin çözüm olacağını” söylemiştir. Bilindiği gibi “inek ve buğday”, tarım ve hayvancılığın en önemli kalemleridir. Dolayısıyla Hz. Yusuf’un yaptığı yorumdan, “ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çıkışından önce yaşanacak ekonomik kriz sırasında da, tarım ve hayvancılığa önem verilmesinin çözüm olacağı” anlaşılmaktadır.

Ayetlerin işaretinden bu ekonomik krizin “blok olarak tek bir dönem” ya da “tekrarlı bir dönem” de olabileceği anlaşılmaktadır.
(Yusuf Suresi, 90)

NAZİ'LERİN GİZLİ KİTABI: Oktan keleş'in anlatımıyla..

12 Ekim 2009 Pazartesi

Ruhsal Enerji İstemeye Bağlanmıştır


Ruhanî gücümüz bizi kuşatan ruhsal enerjiyle beslenir ve ruhsal enerjimizin gelişmesi, tüm kimliğimizin gelişmesinin vesilesidir. Dua etmeyenler, ruhsal enerjiye kapalıdırlar.

Evren, sınırsız güneşe açılan pencereler gibidir. Evrendeki her oluş, o sınırsız enerjiden beslenerek gerçekleşir.

Güneş, açılan pencereden girecek; pencereyi genişlettiğinizde ışığın hacmi artacaktır.

Evrenin Yaratıcısı her varlığa özel bir doğa (fıtrat) vermiş; her şeyi bir kalıpla çevrelemiştir. Her varlık o doğa üzerine doğar, büyür ve ölür. İnsan dışındaki canlıların fiziksel ve ruhsal doğası, kesin hatlarla tamamlanmıştır. Onlar pencerelerinin boyutlarını değiştiremez. İsteklerini kendi iradeleriyle geliştiremezler. Çağlar boyunca süt veren inek, asla bal vermeyi öğrenemez.

İlâhî ışık, bir gül çiçeğinde ne kadar yansırsa, diğer gül çiçeğinde de o kadar yansıyacaktır. Asırlar geçer ve ağustosböceği-nin ruhanî penceresinden hep aynı miktarda ışık geçebilir. Bir arı çiçeğe kavuşmak istiyorsa, onun çocukları olan diğer arıların hayatları da sadece çiçeğe kavuşma dualarıyla geçecektir. Bitkiler bu çağda ne kadar güzelse, gelecek çağlarda da o kadar güzel olacak.

Ancak insan ruhu, diğer canlıların aksine, gelişip değişmeye müsait yaratılmıştır. Bir gürgen çekirdeğinden hep gürgen ağacı gelişecektir. Oysa, bir insan çekirdeğinden isyankâr bir Firavun da çıkabilir; yüce bir Peygamber de yetişebilir.

Ruhunuzu açarsanız, İlâhî ışıklar kimliğinize doluşacaktır. Ruhunuzu ışığa açmanızın tek yolu, istemenizdir. Yüzeysel ve duygusuz istediğinizde, ruhunuzun penceresi küçücüktür. Gözyaşlarıyla ve muhtaç bir yürekle dilediğinizde, ruhsal enerji fırtınalar hâlinde ruhunuza akar. Kalbinizi ruhsal enerjiye, ışığa, feyze, nura açtığınız an, kalbinizden yüksek isteklerin geçtiği andır. Kimilerini hastalarına uzaktan bir ayna gibi tutarak, sağlığa aracılık yapmaya çalışıyorlar.

Ellerinizi açarak, secdeye kapanarak ya da boynunuzu iki büklüm önünüze eğerek de olsa benzer sonuçlara ulaşıyorsunuz: Reiki felsefesinde enerji istiyorsunuz; İslâm dininde nur (ruhsal ışık) talep ediyorsunuz. Sonra da nurlanan bedeninizi kuşatan devreyi, ışıklanan ellerinizi yüzünüze sürerek tamamlıyorsunuz.

2.700 hasta üzerinde yapılan 23 bilimsel araştırma, kendilerine haberleri olmadan dua edilen hastaların yüzde 57'sinde, ağrının azalması ve iyileşmenin hızlanması gibi etkiler ortaya çıkarmıştır..35 Dua ettiğinizde, yaratılan iyileştirici enerji hedefine ulaşıyor ve etkisini gösteriyor. Ateist36 düşünürlerden Dan Barker, bu durumu plasebo37 etkisi olarak tanımlıyor. Duayı dinleyen ve isteneni yaratan Tanrı olmasa bile, aynı kendini sevdiklerine bağlı hisseden her hastada ortaya çıkacağını savunuyor.

pr pranklin Loehr gibi araştırmacılar, bu teze itiraz ettiler. Eğer dua bitkilere ve hatta cansızlara da etki ediyorsa, Parker'ın iddiası doğru olamazdı. Nitekim, bir grup bitki için 0ıurnlu, diğer grup bitki için de olumsuz yaptılar. Olumlu dua yapılan bitkilerin her defasında daha hızlı filizlendiğini ve daha gür yetiştiğini belirlediler. r-Ardından canlı bitkiler yerine, onları sulamada kullandıkları cansız suya dua ettiler. Dua edilen suyla beslenen bitkilerin filizlenmesi dua edilmeyen suyla beslenenlerden daha canlı ve hızlı gerçekleşiyordu. Bu deneyleri defalarca tekrarladılar ve hep aynı sonucu aldılar. Bu durum, duayla akan enerjinin, sadece insanların sağlıklarında değil, canlı bitkilerin ve cansız maddelerin üzerinde de etkili olduğunu ispatlamaktadır.

Evrenin ruhsal boyutunda (melekût), dua, nur, ruh ve melekle kuşatılmayan noktalar karanlıktır; yokluktur. Gözlerimiz maddenin ardına bakabilseydi, zifirî karanlığa yayılan melek kafilelerinin ışık nehirleri hâlinde akıp gittiklerini; semalar arasında şimşekler gibi çakışıp durduklarını görebilecektik. Sonra da dünyayı, her tarafı güneşlerin ışıklarıyla çevrili bir küre hâlinde algılayacaktık.

Ötelerden dünya zeminine şimşekler gibi ruhsal ışıklar akıp durmaktadır. Devamlı ve belki de milyarlarca kez... Kimi ! ışıklar belki sicimler gibi inceciktir... Kimileri birkaç saniye sürmektedir. Sonra kimi köşelerdeki duygulu yaşlıların kalplerine j sürekli akan aydınlatıcı ışıklar göreceksiniz.

Ardından bir şimşek çakar ki, diğer tüm ışıkları gölgede bırakarak gözleri kamaştırır. Muhtemelen o anda masum bir kalp, uğradığı acımasız zulüm karşısında İlâhî yardım dilemiştir. Sonra bir güneş yükseliyordur sanki... Bir veli | öyle yüksek bir kalple dua etmektedir ki, ruhanî bulutlardan süzülen ışık, dünyanın tüm ruhsal boyutunu aydıntatmaktadır.

Ruhsal evrenin bu inanılmaz görüntüsü, ibadet eden Müslümanın hayatına şöyle yansır: "Namaz kılan için şu üç özellik vardır: Gökten tut, ta başının tepesine kadar sevap saçılır. Gökten ta ayaklarına kadar melekler kendisini kuşatır. Eğer namaz kılan, o esnada kiminle konuştuğunu bilseydi, yüzünü kıbleden çevirmezdi."39

Ruhsal evrende hayalen kendimizi gözlemleyelim: Karanlıkta mıyız? Kalbimize bağlanan bir ışık yok mu? Arada sırada olsun... Yanıp sönen ateş böcekleri gibi olsun... Hiç mi ışığımız yok?

35 Annals of Intemal Medicine 2000;132:903-910
36 Yaratıcının varlığını reddeden ve yokluğunu iddia eden, tanrıtanımaz.
37 Plasebo, hastaları iyileştireceği telkiniyle verilen kimyasal etkisi olmayan boş ilâçlara denilmektedir.
38 Detay için Bkz. Debra Williams, "Scientific Research of prayer: Can the power of prayer be proven?",
39 Câmiü's-Sağîr, Hadis no: 7349

Dr.Muhammed Bozda

MANTRA (ZİKİR)


Bir kelimenin ritmik bir şekilde tekrarlanmasına Uzak Doğuda mantra, tasavvufta ise zikir deniyor. Zikirden kasıt öncelikle belli
kelimelerin ritmik bir şekilde tekrarlanmasıdır. Bu kelime
tekrarlarının yüzde 70'i su olan insan bedenin de ne kadar güçlü
sonuçlar doğuracağı Japonların "MUCIZE SU" deneyi ile ispatlandı.
Bununla beraber bu kelime dizinleri arasin da en yogun manalara
Allah'ın isimleri mevcut olduğu için esmaları mantra etmenizi
öneririm.


Zikir önce dil ve iç sesle belli kelimeleri tekrar ederek olur.
Bundan sonra dil kalbe iner ve kalbi zikir baslar. Arifler için asıl
zikir de bu esnada başlar, zira AŞK DİLDE DEĞIL KALPTE YAŞANIR... KALBİ zikri açmak gerekirse diyebilirim ki; hiç bir aydınlanma ve dünyalık keyfiyetin yaşanmadığı aşıkların seviştiği bir haldir, bunu sadece yaşayan bilir....

Kalbi zikre, Arifler tefekkürü zikirde der ki, hadis de geçen:

"Bir saatlik tefekkür bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır.
"Bir saatlik tefekkür yetmiş yıllık ibadetten daha hayırlıdır..."
"Bir saatlik tefekkür bin yıllık ibadetten daha hayırlıdır."

keyfiyetler yaşanmaya başladığı noktadır...

Mesela "Eşsiz ve sonsuz güzellik sahibi Allah" manasına gelen CEMİL ismini zikir edildiğini düşünelim.. Önce dil ve iç sesle CEMİL ismini zikir ederken belli bir yoğunluktan sonra dilin kalbe iner de tefekkürü zikre geçersin. Kalbin, CEMİL derken, bütün varlikların maddi, manevi simalarına pencereler açıp Allah'ın eşsiz güzelliğini ve misilsiz suretlerini görüp o akil hayal almaz cennet güzelliklerinin içine girip dersin ki : "YA RABBI, SENIN CEMILI SURETINI BIR SAAT GÖRMEK İÇİN BÜTÜN CENNET NİMETLERINDEN VAZ GEÇMEYE HAZIRIM.." İşte, bu
nedenle Kerem, Aslı'da Allah'ın suretlerinden bir suretini gördü de
aşkından yanıp yok oldu... Onun cemalini bir an gören yıkılıyor,
bitiyor, yok oluyor, dünya dar geliyor da Kerem olup semada yasamaya başlıyor...
Bu arada CEMİL isminin zikri insani suret ve içsel olarak
güzelleştirme etkisine sahiptir. Özellikle, simalarına önem veren
bayanlara bu ismi meditasyonların da mantra etmelerini öneririm...


Esmalar paha biçilmez bir hazinedir... Eğer rızık konusunda bir darlık yaşıyor.rızkının genişlemesini istiyorsan REZZAK, MUĞNİ , GANİ yada , KERİM gibi isimlerden birini yada bir kaçını seçiyorsun. Eğer iradende bir zayıflık varsa Allah'ın irade ismi olan MÜRİD ismini zikir ediyorsun ve dört ayın sonunda geçmişte yapamadığın pek çok işi yapar oluyorsun...
Neyin eksikliğini çekiyorsan esmalar sana bu konuda yardımcı oluyor..
Çünkü Rabbin, seni kendi esma terkibinden yaratmış, formulüze
etmiştir... İşte sende doğum sırasında Yıldızlar yolu ile taktir
edilen esmalarında az açılmış yada dengesiz bir şekilde açılan varsa
zikir yollu bunu değiştirebiliyorsun... Diyelim ki doğum esnasın da
Yıldızlardan aldığın etkilerle KAHHAR esması sende dengesiz bir
şekilde açılmışsa çabuk sinirlenen biri olmuşsundur.. Allah'ın,
hoşgörü, yumuşaklık gibi manalarına gelen HALİM esmasını zikir ettiğin taktirde insanlara karşı daha yumuşak olup KAHHAR esması senin tertibinde dengeleniyor....


Esmaların uygulanmasında iki temel unsur vardır

Birincisi ; sonuç almak için süreklilik esastır; Adamın biri varmış
yapacağım deyip bir türlü yapamıyormuş sonra bu iradesizliğin
sıkıntısı içinde gezerken bir mağaraya girmiş. Mağaranın içinden akan su damlalarının yerde koca bir delik açtığını görünce anlamış ki ;
"TAŞI DELEN SUYUN KUVVETİ DEĞİL SUYUN SÜREKLİLİĞİDİR". Demek istediğim o ki bir gün üç saat yapıp iki gün yapmamak yerine her gün yarım saat yap ama her gün yap, yani sürekli yap.
İkinci olarak; işlerinizin yoğun olduğu zamanlarda otobüste giderken, yolda yürürken bile yapabilirsiniz. Sessiz bir ortam konsantrasyon için faydalıdır ama zorunlu değildir zira beyin aynı anda iki şeyi algılayabilir. Yani siz yürürken VEDUD - VEDUD - VEDUD dediğinizde beyin bunu algılar. Önemli olan o kelimeyi tekrarlamanızdır....


İnansanda inanmasanda manasını bilsende bilmesende ritmik bir şekilde tekrarlanan kelime dizinleri DNA yı programlayacak tek çalışmadır.
Neden mi ?


Japonlar sanıyor ki; sadece suyun hafızasını bulduk!.. Ama bilmiyorlar ki bulduklari şey hayal dunyalarina sığmayacak bir değerde;

Insan bedenin yüzde 70'i su...
Bedende ki suyun içinde ne var ?
- Hücre
Hucrenin icinde ne var ?
- Çekirdek
Çekirdeğin içinde ne var ?
- DNA

Dolayısı ile su programlanırsa DNA programlanr... 4 ay her gün
esmalardan birini yarım saat zikir et göreceksin...

Ama burada şunu hatırlatmak isterim bu esmaları zikir ederken
sebeblerde yapışmak lazımdır. Zira gökte verecek bir tanrı yok..
Mesela ALİM ismini zikir ediyorsun diyelim, bu isim beynindeki ilimle ilgili noronları uyaracak kuvvetlendirecektir. İşte sen beyninde açmış olduğun bu alanı kullanabilmek için sebeblere yapışıp ilimle meşgul olman gerekir. Yoksa ALİM ismini yüzbinlerce kez zikir et,
kullanmadıktan sonra ne işe yarar ki...


ALLAH sonsuzdur ama Evrende esma olarak tecelli eder... Mesela mahlukata rızık vermek istediğin de REZZAK ismi ile, türlü türlü nebahetin bahar da tazelenip güzelleşmesin de CEMİL ismi ile, çekirdeğin yeşerip ağaç olmadan önce tasarlanmasın da ALLAM'UL GUYUB ismi ile tecelli etmesi gibi... İşte bütün esmalar, ALLAH'ın mahlukata karşılıksız olarak tek taraflı vermesinden söz ederken sadece "AŞK kaynağı ; çok seven ve sevilen" manalarına gelen VEDUD esması ALLAH'ın mahlukatla iki taraflı
bir ilişkisini anlatır. Zira hem sevmek istiyor hemde sevilmek...


KEREM, ASLIYA, AĞAC MEYVASINA, BAHAR GÜNEŞİNE SADAKETİNİ VEDUD İSMİNİN CİLVESI İLE İFADE EDER.....

Muhabbet, sevgidir... Evrenin oluşmasının yegane nedeni ALLAH'ın
mahlukata duyduğu muhabbetten kaynaklanır.. Öyle ki; her bir atom
tanesi birbirine muhabbetin getirdiği korkunç sadakatle döner durur....
O halde sadakatin olmadığı aşk, beşeri bir hevesten ibarettir ancak;
seven sevgilisi ile öyle meşguldür ki, baktığı her yerde sevgilisinin
hüsnü cemali tezahür eder de en sonunda insanlar der ki: SEN
KAYBOLMUŞSUN SEVGİLİNDE, SEVGİLİN KALMIŞ YALNIZCA SENDE...
KEREM'IN ASLIDA GÖRDÜĞÜ SADECE O'YDU

Halk gafletinden dolayı Kerem'in bir kadın peşinde koştuğunu düşünür.
Ama Arif olan bilir ki : " Aslı suretinde Kereme görünen O'dur."
Şüphesiz ALLAH kendi güzelliğini bir suretten gösterdiği zaman yana yakıla peşinden gider de en sonunda KEREM'e ne oldu dendiğin de Aşkından yanıp külleri semaya savruldu denir....

AŞKTA KORKUNÇ BIR SADAKET VARDIR BU NEDENLE ALLAH KISKANÇTIR...

Resule soruyorlar Zina yani "kendi heva ve hevesine yönelik hormonel bazda yaşanan yapay sevgiler" neden günahtır. Resul der ki: "ALLAH KISKANÇTIR..." Tabi ki ALLAH'ın kıskanması beşeri kıskanmadan ziyade VEDUD isminin ALLAH'ın mahlukatla iki taraflı bir ilişki içerisin de olmasından kaynaklanıyor. Yani insan gerçek sevgi yerine yapay sevgileri yaşaması ALLAH'ı KISKANDIRIYOR!... Zaten bu nedenle VEDUD
ismini mantra edenler gerçek sandığı bütün sahte iliksilerin de bir
kopma yaşıyor, ayrılıkları birbiri ardına geliyor...

VEDUD İSMİNİN MANTRA EDİLMESİ....
VEDUD isminin mantra edilmesi kişinin beynindeki sevgi nöronlarını güçlendirip, gerçek sevgiyi yaşamasına dair idrak'ın oluşmasın da yardımcı olup bütün dünyasını sadece sevgi haline getirir...

8 Ekim 2009 Perşembe

KUR'AN AYETLERİYLE: KARADELİKLER


KUR'AN DA KARADELİK

Sana, Saatin(Kıyamet'in) ne zaman demir atacağını(gerçekleşeceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabbimin yanındadır. Onun vaktini, Allah'tan başkası ifşa etmez. 'Gökler-Arz'(Evren), ağırlaştı('kritik kütle'ye yaklaştı). Saat(Kıyamet), size ansızın gelir." Sanki sen, (Kıyamet'in vaktinden) haberdarmışsın gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler."

[ARAF (7)/187]

'Gökler-Arz'(Evren), başka bir 'göklere-Arz'a (Cennet ve Cehenneme), dönüştürüldüğü gün(Kıyamet Günü), onlar, Tek ve Kahhar olan Allah için, ortaya çıkacaklardır.

[İBRAHİM(14)/ 48]

O (Kıyamet) günü Biz, 'Göğü', kitabın sahifelerini dürüp-büker gibi, bükeriz. ('Büyük Patlama'yla) ilk önce yaratmaya başladığımız gibi, yine onu, (hiper karadelik tekilliğinde), iade ederiz. Bu, Bizim üzerimize bir vaattir. Elbette Biz, bunu yapacak olanlarız.

[ENBİYA (21)/104]

Allah, 'Göklerin-Arz'ın (Evren'in) 'Nuru'dur. 'Allah'ın Nuru'nun misali, 'Oyuk' içinde bulunan bir 'Lamba' gibidir. Lamba, bir sırça içerisindedir ve sırça, sanki 'incimsi bir yıldız'dır(kuasar yıldızı gibi). O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan, mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da, onun yağı, 'ışık' verir. (Bu), Nur üzeri Nur'dur. Allah, kimi dilerse, onu Kendi Nuru'na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimi'dir.

[NUR (24)/35]

Güneş de, kendisi için (takdir edilmiş) olan, 'karar yeri'ne doğru akıp gitmektedir. Bu, Aziz ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.

[YASİN (36)/38]

Her şeyin melekûtu(maddenin en temel yapıtaşı-özü) elinde bulunan (Allah), ne Yücedir! Sizin dönüşünüz O'nadır.

[YASİN (36)/83]

Onlar, Allah'ın Hak Kadrini, takdir edemediler. Oysa Kıyamet Günü, Arz, tamamen O'nun kabzasındadır(elindedir). Gökler de, O'nun sağ eliyle, 'dürülüp-bükülmüş'tür. (Allah), onların koştukları şirkten, münezzeh ve Yüce'dir.

[ZÜMER(39)/67]

'Sarmal yollar ve yörüngeler' sahibi Göğe andolsun!

[ZARİYAT (51)/7]

Ve Biz, her şeyden 'iki eş(çift)' yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.

[ZARİYAT (51)/49]

Çöktüğü zaman yıldıza andolsun!

[NECM(53)/1]

Ey cin ve insan toplulukları, eğer göklerin ve Arz'ın sınırlarından, nüfuz etmeye(aşıp-geçmeye) güç yetirebilirseniz, yapın! Nüfuz edemezsiniz, ancak bir 'sultan'(üstün bir güç) müstesna.

[RAHMAN (55)/33]

O zaman ki, Gök yarılır, yağ gibi kızarmış olur.

[RAHMAN (55)/37]

Hayır, yıldızların çöktüğü yere(karadeliğe) yemin ederim.

Şayet bilirseniz, bu azim(büyük) bir yemindir.

[VAKIA(56)/75-76]

Muhakkak onlar, o (Kıyamet) gününü, uzak görüyorlar.

Biz ise, onu, yakın görüyoruz.

O gün Gök, 'kızgın zeytinyağı' gibi.

Dağlar da, 'atılmış yün' gibi olur.

[MEARİC(70)/6-9]

Gök, 'yarılıp-çatlamış' ve (Allah'ın) vaadi yerine gelmiştir.

[MÜZEMMİL(73)/18]

"Kıyamet Günü ne zamanmış" diye soruyor.

O zaman ki, göz 'kamaşıp-kayar'.

Ay kararır.

Güneş ve Ay birleşir.

[KIYAMET(75)/6-9]

Yıldızlar 'söndürüldüğü' zaman!

Gök, 'çatlayıp- yarıldığı' zaman!

[MÜRSELAT(77)/8-9]

Güneş, 'körleştirildiği' zaman!

Yıldızlar, 'söndürüldüğü' zaman!

Dağlar, 'yürütüldüğü' zaman!

[TEKVİR (81)/1-3]

Denizler, 'kaynatıldığı' zaman'

Nefisler, 'birleştiği'(eşleştiği) zaman!

[TEKVİR (81)/6-7]

Gök, 'soyulup-söküldüğü' zaman!

[TEKVİR (81)/11]

Hayır! Yemin ederim 'Hunnasa' (Karadeliğe)!

'Künnasın' civarına (Kozmik Süpürge'ye-Olay Ufku'na)!

[TEKVİR (81)/15-16]

Gök, 'çatlayıp-yarıldığı' zaman!

Gezegenler, 'dağılıp-saçıldığı' zaman!

Denizler, 'kaynatıldığı' zaman!

[İNFİTAR (82)/1-3]

Göğe ve 'Tarık'a (burgulu yola) andolsun!

Nedir 'Tarık' bilir misin?

'Delik yıldız'dır (karadelik)!

[TARIK (86)/1-3]

'Dönüşümlü' olan Göğe andolsun!

[TARIK (86)/11]

De ki: "İnfilakın(patlamanın) Rabbine sığınırım!"

[FELAK(113)/1]

Ve çöktüğü zaman, karanlığın şerrinden!

[FELAK(113)/3]