Bu Blogda Ara

27 Mayıs 2008 Salı

KUR'AN'IN FIZIK MUCIZELERI


Kur'an'in bilimsel mucizeleri saymakla bitmez. Süphesiz bunlarin fark edilmeleri için engin bir fizik bilgisine ihtiyaç vardir. Zaten evrenin yaradilisindaki saheser san'at, bir yandan âhengi, bir yandan matematik ve fizikle ihtisami sergilemektedir.

Bu gerçek açidan bakinca fizik Allah'in bir kader sistemidir. Bazi kit düsüncelilerin sandigi gibi fizik. Bir madde ilmi degil, evren nizamidir. Çesitli kitaplarimizda, bir çok âyetlerin yorumunda, bu fizik inceliklere degindik.

Bu kitabimizin konusu içinde evrendeki temel fizik yasalarini dile getiren 4 âyeti açiklamak istiyorum.

Bu gün, modern fizigin en zirvedeki bir bilim adamina sorsaniz.

— Evrendeki en önemli fizik yasalari hangisidir? Deseniz, verecegi cevap:

1. Parite (zid esler) gerçegi,

2. Gravidasyon ve jiroskobik hareket,

3. Black Holes olayi,

4. Zaman kavrami ve tachyonlar olacaktir.

Iste biz, Kur'an'in fizik mucizeler bölümünde bu 4 önemli olayi açiklayan 4 âyetin yorumunu verecegiz:

A) PARIE GERÇEGI VE KUR' AN

Modern fizigin temel gerçeklerinden biri Parite (Fr.); Parity (ing.) dir.

Tüm varliklarin zit esler halinde birlikte yaratilisini ifade eden bu kural, tüm fizik olaylarin temelinde yatan bir gerçektir.

Parite'yi günlük hayatimizda kabaca elektrigin müspet-menfisinde, miknatisin kuzey ve güney kutuplarinda fark ederiz.

Günümüzün fizik bilginleri Cari David Anderson'un pozitronu kesfetmesini fizik bilimleri açisindan doruk noktasi sayarlar. Zira bu sayede günümüzün en büyük 5 fizikçisinden biri sayilan Dirac Parite gerçegini bulmustur.

Dirac söyle demektedir: Bir kuant (enerji birimi) belli bir yönde mekân ilgisi kurar, bir spin (uydu hareketi) hareketi yaparsa zid yönde ayni vasifta baska bir kuant dogar.

Yani her varlik zid ikizi ile birlikte dogar. Bu çift olusun en ünlü örnekleri:

Elektron zid ikizi pozitron,

Proton zid ikizi anti proton.

Nötron zid ikizi anti nötron,

Nötrino zid ikizi anti nötrino,

Madde ve anti madde kavramlarina yol açan her gerçegin saptirilmis, abartilmis hayali yönleri, fizik ve dolayisiyla konumuz disindadir.

Simdi bu temel bilginin isigi altinda Yâsin Sûresinin: 36 nci âyetini okuyalim: (Sûre 36, Âyet 36):

“O Subhan ki,

her seyi çift yaratmistir;

arzin çikardiklarindan

ve nefslerinizden

ve daha nice bilmediklerinizden...

Âyeti biraz daha açarsak:

O Allah subrandir (her türlü kayittan münezzehdir). Her varligi ise çift yaratmistir. Bu çift yaratilma olayini âyet üç noktada özetliyor:

a) Arzin bitirdiklerinden,

b) Kendi nefslerinizden,

c) Daha nice bilmediklerinizden çift yaratmistir.

Çift (Ezvac) deyiminin Latince karsiligi Parite’dir. Nitekim âyetin ikinci maddesi çift kavramina insanin örnek verilmesi ile zid esler kast edildigini (Erkek-Disi) vurguluyor.

Ayet yalniz (a) ve (b) yi kapsasa idi; ki normalde akla böyle olmasi gelir; o zaman, parite gerçegi ile ilgi kuramayacaktik.

Hâlbuki âyetin basinda, «her seyden çift yarattik» diye basliyor ve (c) sikkinda «daha nice bilmedikleriniz- den çiftler (zid esler) yarattik» buyuruyor.

Özellikle «arzin çikardiklarindan baska daha nice esler yarattik» buyrulmasi ve bunlarin «nice bilinmeyenler» tanimi ile vurgulanmasi, çok açik ve net bir sekilde parite gerçegini beyandir.

Ikinci maddede «arzdan çikanlar, arzdaki çiftler disin da bilmediginiz nice çiftler yarattik» diye buyrulmasi. Parite gerçeginin evren içinde geçerli oldugunu bildiriyor; ki modern fizikdeki parite de bu istikamettedir.

Arzin çikardiklarindan kasdin bitki olmadigi asikârdir. Eger öyle olsaydi baska deyim gelecekdi. O halde âyet parite gerçegine tam bilimsel bir tanim getiriyor. Söyle ki siz zid esleri 3 grubda göreceksiniz:

a - Nefslerinizdeki çiftler (zid esler); bu hüküm canlilar için geçerli paritelerdir.

b - Arzdaki gördügünüz çiftler (zid esler); iyonlar, elektriksel ilgiler, manyetik kutuplasmalar; yani maddenin kaba yapisindaki tüm çift esler olaylari.

c - Bilmediginiz ve arza özel olmayan parite ilgileri; ki bunlar bugün için bildigimiz kadari ile:

1 - Kuantin manyetik eksenlere göre çift yönde spin ilgileri.

2 - Enerjinin emilip salinma olaylari, Bu gerçegi henüz laboratuarlara getirebilmis degiliz; ancak uzayda Quasar ve Black Holeslerde görebiliyoruz.

3 - Cazibe ile ona karsi gelen Jiroskobik dönme kuvveti.

4 - Boyutlar arasindaki çift oluslar; özellikle zaman boyutu ile diger boyutlardaki zid eslikler (Kaziref ve Einstein teorileri) ve daha nice bilmedigimiz çiftlerin sirri. Âyet-i Kerimenin hikmetleri elbette bunlardan ibaret degildir.

Bunlardan bir iki örnek vermek istiyorum. Konumuz disi olmasina ragmen Kur'an'daki bir âyetin ne genis kapsamli oldugunu göstermek açisindan bu ek açiklamayi gerekli gördüm:

Arzin çikardiklari çiftler; yani zid eslerin kapsaminda birbirine benzeyen zid kökenli elementler özellikle önemlidir. Bu çift olus sirri birçok yönlüdür.

Meselâ tam zid karakter açisindan metal ve ametaller söz konusudur.

Zahirde çok benzemesine karsilik fizik karakterleri tam tersidir. Bizmutla demir gibi. Biri manyetik kuvvetleri yaklastirir digeri uzaklastirir.

Diger taraftan nefslerimizdeki çift yapi da birçok yönden zid es niteligindedir. Meselâ tam ters karakter çizgisi açisindan cesaret ve korku, zulüm ve merhamet gibi.

Bazi karakterler ise tamamen benzer görünümdedir. Fakat tarzlari ziddidir. Riya ve müdara (bir çesit hos görü tarzi), vahset ve cesaret gibi.

Bu âyet, baslangicinda emrettigi gibi, benzersiz olusu, ziddi ve benzer esi olmayisi, yalniz Allah'a has bir hikmet saymaktadir (Subhanellezi). Yaratilanlar ise çesitli açilardan çift; yani benzer zidlari temsil etmektedir. Acaba yaratilmalarindaki bu çift olus sirrinin hikmeti nedir?

Sure-i Ihlâs bahsinde açiklayacagim veçhile ahadiyyet ve küfüv’ü olmamak Allah'a has bir özelliktir. Bu özelligin tersi, tüm kurallarin temel karakteridir. Yani:

a - Birçok olmak,

b - Ziddi ve es dengi olmak, iste çift yaradilisin temel hikmeti budur. Parite teorisindeki fizik olayin nedeni de bir yerde ayni hikmetten dogmaktadir.

Evrendeki büyük manyetik gerilim mekân kanalina spin (peyk dönmesi) yapan bir kuant, eylemine karsi bir eylem koymakta ve zid esini dogurmaktadir.

Black Holes'in durumu ile bir baska mekânda her Black Holes'e karsilik bir Quasar varligi, yine yaratilisin bu zid esler ilkesini dogrulamaktadir.

B) GRAVIDASVON VE JIROSKOBIK HAREKET

Evrendeki tüm maddi varliklar, özlerinde mevcut cazibe gücüyle ayakta durur. Ne var ki, eger bir baska etki olmasa idi tüm madde evreni biri birine hizla yapisir, tek bir cisim haline gelirdi. Maddesel evrenin dengesi jiroskobik hareketin, itme gücüyle saglanir. Bu yüzden, tüm maddi varliklar, sonu gelmez bir dönme hareketini devam ettirir durur.

Elektron, atom çekirdegi etrafinda, günes, saman yolu ekseni etrafinda araliksiz dönmekte, böylece cazibeye (Gravidasyon) karsi koyarak hayatini sürdürmektedir.

Eger cazibe olmasaydi hareket eden bir cisim evrenin sonsuzluguna firlar kaybolurdu. Jiroskobik itme gücü olmasaydi bir kitleye yapisir yok olurdu.

Ilerde bahislerde de görecegimiz gibi, maddi evrenin yaratilisindaki parçaciklar teorisi, bu iki gizli kudreti maddi evrenin var olma sarti kabul etmektedir.

Simdiye kadar Gravidasyonu; yani cazibeyi geregince tanimlamak mümkün olmamistir.

Kur'an, cazibe için Jiroskobik itme gücünün ziddi anlamina gelen bir tanim getirmistir. Bundan güzel bir fizik kavrami olamaz.

Sûre-i Tekvir (81), Âyet 15:

Fela uksimu bi'l Hünnes

Yok artik, Hünnes’e kasem ederim (Ondan daha örnek isaret olamaz).

Hünnes'den önemli misal olamaz. Burada Hünnes'in iki anlami vardir: Tek basina Hünnes, pusan içine çekilendir. Ancak, lûgatta Hünnes, harekete kiyas edilerek kullanilirsa; tersine hareket ederek içine büzülme anlamina gelir. Nitekim bu âyetten sonraki âyet, açikça akici bir orbit hareketten bahsetmektedir (Ayni sure Âyet–16):

El Cevaril Künnes

Künnes: Bir hareketin amaci, güzergâhi, yörüngesi, orbiti, mekân çizgisi demektir.

Âyetin anlami: Mahrekinde hareket edene demektir ki; tam anlami ile Jiroskobik hareket gücünü tarif etmektedir. O halde iki âyet birlikte: Özüne dönüp pusan kudrete (Gravidasyon-cazibe) ve mahrekinde akip gidene kasem ederim seklinde çevrilir.

Burada ve Kur'an'da sik sik «Kasem» deyimi geçmektedir. Baska lisanlarda pek karsiligi olmayan «Kasem» tanimini açiklamak isterim.

Kur'an'da ve genelde Arapça'da Kasem yemin demektir. Iki tarzda geçer, ya bizzat kasem kelimesi ile veya cümlenin basina (ve) harfini alarak. Ancak Arapça'daki bu tarz Kasemler bizim lisanimizdaki yemin kavramindan farklidir.

Arap Edebiyatinda Kasem, özellikle sahit ve delil anlaminda kullanilir, Vallahi demek dahi, Allah'a yemin ederim degil, Allah sahit olsun demektir.

Yine Arap Edebiyatinda birçok önemli konularin anlatilmasinda bilimsel gerekçelere Kasemle baslanir. Kur'anda Kasem genellikle bilimsel gerçeklere örnek anlamindadir. Allah bir emri verirken, yildizlarin, günesin nizamini delil göstermek, bu gerçekleri vurgulamak için Kasem sözcügünü kullanir.

Iste bu âyette de Allah, sûre içinde kiyamet olayini anlatirken evrendeki en önemli fizik yasasini örnek bir anlamda sahit gösteriyor. Yani mahser nasil olabilir ki? Sorusuna otomatik bir cevap olarak maddi evrenin en büyük fizik yasasini örnek gösteriyor:

Cazibeye (Gravidasyon) ve jiroskobik hareketin itme gücü gerçegine Kasem ederim, buyuruyor.

“Fela uksimu” ile perçinlenmis Kasem deyimleri, çok büyük gerçekler için kullanilir. Ayetin böyle baslamasi, gösterilen örnegin evrendeki en önemli olaylardan biri oldugunu göstermektedir. Ve de, fizik ilmi bu sirri bugün aynen kabul etmektedir.

Iki Âyet-i Kerimede bes kelime içinde bildirilen bu önemli fizik yasasinin inceliklerini yine bu bes kelime için de bulmak mümkündür:

a - Evren dengesini simgeleyen iki önemli olaydan; yani Gravidasyon ve Jiroskobik hareketten önemli ve asil olani cazibedir (Gravidasyon). Bu yüzden âyet önce Hünnes'i zikretmistir.

b - Cazibe gerçegini kavramak mümkün degildir. Ancak onun, hareket enerjisinin iten sirrinin tersine bir kavram içinde sezilmesi gerekmektedir ki, âyet önce tamamen bilinmez olan Hünnes' i zikrederek sonra mahrekteki bu hareketin; yani jiroskobik hareketin tersi kavram olan Gravidasyona yaklasimimizi saglamaktadir.

c - Bugün yer yüzünün tüm fizik laboratuarlari Gravidasyonun sirrini çözmek istemektedir. Hâlbuki Kur'an bu sorunun cevabini 15 asir evvel vermistir.

Hünnes: yani pusan, kendi içine ters bir hareket eylemiyle dönen kudrettir.

Iste, kiymetli okuyucularim, Kur'an'in en önemli mucizevî hikmetlerinden biri; ciltlerce kitaplarin ifade edemeyecegi gerçekleri kendi sistemi içinde birkaç kelime ile anlatmis olmasidir.

Kur'an'in ilâhi kitap olusundaki hikmet böylesine açiktir.

Kur'an âyetleri arasinda öyle hükümler vardir ki, onlarin uygulanmasini zor saniriz. Hâlbuki gün gelecek bu hükümler beseriyeti içine düsecegi çikmazdan kurtaracaktir. Bu âyetle Arapça deyimler arasindaki baglantiyi bir kez daha vurgulamak istiyorum.

16 nci âyetteki Elcevaril kelimesi temel yorum maddesidir; zira Elcevaril, mutlaka belli bir güzergahta tekrarlanan hareketi temsil eder. Künnes bu hareketi yürüten faildir. Kesinlikle Jiroskobik hareketi temsil etmektedir. 15. âyetteki Hünnes kelimesi Elcevaril kelimesine kinaye hareketin tersi, kendi içinde pusma, tersine hareket demektir ki tam anlami ile Gravidasyonu temsil etmektedir.

Fela Uksimu bi'l Hünnes

El Cevaril Künnes

Iste bu harikalar harikasi fizik yasalar toplulugu, bu iki: kelimede gizlidir.

AZRAİL'İN GÜZELLİĞİ


Azrail’in müminlere güzel gelmesi operasyonu, Efendimizin alemi cemale tesrif ederkenki noktadan baslamistir. Yani o ana kadar Hz. Azrail’in çesitli tarzlarda yansimasi söz konusuydu. Müminlere biraz daha sevimli, inanmayanlara da daha siddetli gelmesi eskinde beri Azrail’in adetidir.

Ancak, Efendimizin alem-i cemale tesrif edecegi zaman, Hz. Azrail Cenab-i Hakk’a müracaat ederek dedi ki; ‘Aman Yarabbi ben alemlere Fahr-i Ebedisi, Âlemlerin en övülüneni... Çünkü Fahr-i Alem, Fahr-i Kâinat kelimelerinde; âlemlerin O’nun varligi ile övündügü, en yüce demektir. Âlemlerin övünme vesilesi demektir.

"Ben, Binaaleyh, Allah sevgilisi, âlemlerin övünme vesilesi olan Peygambere nasil yaparim, beni affet bu vazifeden..." Yani böyle bir formalite bile istemez gibi...

Onun üzerine Cenab-i Hak dedi ki; Habibim kulluktan çok hoslanir. Sen gitmezsen çok büyük bir firsat kaçirir, bir dostluk firsati kaçirirsin. Ona hizmetin bir tarzidir bu. Nasil ki Cebrail Ona hizmet etmis, bundan büyük zevk almissa, sen de bu hizmetin bir parçasisin. O zaman dedi; "nasil gitsem?"

Cenab-i Hak o sirada Fahr-i Kainât Efendimiz'in gönül ekranina dügmeye basti. Kimin fotografi varsa, o anda onu çok özlemis sevmis anlamina... O da Hz. Dihye’nin fotografi çikti ve Hz. Dihye kiliginda geldi.

Yani Azrail’in buradaki, Efendimiz'e bu intikâlindeki, bu görüntüdeki hikmet, bizim müminlere verdigi bir lütuf mesaji sudur; "Ben Fahr-i Kâinat’a, intikâlindeki bu sünneti, diger müminlere de intikâl ettirecegim. Herkesin, mümin ise, sevdiginin kiliginda gelicem, güzel gelicem, mutlu edicem" demektir. Onun için Hz. Azrail müminlere en güzel görüntüde geldigi, en sevdikleri kisiler gibi geldigi kesindir.

ZÜLKARNEYN VE YECÜC-MECÜC KAVMİ


Bu yazıda de Iskender Ture nin Zulkarneyn kitabindan alintilar var. Su ana kadar okudugum en tutarli aciklama Iskender Turenin. Neden mi?
Bir kere dunyanin alti ustune getirildi ve kuranda bahsedilen o kalitede bir sed hala bulunamadi. Ikincisi bu seddin uzayda olma ihtimali.
Eger dikkatli okursaniz Bilig tarafindan yazilan ilk yaziyi, birkac tane anahtar kelime dikkatinizi cekecek, bunlar kuranda geciyor. Bu anahtarlar bu seddin nerde oldugunu aciklayacak nitelikte.
Birincisi Sebep kelimesi ki bu kuranda uzaya cikmak icin kullanilan arac anlaminda kullanilmis. Ikincisi gunesin dogdugu yer yani bir akdelik. Ucuncusu gunesin battigi yer bu da bir kara delik.
Size kitaptan pasajlar yazacagim kuran ayetleri esliginde.
Zulkarneyn'in Gunes'in battigi yer'e seyahati:
"O da bir sebebi izledi" (Kehf Suresi 85)
"Nihayet, Gunes'in battigi yere varinca, onu karabalcikli/sicak bir gozde batar buldu. Onun yaninda bir de kavim buldu. Dedik ki: 'Ey Zulkarneyn; ya bunlara azap edersin, ya da haklarinda guzel bir tavri esas alirsin!'" (Kehf Suresi 86)
"Dedi: Zulmedene azap edecegiz; sonra Rabbi'ne dondurulecek, O da onu gorulmedik bir azaba ceker,'" (Kehf Suresi 87)
"Fakat inanip iyi is yapan kimseye de, en guzel mukafat vardir. Ve ona, buyrugumuzdan, kolay olani soyleyecegiz.'" (Kehf Suresi 88)
Bazilari Magribes'sems sozunden sadece batiyi anlamislar o zaman magribe kelimesi yeterli olacakti ama Magribes'sems denmis yani gunesin battigi yer. Tekil olarak magrib kelimesi Kehf suresi 6'inci ayeti haricinde kuranda alti yerde gecer. hic birinde gunesle birlikte kullanilmamistir.
Kuranda Gunesin samanyolu icinde yol aldigi istikamete isaret eden Yasin suresi 38.inci ayet, Gunes'in battigi yeri adeta tanimlamakta bu ibarenin karsiladigi sey konusunda aciklik getirmektedir.
"Gunes de, mustekarrina dogru akip gider. Iste bu cok guclu ve her seyi bilen Allah'in takdiridir. Tefsirlerde bu ayette "mustekarr"(=duracak, istikrar bulacak yer) kelimesinin birkac manaya gelebilecegine isaret edilmistir.
Birincisi: Gunesin akip gitmesi basibos ve tesadufen degil duzenli bir kanunla olmasi
Ikincisi: Bir sukunete erip durmak icin akip gidiyor.
Ucuncusu: Belirli bir zamana kadar bu akip gitme oluyor. Bu vakit "Gunes toplanip duruldugu zaman." (Tekvir 81/1) ifadesindeki vakittir.
Astronomik bilgiler:
1) Gunes, Vega yildizi civarinda bulunan Apeks noktasina dogru yaklasik 19km/s lik bir hizla gider.
2) Gunes' galaksi merkezinden yaklasik 28000 isik yili uzaklikta bulunur ve galaksi merkezi etrafinda 220 km/snlik bir hizla hemen hemen 250000000 yilda bir devir yapar.
3) Ayrica Gunes, icinde bulundugu galaksinin hareketine uyarak galaksiyle beraber hareket eder. Zira galaksimiz 521 km/sn bir hizla Virgo galaksi kumesi yonunde ilerlemektedir.
Gunesin konuyla ilgili olanlari birinci ve ikinci maddelerdir. Hesaplara gore gunes samanyolu yorungesinden saparak Vega takimyildizina dogru gitmektedir.
Astronomi de Solar Apex Gunesin son noktasidir. Yani Zulkarneyn Solar Apex denen yer Vega yildizidir. Antapex ise ters istikamette gunesin geldigi ya da dogdugu noktadir burada da Colomba (Guvercin) takim yildizi bulunmaktadir.
Karabalcikli goze (ayn) ise dunyada olmadigi kesindir ve astronomik karsiligi karadeliktir. Bir cok rivayet hadis de bu gozenin sicak bir yer oldugunu soylemistir.Acaba herkul burcu yakininda bilinen bir karadelik var midir? (Karadelikleri bilmeyenlere ayrica aciklamada bulunabilirim) Bunu astronomi yakinda bize bildirecek.
Zulkarneyn karadelik yakinlarinda batan bir gunesin yakininda bir kavim buldu. Allah bu kavime iyilik te bulunup bulunmama kararini Zulkarneyne birakiyor.
Azap konusunda soylenen su sozler karadeligi cok guzel tarif ediyor: "Karanligi uzerlerine gonderiyor, agizlarina, evlerine giriyor ve her taraftan onlari kusatiyordu"
Zulakrneyn bu kavime iyilik olarak onlari bu azaptan kurtardi. Buyuk bir ihtimalle onlari bu yerden alip baska bir yere goturdu (acaba nereye? Oguzhan'in maceralarini dusunursek ki kensisinin gokten indigine dair bir suru halk masallari vardir ve kendisini iki boynuzlu olarak tarif ederler, bu kisi Zulkarneyn olabilir mi?)
ZULKARNEYNIN GUNESIN DOGDUGU YERE SEYAHATI
“Sonra bir sebebi daha izledi” (Kehf suresi 89)
“Bir sure sonra Gunes’in dogdugu yere varinca onu (Gunesi) kendilerine ondan (Gunesten) baska bir ortu yapmadigimiz bir kavmin uzerine dogar buldu” (kehf suresi 90)
“Iste boyle! Biz, onun yaninda olan herseyi hubr olarak (butun inceliklerinin ve hakikatini bilme bakimindan) kusatmistik.” (Kehf suresi 91)
Gunesin dogdugu yer = Matli’as-sems
Mantik burdada yine ayni. Bu sefer columba takimyildizi dogrultusunda seyahat ediyor Zulkarneyn. Ayetteki ortu kelimesini su sekilde acikliyor. Yine bir ayetle:”Geceyi size ortu kildik. (303). Size geceyi ortu yapan odur” (304)
Demek ki buradaki kavmin ortusu yani gecesi yoktur. Gecesi olmayan yer ise dunyada yoktur.
“Hubr” (=butun inceliklerini ve hakikatini bilme) bakimindan kusatma, aklin almayacagi bir ilme isaret etmektedir.
Zulkarneynin iki seyahatini de bize kisa ama oz bir sekilde bildiren Allahu Te’ala daha sonra da; “Onun gorduklerini yasadiklarini kensdisinin hubr bakimindan kusattigini” bildirmistir.
Hubr anlam olarak bilime isaret etmektedir. Yani bu seyahatler cok ince bir ilimle mumkundur.
ZULKARNEYNIN IKI SED ARASINA SEYAHATI
“Sonra yine bir sebebi izledi.” (Kehf Suresi 92)
“Nihayet, iki sedd’sudd arasina ulasti. (Orada) o ikisinden (iki sedden/sudden) baska bir de kavim buldu ki; neredeyse soylenen bir tek sozu bile anlamiyorlardi.” (Kehf, 93)
“Dediler: ‘Ey Zulkarneyn! Ye’cuc-Me’cuc bu yerde bozgunculuk yapiyorlar. Onlarla bizim aramizda bir sedd’sudd yapman sartiyla sana vergi verelim mi?’” (Kehf, 94)
“Dedi: ‘Rabbim’in beni icinde bulundurdugu sey daha ustundur. Siz bana bedensel gucunuzle destek verin de, onlarla sizin araniza kat kat engel cekeyim.” (Kehf, 95)
“Bana demir kutleleri getirin!’ (dedi) Iki sadefin arasi esit olunca, ‘Kurukleyin’ dedi. Onu ates haline koyunca da ‘Getirin bana, uzerine erimis bakir/katran dokeyim’ diye seslendi.” (Kehf, 96)
“Artik onu ne asabildiler ve ne de delip gecebildiler.” (Kehf 97)
“Dedi: ‘Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktir.’” (Kehf, 98)
“O gun onlari birakmisizdir, birbirleri icinde dalgalanirlar. Sura da uflenmistir; hepsini bir araya toplamisizdir.” (Kehf, 99)
Sedd/sudd kelimes; ‘deligi tikamak, yarigi kapamak, islah etmek, saglam yapmak manalarina gelen “sedede” fiilinden turemis bir isim olup dag, engel, baraj, golge, siayh bulut vb manalarina gelmektedir. Kelime sedd olarak okundugunda insan yapisi engel sudd olarak okundugunda da dogal engel anlamina gelir.
Sedd/sudd kelimesi; ikisi Zulkarneyn ayetlerinde, diger ikisi de Yasin suresi 9. ayette olmak uzere toplam dort yerde kullanilir. Yasin suresinde gecen ayet soyledir “Hem onlerinden bir sedd ve arkalarindan bir sedd cekmisiz, kendilerini sarmisizdir da, baksalar da gormezler” (Elmalili Tefsiri)
Acikca anlasildigi uzere yukarida meali verilen ayette gecen “sedd” kelimeleri ile ifade edilen engel, elle tutulur nitelikte olmayip, gozun gorusunu engelleyen, ne yone donulurse donulsun gozun onunde bulunan ve insani her yanindan saran bir mahiyet arzetmektedir. Bu engel elbette ki manevi bir engel degildir.
Sudd kelimesi de gozun gorusunu azaltan sis/bulut anlamina gelebilmektedir. Ebu Zeyd, Siyah bulut, Ibn Seyde de ufku karartan yuksek bulut manalarini vermislerdir.
“Onlerine bir sis bulutu, arkalarina da bir sis bulutu olusturduk. Onlari sardik, artik onlar goremezler.”
“Iki sedd/sudd” (=iki bulut=iki nebula)
Nebula bulut sis demektir. Bulutsular, Samanyolunda ki, ya da oteki gokadalardaki yildizlar arasi ortamin gaz ve toz bulutlaridir. Aydinlik olanlar yildizlardan isiklarini alir, parildamayanlar ise “Karanlik Bulutsu” adini alir.
Hangi bulutsu?
Orion (Avci) takilyildizinda bulunan ve buyuk orion bulutsusu olarak bilinen M42 ve M43 bulutsulari aslinda ayri ayri bulutsular olmalarina ragmen tek bir bulutsu olarak gorunmektedirler. (Bu M42 M43 bulutsulari yakinlarinda da Sirius denen gokyuzunun en parlak yildizini gorebilirsiniz)

Karadelikler Bir Gök Kapısı mı?


Sema Kapıları
Kur’an-ı Kerim’de “semanın görünmez kapıları”na dikkatimiz çekilir. Kapılar geçit yerleri olduğuna göre, “sema kapıları” ifadesini; başka uzay-zamana, farklı boyut ve kâinatlara geçit noktaları olarak anlamak mümkün müdür? Kur’an-ı Kerim’de yer alan “sema” teriminin, bugünkü mânâsı ile “uzay-zamana” karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Bir türlü çıkamadığımız kâinatın dışına nihayet çıkabilecek bir kapı bulduklarını düşünen astrofizikçilere göre de, karadelikler bir uzay-zaman kapısıdır. Kur’an’ın rehberliğinde kâinattaki sırlara yorum ve açıklama getiren Bediüzzaman’a göre gökteki yıldızların bir kısmı Ahiret âlemlerine bakmaktadır.

Parelel Evrenler ve Karadelikler
Uzay gerilmiş bir ağa benzetilebilir. “Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?” (Mülk-3) âyeti uzay-zaman ağının son derece sağlam örüldüğününün de işareti olsa gerek.

Ağ, üzerine konan ağır cisimlerce eğip bükülüyorsa, adına sema dediğimiz uzay-zaman ağı da içine “oturmuş” bulunan büyük kütleli gök cisimlerince öylesine eğilip bükülür. Karadelik sonsuz bir ağırlık anlamına gelmektedir. O bölgede uzay-zaman ağı eğilip bükülmekle kalmaz, âdeta yırtılıp çatlamakta, daha uygun bir tabirle delinmektedir. Delinmenin anlamı fizik kanunlarının geçerliliğinin kaybedilmesi, o yörede fizik ötesi âleme kapı açılmasıdır.

Karadeliklerin tesir sahasını bir “huni” şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı “olay ufku”dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası “huninin” inceldiği uç kısmı teşkil eder ve “tekillik” (singularite)” adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi “dışına” taşmakta; “uzay-zamanı” da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen “farklı” bir âleme geçiş kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: “Uzay, çok karmaşık bir şekilde ‘zamana’ bağımlıdır. Uzayın ‘gerildiği ve büküldüğü’ gibi, zaman da ‘gerilir ve bükülür.” demektedir.

Zamanın ‘donarak’ ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın “sabit” kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat’ın içine girilmesi demektir. “Orası” bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.

Kâinat dışına açılan “kapı” arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, “karşı” âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dışımızdaki evrenleri tasavvur etmek kolayca mümkün olmadığından, başka kâinatlar konusuna önceleri şüphe ile bakılmıştı. Ama bazı fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi. Üstelik matematikî denklemler de mücerret kâinatlara işaret ediyor, mücerret uzayları kabul etmeden ve dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarıyordu.

Gelişen olaylar gittikçe ışık hızından binlerce ve milyonlarca daha hızlı mücerret elemanlardan kurulu ve örülü evrenlerin varlığına destek veriyor ve konuya sıcak bakan uzmanların sayısını artırıyordu.

Gelişen bilim, madde ve uzay konusunda yepyeni kavramlar getirdi. Önceleri maddenin bu kadar kısa ömürlü olacağı kimsenin hatırına gelmemişti. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesinin sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getireceği tahmin edilemezdi. Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerinin karadeliklerde alt üst olacağı tahmin edilemezdi.

Bu kâinat niçin yaratıldı ve niye yok ediliyor? Beklenen karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı?

Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, en modern astronomi merkezlerinde de yer alan tartışmalar arasında bulunuyor.

Mecerra yahut, Şemsü’ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi
Uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla “Mecerra ve Şemsü’ş-Şumus” konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili âyet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür.

İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San’ani’nin kayıtlarında Peygamberimiz’in (sas) şu sözlerine rastlıyoruz: “Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. “Bu nedir?” diye sordum. “Kıyamet onun içinde” kopacaktır” denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, “Cuma günü bir aynada bana gösterildi.” denmektedir. (Abdürrezzak San’ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560).

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen “kara nokta” ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan “Mecerra” ve “Şemsü’ş-Şumus” tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden âyetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapageldiği gibi- Rabb’inin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)’nin göğün “Mecerra”dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir. (Kadı Beyzavi, II/592; âyet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın “çatlayıp delinmesidir.” Mevcut bilgilerimize göre âyetlerin vurguladığı “sema yarılmasını” şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz.

Kur’an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların “anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misâl, âyet (ipucu, delil)” olduğunu tekrarlamaktadır. Enbiya-32′de “Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yaratttık.” ilâhî fermanı bu gök tavanının arkasında başka dünyaların varlığına akla kapı açmaktadır. Semanın yani uzay-zaman denen fizikî kâinatın sağlam bir yapıda olduğu yanında, “çatlaksız” olduğu da (Mülk-3) açıkça anlatılmaktadır. “Gözünü bir çevir göğe bak, bir çatlak görebilir misin?” buyurulmaktadır. Ancak kıyametle ilgili ayetlerde, semada çatlamanın vuku bulacağı sürekli vurgulanır. “Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir.” (İbrahim, 14/4 8) âyeti de kıyamet esnasında bu “çatlaklarla” ahiret âlemlerine kapı açılacağı açıkca belirtmektedir.

Şemsü’ş-Şumus
Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu’nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir.

Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.

Galaksimizin güneşi diyebileceğimiz bu karadeliğin tahminen üç milyon Güneş’e eşit kütlede ve birkaç ışık saniyesi (bir ışık saniyesi 300.000 km) çapında olduğu tahmin edilmektedir. Onun çekim gücünün büyüklüğünü anlamak için Güneş’in Neptün gezegenine yaptığı çekim tesirini ta on ışık yılı uzaktaki bir gök cismine uyguladığı söylenir. Karadeliklerin ağırlığını yani çekiminin şiddetini ise bir çay kaşığı kadar miktarı 40 milyar ton gelen nötron yıldızları ile kıyaslayabiliriz. Karadelikler, nötron yıldızlarından yüz binlerce defa daha ağırdır. Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kırmızı ötesi (infrared) astronomisinin tesbitleri, her saniye Güneş Sistemi’nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, dünyanın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.

Son yıllarda ortaya çıkan tesbitlere göre de dünyayı kendisine çekip götüren sadece galaksi merkezindeki karadelik değildir. Sürdürülen seri hesaplamalar ve hassas gözlem ve araştırmalarla, Güneş’in de kendi- ne has bir hareketi olduğu anlaşılınca, bi-lim dünyası büyük bir şok daha geçirdi. Güneş, Herkül Burcu yakınlarındaki ve ismine VEGA denen bir yıldıza doğru hareket halindedir. Güneş’in bu hareketinin, Kuzey Kutup Ekseni ile 37 derecelik bir açı yapacak şekilde gerçekleştiği ortaya çıkmış ve bu açıya bilimciler, “solar apex” adını vermişlerdir. Güneş, işte bu Vega yıldızına doğru her saniyede 20 kilometrelik bir hızla hareket halindedir.

Güneş’in bu hareketine, çekim gücü sebebiyle sisteme dahil bütün gezegenler gibi üzerinde yaşadığımız yaşlı ve yorgun Dünya da iştirak etmekte; böylece Güneş Sistemi belli bir doğrultu boyunca, hiç şaşmadan, şaşırmadan yoluna devam etmektedir.

Güneş Sistemi galaksi merkezine doğru hareket etmekle birlikte bir miktar sapma göstermektedir. Acaba Güneş’imiz galaksi merkezine doğru olan rotasındaki aykırılığın kaynağı ne olabilir? Aykırılığı telâfi etmek için bizi çeken başka bir merkez daha olmalıdır. Bu eğer beyaz cüce veya pulsar olsaydı görülürdü. Eğer bu bir kara cüce yahut nötron yıldızı olsaydı, uzun süreçler gerektirirdi. Bu çok zayıf ihtimal göz ardı edilirse, tek bir açıklama kalıyor geriye… Bu bir karadelik olmalıdır.

Bir karadelik veya mini mini bir kara nokta, her zaman her yerde birden karşımıza çıkabilir. Aniden burnumuzun dibinde veya yanı başımızda bitebilir. Karadeliklerin ışıyan yıldızları itip-kakma örneği, evrende çok yaygın olup, şimdi tahmin ettiğimizin on ile yüz katı daha çok olması beklenmektedir: Karadelik uzmanı Kipp Thorne’a göre en ihtiyatlı bir ölçümle, yalnız Samanyolu kollarında bir milyon karadelik bulunmaktadır. Kısacası evren, tasavvurumuzun çok üstünde karadelik barındırmaktadır.

Güneş’imiz diğer güneşlere göre istisna olarak tektir. Güneş’imizin bir ikizi nin olması gerektiğini gök bilimciler kabul etmişlerdir. Güneş’imizin yakınlarında bir yıldız ışıması olmadığına göre “Güneş’in eşinin” erkenden bir karadeliğe dönüştüğü üzerinde durulmaktadır. Uranüs, Neptün, Plüton gezegenlerinde de çekim dengesizliğinden söz edilmektedir.

Güneş Sistemi’mizde kaç tane gezegen olduğunu dahi doğru dürüst bilmemekteyiz. Plüton gezegeninden sonrasını göremiyoruz. Güneş Sistemi’mizde bugün bilinen dokuz gezegen vardır. Ancak bu çok eski bir bilgidir. Bazı uzmanlara göre Güneş Sistemi, on iki gezegenden ibarettir. Bunlardan birisinin parçalandığı tahmin edilmektedir. Tietz-Bode, Güneş Sistemi’nin çapını Dünya ile Güneş arasını bir birim kabul ederek 374,8 birim olarak hesaplamıştır. Plüton gezegeninden sonraki mesafeye tam üç gezegen sığmaktadır.

Meselenin başka bir boyutuna gelince, Güneş Sistemi’nde on iki gezegenden söz eden Bediüzzaman, Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a hareket ettiğini Kur’an’ın işareti olarak dile getirmektedir.

Şemsü’ş-Şumus’u çok daha büyük bir yıldız olarak kabul ettiğimizde erken ölüme mahkum olmuş ve karadeliğe dönüşmüş Güneş’in ikizi olacaktır. Büyük yıldızların yakıtlarını küçüklere nisbetle çabucak bitirdiğini bu yüzden de “ölüme” erken gittiğini burada belirtelim. Hatırlatacağımız diğer bir nokta ise, büyük yıldızların sonunun karadelik haline gelmektir.

“Veşşemsu tecri limüstekarrin leha” (Yasin 3 8) âyeti (Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde) Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a doğru hareketine işaret eder.”

Diğer açıklamalara da göz atalım:
“..Ta Şemsü’ş-Şumus’un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır.” (Barla Lahikası, 325):

Dünyanın ömrü ise Şemsü’ş-Şumus’un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyam iledir. (Barla Lahikası, 326):

“Ve Şemsü’ş-Şumus’a tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü, Şemsü’ş-Şumus’un işarat-ı Kur’anîyede ile her bir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla…”

“Şemsü’ş-Şumus’a tâbi dünyaların bekâ âleminden olduğu ve dünyamıza baktığı…”

Bu ifadelerden çıkardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:

- Güneş sistemi topluca Şemsü’ş-Şumus’a doğru yol almaktadır.

- Şemsü’ş-Şumus ahiret ve bekâ âlemlerindendir. Yaşadığımız fizikî dünyadan farklı bir âlemdir ve önemli görevler yüklenmişlerdir.

- Şemsü’ş-Şumus’ta geçerli zaman akışında bir gün, bizim ölçülerimize göre elli bin seneye eşittir. Buralarda zaman olağanüstü genişlemiştir. Bu zaman ölçüsü başka ayetlerde meselâ meleklerin sürati için dile getirilmektedir. Bu hızın, bekâ âlemlerinin, nurun hız ve zaman akışı olduğunu düşünebiliriz.

Tarihî kayıtlarda Rabbü’ş-Şıra adlı bir güneşten söz edilir. Eğer gerçekten böyle bir güneş var idiyse, şu anda böyle bir güneşin görünmemesini, onun karadelik haline gelmesi ile açıklayabiliriz. Bilindiği gibi fezada bütün yıldızlar çift olarak bulunurlar. Güneş neden istisna olarak tek yıldız halinde bulunuyor? Eğer Güneş bir istisna olarak yaratılmamışsa onun da bir eşi olmalıdır ve Güneş’ten daha büyük bu ikiz şimdi karadelik olarak yerini almış olabilir. Uzayda birçok örneği görüldüğü gibi, daha önce karadelik haline gelen yıldız, zamanla eşini kendine doğru çeker ve sonunda onu bütünüyle yutar.

Galaksi merkezindeki karadelikten başka, 6.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Cygnus X-1 çift yıldız sistemindeki mavi dev HDE-226868 en yakınımızdaki karadelik olup, dünyada görebildiğimiz ikizinden devamlı surette madde yutmaktadır. Bu karadeliğin ikizinin yuttuğu maddenin içeri girerken sıkışarak ısınması sonunda dışarı çıkardığı âdeta ölüm çığlığı niteliğindeki röntgen ışınları, dünyadan kolaylıkla gözlenebilmektedir.

Yakın zamanlarda ortaya çıkarılan bir diğer gerçek ise çok daha şaşırtıcıdır. 1987 yılının bir sabahında, dünyanın önde gelen yedi bilim adamı, Washington’ da bir araya geldi. Tartıştıkları konu şuydu: İçinde Güneş gibi 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu, tarifi imkânsız bir hızla uzayda nereye gidiyordu? Astrofizik alanında isim yapmış bu yedi uzman, kısa süren bir tartışmadan sonra çalışmalarını ortak bir raporla bilim dünyasına duyurmaya karar verdiler. Samanyolu yıldız adası, saniyede 700 kilometrelik bir hızla, 300 milyon ışık yılı uzaktaki Hydra-Cenaurus adı verilen bir galaksinin de ötesinde bir bölgeye doğru büyük bir hızla sürükleniyordu. Bu bölgede, on binlerce galaksiyi içine alacak büyüklükte, şimdiye kadar görülmemiş olağanüstü çekim gücüne sahip bir cisim vardı. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda bu çekim sebebinin bir karadelikten kaynaklandığı anlaşıldı. Bu karadeliğin adına Büyük Çekici mânâsında “Great Attractor” adı verildi. Samanyolu’nun bu hareketine ise Garip Özel Hareket manasında “Peculiar Motion” dendi. Takip eden birkaç sene içindeki çalışmalar en az 900 galaksinin bu Büyük Çekici’nin tesiri altına girdiği- ni ve korkunç hızlarla ona doğru sürük- lendiğini ortaya çıkardı.

Mecerra
“Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar.” (Nebe, 78/19) âyetine göre açık kapısı olmayan ve geçit vermeyen uzay-zaman dört boyutlusunun kıyamet günü açılacağı ilk etapta akla gelmektedir.

Nebe-19′da, “Gök kapı kapı açılacaktır.” ayetinin kozmik izahını nasıl yapabiliriz? “Gök kapılarının” ne olduğu konusunda tefsirleri incelediğimizde birçok müfessir, açık ve yakın manalardan ziyade uzak manalara yer verir. Peygamberimize atfedilen “mecerra” ifadesi üzerinde yoğunlaştığımızda bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz. Tefsir yorumcularından bazılarına göre “mecerra” ile Samanyolu kastedilmektedir. Yaptığımız araştırmada, Kuran’ın ilk yorumcularından ve bizzat Peygamberimiz’den (sas) ders almış olan İbn-i Abbas’ın açıklamalarını konumuz açısından dikkat çekici buluyoruz. Peygamberimiz’in (sas) ifadelerine göre “Mecerra” sema kapısıdır ki, sema buradan yarılacaktır. Taberani’nin eserinde bulunan bir sözü ise şöyledir: “Gökte bulunan mecerra, arşın altındaki yılanın teridir (salyası).”

Peygamberimiz (sas) o gün anlaşılmasında zorluk bulunan ince ve yüksek hakikatları çoğu kere teşbih ve mecazlar yoluyla anlatmıştır. Karadelikler için yapılacak en uygun benzetmelerden birisi de “yılan” lâfzıdır. İki uzayı birbirine bir tünel-hortum şeklinde bağlama özelliği sebebiyle karadelikler için bilim dünyasında “Worm hole” yani “solucan deliği” tabiri kullanılmaktadır. Yılan bünyesine göre iri şeyleri yutabilmekte ve yutulan şeyi “dar ve uzun bir tünelden” geçirmektedir. Karadeliklerin Şehadet Alemi’ni Arş’a bağlayan tünel olduğu ihbarı da bu hadisin ifadesinden sezilebilir.

Geometrik çekim dengesinin bozulmasıyla -Genel Relativite’nin de ispatladığı üzere- göklerin uzay-zaman düzlüğü Kuran’a ait ifadeyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir, yıldızlar yerinden düşer. Çünkü gök cisimleri cazibe ipleri ile hassas bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Karadeliklerin müthiş çekimi bu dengeleri alt üst edebilecek kuvvettedir. Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış birkaç kişiden birisi olan Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı eserinde, kâinatımızda “görülen” yıldızlardan daha fazla karadeliğin mevcut olduğunu belirtir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var! Bu durum tabii ki, ilim adamlarını “Acaba kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı? Siyah deliklerde kaybolan madde, ısı ışık nereye gidiyor? Bunlar gerçekte yokluğa mı gidiyor?” diye de sormak mecburiyetinde bırakıyor.

Nitekim astrofizikçiler, bir türlü dışına çıkamadığımız kâinatın, belki de dışına çıkabileceğimiz bir kapı bulduk diyorlar. Meselâ Kur’an’da geçen “göğün görünmez kapıları” siyah delikler ise, o zaman ahiret âlemleri fazla uzağımızda bulunmuyor demektir.

“Karadeliğin tekilliğinden sonra ne vardır?” sorusuna, “Hiçbir şey yoktur.” şeklinde verilen bir cevap herhalde hiç kimseyi tatmin etmez. İspatı şimdilik yapılamayan ancak ağırlıklı desteklemelerle ileri sürülen ve çok sayıdaki bilim adamının inandığı “Akdelikler” (White Holes) gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Tartışmalar şu noktada odaklaşıyor. Diyorlar ki, karadeliğin tekilliği bir başka evrenin bir başka tekilliği ile dar bir tünel şeklinde, kum saati gibi birleşmiştir. Bir başka evrenin tekilliği, o evrenin akdeliğidir. Akdelikler, karadelikler gibi çevresindeki her şeyi yutmazlar. Aksine onlar, kendisine ulaşan her şeyi dışarı püskürtüp fırlatır. Karadeliğin aksine çok aydınlık olan bu bölgelerde çekme yerine itme ve kaldırma söz konusudur. Buradaki çekime gravitasyon diyorduk. “Oradaki” özellik çekiş değil itiştir (levitasyon).

Akdelikler aslında Big-Bang gibi yeniden doğuşu temsil etmektedir. Ayet-i Kerime, âlemin toplanıp dürüldükten sonra tekrar ilk haline iade edileceğini bildirmektedir. “Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddır. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz.” (El Enbiya, 104)

Prof.Dr. Osman ÇAKMAK

Besmele=h2o

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla ** bağışlayan ve koruyan Allah'ın adıyla ** şimdi açılımı** ahirette en büyük nimet cennete girmektir **besmele=cenneti bağışlayan ve cehennemden koruyan allah'ın adıyla ** dünyada en büyük dünyevi nimet sudur [h2o]** besmele=oksijeni bağışlayan hidrojeni yanmaktan koruyan Allah'ın adıyla diyebiliriz** şimdi tarifi** su bu kainatta oluşması imkaansız olan nimetlerden biridir yalnız Allahın izniyle imkaansızlık ortadan kalkmış ve su Allahın izniyle oluşmuştur neden imkaansızdır hiç düşündünüzmü çünkü su öyle bir nimettirki içinde barutla yanmaya hazır ateşi barındıran bir bombadır yani su oksijen ve hidrojen atomunun birleşmesiyle oluşur ben burda **atom** kelimesini kullanmıyacam onun yerine**gaz **kelimesini kulanacağım şimdi bu gazları inceleyelim** Oksijen =bütün canlıların yaşamasını sağlayan atmosferin %70veya80 nini kaplayan Allahın canlılara bağışladığı bir nimetidir o olmadan ateş yanmaz o olmadan insan yaşayamaz o olmadan ağaçlar yeşermez o olmadan dünyada yaşam olmaz ve diğer gazlara görede ağırdır onun için yeryüzünde bulunur **hidrojen=ise bambaşka bir gazdır bu gaz son derece yanıcılık özelliğine sahiptir ve çok hafiftir atmosferdede bulunmayan bir gazdır bu gazın olduğu bir ortamda pek fazla canlı yaşamaz yaşasada ben bilmiyorum bu gaz çok yanıcılık özelliğine sahip olduğu için savunmada savaşta ve sanayide kullanılır velasılı**dünyanın yaklaşık %70 veya 80 nin su olduğunu biliyoruz dünyadaki bu suyu oluşturan gazlarınn su oluşmadan önce atmosferde veya uzayda bir arada bulunduğunu kabul edelim** fussilet 11**de buna işaret vardır böyle bir ortamı aklınızda bir hayal edin ben ağırlığını bilemem ama temsili olarak bir ağırlık veriyorum milyarlarca ton ağırlığında hidrojen ve oksijen gazının bir arada bulunduğu bir düşünelim hidrojen hafif olduğu için üstte oksijende altta bulunur böyle bir ortamda bir kıvılcımın bulunması bu kainatı Allah bilir ya yok ederdi ya mahfederdi yani Allah su oluşurken bu gazları bir kıvılcım veya ateşten korumuştur uzayda sayısız ateş saçan yıldızın bulunduğunu ve gök taşının bulunduğunu düşündüğümüzde Allah bu gibi ateş meydana getiren herşeyden bu gazları korumuştur yani Allah hidrojen gazını yanmaktan korumuştur velasılı oksijen Allah'ın rahman oluşunun hidrojende Rahim oluşunun eseridir yani Allah oksijeni canlılara bağışlayan ve hidrojeni yanmaktan koruyandır bu sayede suyu var edendir sudaki bu özellik besmele ile paralellik gösterir bu sayaede de su oluşmuştur bütün mahlukatta Allahın bağışlamasıyla ve korumasıyla var olmuştur canlılar sudan yaratılmıştır enbiya30 Allah tüm mahlukata yaşayacağı olanağı bağışlayan ve onları yok olmaktan koruyandır** Kuranda Allah'ın kainata olan bir nimetidir onu kullarına cenneti bağışlamak ve cehennemden korumak için göndermiştir fatiha süresi de besmelenin bu kapsamına bir örnektir ilk önce Allah anlatılılır sonra onun rahman özeliğiyle kulunun bağışlanmak istemesi sonrada onun rahim özelliğiyle de kulunun korunmak istemesi anlatılır yani besmele öyle bir ayetki aklınıza gelecek herşeyi kapsar eğer bir hata veya kusur işlemişsem Allah beni affetsin eğer dikkatinizi çektiyse bu yazılanları ilk önce bir araştırmanızı sonrada bu yazıyı daha düzgün akıcı bir dille yazmanızı istiyorum Allah yardımcımız olsun

26 Mayıs 2008 Pazartesi

KUR'AN,DAN EHLİNE SIRLI BİLGİLER

Küresel ısınma mesajı

"De ki: Söyleyin bakalım, suyunuz (yerin dibine) çekiliverse (yok olsa), size kim bir akar su getirebilir?' (67 Mülk 30) Bu ayette dikkat çekmek istediğim ilginç bir işaret var; Ayet ve sure numarası çarpıldığında 30x67=2010 yılı çıkıyor. Uluslararası raporlarda 2010 yılında ülkelerarası su sorunu ve anlaşmazlıklarının baş gösterebileceği söyleniyor. Kur'an'daki 'Duhan (Gaz-Duman)' suresinde de gelecekte gökyüzünde bir gaz-duman tabakasının ortaya çıkacağı belirtiliyor. Bugün küresel ısınmanın nedeni olarak atmosferimizde sera gazlarının birikmesi gösteriliyor."

Geri sayım 69'da başladı

"Mesela Kuran'daki Kamer (Ay) suresinde 'Saat (Kıyamet) yaklaştı' deniliyor. Kamer suresinin birinci ayetinden sonra Kuran'ın en sonuna kadar 1389 ayet var. Hicri takvimde de 1389 yılı miladi takvimde 1969 yılı, yani Ay'a gidilen yıldır. Yani 'Ay' ismindeki sure, sanki Ay'a gidileceğini önceden yılıyla birlikte haber veriyor. İşte bu ayette Saatin (kıyametin) yaklaştığı vurgulanıyor. O nedenle Ay'a çıkılan 1969 yılında geri sayım başlamış olabilir."

Mars'ta hayat vardı

"Mars kelimesinin Kuran-ı Kerim'de gizli bir biçimde geçtiğine dair önemli kanıtlara ulaştığımı söyleyebilirim. M-A-R-S harfleri açıkça görünüyor (Arapça'da Mim-Elif-Ra-Sin harfleri). Mars'ın uydusu olan gökcismi 'Deimos' kelimesi de bu şekilde geçiyor. Üstelik D-E-İ-M-O-S'a işaret eden ayetin numarası 30'dur ve 30 sayısı bu uyduyu temsil eden bir sayıdır çünkü Mars çevresindeki dolanım süresi 30 saattir. Mars'ta bulunan kum tepelerinin de Kuran'da yeri var. Kuran'da kum tepelerinde yaşayan özel bir kavimden söz ediliyor: And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik... (Ahkaf suresi 26. ayet) Ayette bahsedilen ve yok olan topluma bazı özellikler verildiği söyleniyor. Daha gelişmiş bir canlı türüne işaret ediliyor olabilir, fakat bu konuda kesin konuşmak imkânsız."