Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

19 Haziran 2009 Cuma

Kalbin sırları

KALBİN SIRLARI
Rabbimiz, insanın nefsinin kalbini hakikati farkeden bir uzuv alarak tanıtmaktadır. Bu kalp, içindeki görme hassası (kalp gözü), işitme hassası (kalp kulağı) ve fıkıh etme hassası (fuad) varlığı sebebiyle 5 duyu organının üstündeki idrakin, fizik ötesini algılamanın, aynel yakine ulaşmanın biricik vasıtasıdır. Bu yüzden Rabbimiz bu vasıta bakımından yetersiz kalanların Kendisini anlayamıyacaklarına dikkat çekmektedir.
"inne fiy zâlike lezikrâ limen kâne lelıü kalbün ev elkassem'a ve lıüve şehiyd"
Kaf-37
Hiç şüphesiz bunda kalbi olan veya (kalbindeki) semii (işitme) hassasına ilka edilen (ilham edilen) ve (kalbindeki basar hassasıyla görerek) şalıid olan kimse için öğüt (ibret) vardır.

Çünkü, Rabbimizin gerçeklerini görmeyi engelleyen körlük, kafa gözlerinin körlüğü değil, kalplerin körlüğüdür.
"efeleın yesiyrû fîyl'ardı fetekûııe lehüm kulübün ya'kılûne bihâ ev âzânün yesme'ûne bihâ, feinnehâ la ta'mel'ebsâru ve lâkin ta'melkulûbülletiy fîyssudûr"
Hac-46
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların akledebilecekleri (idrak edebilecekleri, fıkıh edebilecekleri) kalpleri ve işitebilecekleri kulakları oluversin. Çünkü, gerçek şu ki; kafa gözleri kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kördür.

Rabbimiz, fizik ötesini algılamaya yarayan vasıta olarak tanıdığı basiret (çoğulu basair) kalp gözü, görme aracı anlamındaki basar kökünden türemiştir. Rabbimiz, basireti andığımız kökten türeyen ve kafa gözü anlamına gelen basar (çoğulu ebsar) kelimesi ile beraber de kullanır. Bu kullanımda kafa gözünün insana ait olduğu, yani insanın kumanda ettiğini, basiretin Allah'a ait olduğunu; yani Allah'ın kumanda ettiğini söyler. Allah'a izafe edilmesi nedeniyle basiret kalp gözünü tanımlamaktadır. Basiret, kalbin bakış ve görüşü olup, Allah'ın kalpteki nuru ile aydınlanır ve fizik ötesi Allah'ın gerçekleri onunla algılanır, idrak edilir.
Allah'ın hakikatlerini yakalayan kalbin insanı gerçek insan yapan güç oluşu nedeniyle, hatemül enbiya ( Peygamberlerin sonuncusu) Hz.Muhammed SAV Efendimiz ve Sahabe birer basiret ustası olmuşlardır. Onların çağrıları da basiret üzeredir. (Yusuf-108) Bunun ötesinde ilâhi vahiy bir basiret konusu (tubsıra) sergiler. (Kaf-8)

Hz.Mevlana: İnsanoğlu gözdür, gerisi deriden ibarettir. Göz ise Dostu yani Allah'ı gören göze denir. (Mesnevi, beyt 1405)
Rabbimiz basiretle aynı anlamda kalp ve lübb (çoğulu elbab) terimlerini de kullanmaktadır. Akla karşı kalp, bazan da lübb yani idrak edici öz vardır. Nitekim, Rabbimiz kalple akıl arasında ilişki kurmuş, iş görmez hale gelen bir kalp gözünün akıl faaliyetini de fonksiyonunu icra edemez hale getireceğini işaret etmiştir. (Hac-46)
Ayette "akıl işleten, akıl faaliyeti yürüten kalpler" deyimi kullanılmıştır.
"ve lekad zere'nâ licehenneme kesiyren miııelcinni vel'insi lehüm kulübün la yefkahûne biha ve lehüm a'yünün la yubsirûne biha ve lehüm âzânün la yesme’ûne bihâ, ülâike kel'en'âmi belhüm edall, ülâike hümülgaâfilûn"
Araf-179
And olsun! insanların ve cinlerin çoğu için cehennemi yarattık. Onların kalpleri var onlarla; fıkıh etmezler, kalp gözleri var, onlarla görmezler; kalb kulakları var onlarla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidirler; hatta daha çok dalalettedirler. İşte bunlar gafillerdir.

Rabbimiz bunun nedenlerini şöyle sıralamaktadır;
1-Hasta kalpler
Başlangıçta, bütün insanlarda, nefsin kalbi içinde 19 afet (hastalık, maraz) vardır. Dünya hayatına gönderilen tüm insanlar başlangıçta nefs-i emmare'dedirler. Nefsin kalbi 19 afet sebebiyle hastadır. Rabbimiz bize verdiği nefsi iki yönlü yarattığını, Tin sûresinin 4. ve 5'inci ayet-i kerîmesinde şöyle açıklıyor;

"lekad halaknel'insâne fiy ahseni takviymin sümme redednâhü esfele sâfîliyn"
Tin-4, 5
And olsun! insanı ahsene dönüşebilecek özellikte yarattık. Sonra onu esfele sâfîliyn'e reddettik.

Ayet-i kerîmenin ikinci kısmında sözü edilen Esfel-i sâfîliyn, ahiret hayatında cehennemle cezalandırılan nefsin gidebileceği en alt kattır. Yeryüzü hayatı yaşayan Ademoğlunun, nefsini Rabbimize verdiği YEMİN'e uygun bir şekilde tezkiye ve tasfiye etmediği sürece iblise tabi olup, cehennemin en alt katıyla cezalanacağını Rabbimiz açıklıyor.
Ayet-i kerîmenin birinci kısmında ise, dünya hayatını yaşarken insanın "Elestü Bi-rabbiküm" günü Rabbimize verdiği YEMİN'e uygun olarak nefsini evvela 7 kademede tezkiye, sonra 7 kademede tasfiye etmek suretiyle en güzel biçime dönüştürebilecek şekilde yaratıldığı beyan ediliyor.

Nefs-i emmarede bulunan herkesin kalbi hastadır. Hasta kalpler nefsin iki yönlü yaratılmasına paralel olarak imana da veya nifaka da meyledebilir. Hangisi galip gelirse kişiler o tarafa meyleder. Başka bir deyimle, kişi ya irşad yoluna doğru bir meylin sahibi olur; veya gay yoluna doğru bir meylin sahibi olur.
Nefis başıboş bırakılıp, tezkiye ve tasfiye için dünya hayatını yaşarken, bir şey yapılamazsa, şeytanın insan vücudundaki temsilcisi, melcei (sığınağı) olan nefs, şeytanın negatif telkinleriyle, cehennemin en alt katı olan Esfel-i sâfiliyn'e gidecektir. Eğer nefs, tezkiye ve tasfiye edilebilirse Ahsen-i takvim'e dönüşerek, ruhun halleriyle hallenir, adeta vücut ülkesinde ikinci bir ruh olur. Kalbi perişan eden 19 hastalığın başında mürailik gelmektedir. Mürailik, münafıklığın en tipik özelliği olup, bir kalp hastalığıdır.

"fiy kulubihim meradun fezadehümullahü merad ve lehüm azabün eliymün bi-ma kânu yekzibun"
Bakara-10
Kalplerinde hastalık (afetler) vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemeleri nedeniyle onlar için acıklı bir azap vardır.

"feterelleziyne fiy kulübbihim maradun yüsâri'ûne fiyhim yekuûlûne nahşâ en tüsiybenâ dâireh, fe'asallahü en ye'tiye bilfethi ev emrin min indihi feyusbihû âlâ mâ eserrû fiy enfüsihim nâdimiyn"
Maide-52
Kalplerinde hastalık olanlar "zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" derler. Umulur ki Allah, bir fetih ya da Katından bir emir getirecek de, onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.

"iz yekuûlülmüııâfıkuûne velleziyne fiy kulûbihim maradun garre hâülâi diynü-hüm, ve men vetevekkel alallahi feinnallahe aziyzün hakiym"
Enfal-49
Münafıklar ve kalplerinde hastalık (afet) bulunanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (müminleri) dinleri aldattı" Oysa kim Allah'a tevekkül ederse şüphesiz Allah aziz ve hakimdir.

"ve emmelleziyne fiy kulûbihim maradun fezâdethüm ricsen ilâ ricsihim ve mâtu ve hüm kâfirûn"
Tevbe-125
Kalplerinde hastalık (afet) olanların ise afetlerine şeytanın karanlıkları eklenerek murdarlıklarını arttırmış ve onlar kafirler olarak ölmüşlerdir.

"liyec'ale mâ yülkışşeytânü fitneten lilleziyne fiy kulûbihim maradun velkaâsiyeti kulûbühüm..."
Hac-53
Şeytanın (bu tür karanlıkları) ilka etmesi (ilhamları) kalplerinde hastalık (afet) ve kalpleri kasiyet bağlamış bulunanlara bir imtihan kılması içindir.

"efiy kulûbihim maradun...."
Nur-50
Bunların kalbinde hastalık mı var?

"ve iz yekuûlülmünâfikuûne velleziyne fiy kulûbihim maradun..."
Ahzab-12
Münafıklar ve kalplerinde maraz (afet) bulunanlar...

"...felâ tahda'ne bilkavli feyatma'alleziy fiy kalbihî maradun ..."
Ahzab-32
Artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse tamah etmesin.

"...re'eytelleziyne fiy kulûbihim maradun yenzurûne ileyke nazarelmagşiyyi aleyhi minelvet...
Muhammed-20
Kalplerinde hastalık bulunanların, Üzerine ölüm çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarım gördün.

"em hasibelleziyne fiy kulûbihim meradun en len yuhricallahü adgaânehüm"
Muhammed-29
Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, kendi kinlerini Allah'ın hiç çıkarmayacağını mı sandılar?

"zâlike biennehüm âmenû sümme keferû fetubi'a âlâ kulûbihim fehüm la yefkahûn"
Münafıkun-3
Bu onların iman etmeleri, sonra küfretmeleri dolayısıyledir. Böylece kalplerinin Üzerine damga vurulmuştur. Artık onlar, fıkıh etmezler...

Kalp hastalıklarının insan hayatındaki en tehlikeli pratik görünümü insanın kalbiyle dilinin farklılığıdır. Rabbimiz bunu nifakın bir belirlisi olarak tespit ediyor. Kalple dilin uyuşmazlığı, insanın kalbine karşı günah işlemesi, kalbine ihanetidir. (Bakara-283)
"... ve men yektümhâ feinnehû âsimun kalbüh.."
En tehlikeli düşman, diliyle dostluk gösterip bu dostluğa bir de Allah'ı şahid tutan, gerçekte ise en azılı düşmanlığı içinde saklayan kişidir. Böylesi arkasını döner dönmez her tarafa bozgun yayıp, ortalığı fesada verir ve Allah fesadı asla sevmez. (Bakara-204)
"ve minennâsi men yu'cibüke kavlühü fiylhayâtiddünya, ve yüşhidullahe âlâ mâ fiy kalbihî ve hüve eleddülhısâm"
Kalple dilin ikiliğine en tipik örneklerden biri de Bedevi arapların sahte imanlarıdır.
(Hucurat-14)

"kaâletil'arâbü âmenna, kul lem tü'minû ve lâkin kuûlû eslemııâ ve lemmâ yedhulil'iymânü fiy kulûbiküm, ve in tütıy'ullahe ve resûlehü lâ yelitküm min a'mâliküm şey'â.."
Araplar dediler ki biz müminiz, Deki mümin demeyin lakin İslâm (dairesine girdik) deyin Çünkü kalbinizin içine iman girmedi.
şeklinde cevap verilmesini emrederek, dilin kalbe ters düşmesinin imansızlık halindeki tecellisini gösteriyor.

"ve liya'lemleziyne nâfekuû, ve kıylelehüm te'âlev kaâtilû fiy sebiylillâhi evidfe'û, kaâlû lev na'lemü kıtâlen letteba'nâküm, hüm lilküfri yevmeizin akrebü minhüm lil'iymân, yekuûlûne biefvâhihim mâ leyse fiy kulûbihim..."
Ali İmran-167
Münafıklık yapanları açığa çıkartmak içindir. Onlara (münafıklara) "gelin Allah'ın yolunda savaşın, ya da savunma yapın" denildiğinde "Biz savaşmayı bilseydik elbette size tabi olurduk" dediler. O gün onlar imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.

"yâ eyyüherresûlü la yahzünkelleziyne yüsâri'ûne fiylküfri minelleziyne kaâlû âmenna biefvâhihim ve lem tü'min kulübünüm..."
Maide - 41
Ey resul! kalpleri iman etmediği halde ağızlan ile "iman ettik" diyen münafık yalıudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin.

"keyfe ve in yazherû aleyküm la yerkubû fiyküm illen ve la zimmeh, yurdûneküm biefvâhihim ve te'bâ kulübühüm ve ekserühüm fâsikuûn"
Tevbe-8
Nasıl olabilir ki, eğer size karsı galip gelirlerse size karsı ne akrabalık bağlarını, ne de anlaşma hükümlerini gözetirler. Sizi ağızlarıyla hoşnut (razı) ederler. Kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasıktırlar.

"...yekuûlûne bielsinetihim mâ leyse fiy kulûbihim..."
Fetih-11
Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.

"innelmünâfikıyne yuhâdi'ûnallehe ve hüve hâdi'uhüm, ve izâ kaâmû ilessalâti kaâmû küsâlâ ..."
Nisa-142
Şüphesiz münafıklar Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa onlar aldanırlar. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar.

"...innelmünâfikıyne hümülfasikuûn"
Tevbe-67
Şüphesiz münafıklar fişka sapanlardır.

Ayetler hep bu kalpte olmayanı dilin söylemesi çarpıklığına dikkat çeker ve iman yolcularını bu nifaka karşı uyarır.
Kalp hastalıklarının bir diğeri de hırstır. (Ahzab-32), rics (pislik, iğrençlik, sefihtik) şeytanın fitnesine yataklıktır.

"ve emmelleziyne fiy kulûbihim maradun fezâdethüm ricsen ilâ ricsihim ve matû ve hüm kâfirûn "
Tevbe-125
Kalplerinde hastalık olanların ise hırslarına hırs katmış, arttırmış ve onlar kafir olarak ölmüşlerdir.

"liyec'ale mâ yülkışşeytânü fitneten illeziyne fiy kulûbihim maradun velkaâsiyeti kulübühüm, ve innazzâlimiyne lefly şikaâkın ba'ıyd"
Hac-53
Şeytanın ilham ettiği şeyler (karanlıklar) kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri kasiyet bağlamış bulunanlara bir imtihan içindir. Şüphesiz zalimler uzak bir dalâlet içindedirler.

Kalp hastalıklarından biri de zeyğ (denge noktasından sapma, negatife meyletme) olarak veriliyor.
"...fe’emmelleziyne fiy kulûbihim zeygun feyettebi'ûne mâ teşâbehe minhübtigaâelfitneti vebtigaâe te'viylih..."
Ali İmran-7
Kalplerinde negatif meyl bulunanlar fitne çıkarmak, yorumlar yapmak için müteşabih ayetlere tabi olurlar.

"...fiy sâ'a til'us reti min ba'di mâ kâde yeziygu kulübü feriykın minhüm sümme tâbe aleyhim..."
Tevbe-117
Onlardan bir fırkanın kalbi kaymak üzereyken güçlük saatinde ona tabi oldular; sonra onların tövbelerini kabul etti.

"...felemmâ zâguû ezâgallahü kulûbehüm..."
Saf-5
Onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu.

Kalp bozulmaları arasında lehv (aldanma, boş ve anlamsız arzulara saplanma) da vardır. Rabbimiz, insanın doğal hastalıklarından biri olan lehvi, gafletle paralel bir bozukluk olarak göstermektedir.
"ıkterebe linnâsi hisâbühüm ve hüm fiy gafletin mu'ridûn"
Enbiya-1
İnsanların sorgulaması yakınlaştı. Kendileri ise bir gaflet içinde yüz çevirmektedirler.

"la hiyeten kulübühüm ve eserrûnnecvelleziyne zalemû..."
Enbiya-3
Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulme sapanlar gizlice fısıldaştılar.

Hasta kalbin yolu kasvete çıkar. Kalp kasveti kalp güzeli yani katılık ve kabalık getirir ki, bu insanları nefretle kaçıran bir illettir.
(Ali İmran-159)

"...ve lev künte fazzan galiyzalkalbi lenfaddû min havlik.."
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi.

Allah'tan habersizlik ve O'nu inkâr ribe (şüphe, kuruntu, kaos), rul) (korku, tedirginlik) hasret (özlem) getirir.5
"innemâ yeste'ziııükelleziyne la yü'minûne billahi velyevmil'âhıri vertâbet kulûbühüm fehüm fiy reybihim yetereddedûn"
Tevbe-45
Senden, yalnız Allah'a ve Allah'a ruhen ulaşma gününe iman etmeyen, kalpleri kuşkuya kapılıp kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.

"la yezâlü bünyânühümülleziy benev riybeten fiy kulûbihim illâ en tekatta'a kulûbühüm, vallahi! aliymün hakiym"
Tevbe-110
Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp gidecektir. Allah alimdir, hakimdir.

"...seülkıy fiy kulûbilleziyne keferûrru'be fadribû.."
Enfal-12
Küfre sapanların kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse vurun boyunlarına...

"senülkiy fiy kulûbilleziyne keferûrru'be bimâ eşrekû billahi mâ lem yünezzil bihî sultâna.."
Ali İmran-151
Kendisi hakkında hiçbir ayet indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız, (ilka edeceğiz)

"...liyec'alallahü zâlike hasreten fiy kulûbihim.."
Ali İmraıı-156
Allah bunu onların kalplerinde bir hasret kıldı.

"..ve kazefe fiy kulûbihümürru'be..."
Ahzab-26
Onların kalplerine şüphe düşttrdü.

2- Katı kalpler
Kalp marazı (hastalığı), kalp katılığı, kalp kararması (kasvet) getirir. Kişi nefsindeki 19 hastalıktan herhangi birinin tesirinde kalarak bir günah işlediğinde kalbine siyah bir nokta düşer. Yanlışa devam ederse, her seferinde birer tane konan noktalar çoğalıp bir tabaka yapar ve kalbi sarar. İşte kalp kasveti bu şekilde oluşur. Rabbimiz bu kalp kasvetinden çokça bahseder,, kalp kasvetini Allah'a giden yolu tıkayan bir engel olarak gösterir. Yani, nefsin Allah'a ezelde verdiği yemini yerine getirmeye mani olan bir bela olarak gösterir ve şöyle der:

"... feveylün lilkaâsiyeti kulübühüm min zikrillâh, ülâike fiy dalalin mübiyn"
Zümer-22
Fakat Allah'ın zikrinden kalpleri katılaşmış olanların vay hallerine... İşte onlar apaçık bir dalâlet içindedirler.

Kalp kasvetini azdıran bir numaralı hastalık; sonu gelmez arzu ve emeller, hırslar ve iptilalardır.
"...ve la yekûnu kelleziyne ûtülkitâbe min kablü fetâle aleyhimül'emedü fekaset kulûbühüm, ve kesiyrün minhüm fâsikuûn"
Hadid-16
Bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış olanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardı.

Kalp kasvetinin en tipik temsilcileri yahudilerdir. Onların kalplerindeki katılaşma, taşları bile imrendirecek şiddettedir.
"sümme kaset kulubüküm min ba'di zalike felıiye kelhıcareti ev eşeddü kasve ve inne minelhıcareti lema yetefeccerü minhül'enhâr ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku feyahrücü minhülma ve inne minhâ lema yehbitu min lıaşyetillâh ve mallahü bigafîlin amma ta'melun"
Bakara-74
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taslardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır. Öyleleri vardır ki, yarılır; onlardan sular çıkar. Öyleleri de vardır ki, Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarından gafil değildir.

Ve onlar Allah'a ezelde verdikleri yemini tutmadıkları için lanetlenmiş ve kalp kasvetine uğramı şiardır.
"febimâ nakzihim miysâkahüm le'annâhüm ve ce'alnâ kulûbehüm kaâsiyeh...."
Maide-13
Misaklerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.

"...feagreynâ beynehümül'adâvete
Böylece biz de kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık.

Kalpteki 19 hastalığın faaliyette olması ve bunlar sebebiyle giderek kalbin katılaşması ve Allah'ın yasak ettiği kalbi tahrip eden tutum ve davranışları neticesinde katı olan kalbin giderek paslandığını görürüz. Kalp marazları kalbi katılaştırarak paslandırır. Kalbin Sırat-ı Müstakıym yolunu tıkayarak Allah'tan koparır.

3- Paslı kalpler
Allah'a açılabilecek tüm pencerelerin bitme noktasına yaklaşması demektir. Bu duruma gelen nefs, Allah ile arasına tam bir perde çekmiş olur.
"izâ tütlâ aleyhi âyâtünâ kaâle esâtıyrül'evveliyn, kellâ bel râne âlâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn."
Mutaffifiyn-13,14,15
Ona ayetlerimiz tilavet edildiği zaman "geçmişlerin masallarıdır" dedi. Asla! Hayır, onların kazanmakta oldukları kalpleri üzerinde pas tutmuştur.

4- Kalp körlüğü
Hasta olan kalplerin giderek katılaşması ve sonunda paslanması sebebiyle nihayet körleştiğini görürüz. İnsan için esas körlük budur.
"efelem yesiyrû fiyl'ardı fetekûne lehum kulübün ya'kılûııe bihâ ev âzânün yesme'ûne bihâ, feinnehâ la ta'mel'ebsaru ve lâkin ta'melkulûbülletiy fiyssudûr"
Hac-46
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece kendisiyle akledebilecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları oluversin? Şüphesiz gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kördür.

Kalp gözünün, yani basiretin kör olmasıdır ki, bu da insan ve kainatın sırlarını çözmeye götüren bütün fakülteleri, lübleri, dumura uğratır.
5- Kalbin damgalanması...
Bu kademede insan ruhuna ölmeden evvel Sırat-ı mustakiym yolu ile göklere ve Allah'a giden tüm kapıların kapanmasıdır. Bu kademede aydınlığa dönüş yoktur. Dünya hayatında imtihanın kesin kaybedildiğine işaret eder. Kur'anda bu kademeye ifade için kalbin tab' edilmesi;
"...kezâlike yatba'ullahü âlâ kulûbilkâfıriyn"
Araf-101
İşte Allah küfre sapanların kalplerini böyle damgalar.

"..ve tubi'a âlâ kulûbihim fehüm la yefkahûn"
Tevbe-87
Onların kalpleri damgalanmıştır. Bundan dolayı onlar fıkıh etmezler..

"...ve taba'allahü âlâ kulûbihim fehüm la ya'lemûn"
Tevbe-93
Allah onların kalplerini damgalamıştır. Bundan dolayı onlar bilmezler.

"...kezâlike natbe'u âlâ kulûbilmuğtediyn"
Yunus-74
İşte biz haddi aşanların kalplerini böyle damgalarız.

"kezâlike yatba'ullahü âlâ kulûbilleziyne la ya'lemûn"
Rum-59
İşte Allah bilmeyenlerin kalplerini böyle damgalamaktadır.

6- Kalbin hatmedilmesi..( Mühürlenmesi)
"hatemallahü âlâ kulûbihim ve âlâ sem'ihim ve âlâ ebsârihim gışâveh...
Bakara-7
Allah, onların kalplerini ve kalplerindeki işitme hassalarını mühürlemistir. Görme hassalarının üzerinde de perde vardır.

"....ve hateme âlâ sem'ıhî ve kalbihi ve ce'ale âlâ basarihi gışâveh.."
Casiye-23
Kalpteki işitme hassası ve kalbi üzerine mühür vurdu ve görme hassası üstüne de bir perde çekti..

"...ve lıateme âlâ kulûbiküm men ilâhün gayrullahi ye'tiyküm bih..."
Enam-46
Eğer Allah kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka geri getirebilecek ilâh kimdir?

7- Kalbe kilit vurulması...
"...bel taba'allahü aleyhâ biküfrihim felâ yü'minûne illâ kaliylâ"
Nisa-155
Hayır, Allah küfürleri dolayısıyle kalplerine damga vurmuştur. Onların azı dışında iman etmezler.

"...em âlâ kulûbin akfâlühâ"
Muhammed-24
Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi vurulmuş..


8- Kalbe perde çekilmesi...
"...ve ce'alnâ âlâ kulûbihim ekinneten en yefkahûlıü ve fiy âzânihim vakrâ, ve in yerev külle âyetin la yü'minû bihâ..."
Enam-25
Biz fıkıh etmemeleri için kalplerinin üzerine örtü ve kulaklarına da bir (vakra) ağırlık koyduk. Onlar bütün ayetleri görseler {kalp gözleriyle) yine ona iman etmezler.

"...innâ ce'alnâ âlâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhü ve fiy âzânihim vakrâ..."
Kehf-57
Muhakkak ki biz fıkıh etmemeleri için kalplerine bir ekinnet ( perde) ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk.

Kalbin bu son dört kademesinde olanların diğer beş duyu organlarının da ödevlerini insana yaraşır biçimde yapamıyacağına dikkat çekilir !....
Kalbin mühürlenmesi, boş arzuları ilah edinme (Casiye-23). Allah'ın nimetlerine nankörlük (Araf-101). Azgınlık, zulüm (Yunus-74), bilgisizlik (Rum-59, Tevbe-87,93) gibi sebeplerden olmaktadır.
Kalbi mühürlenler artık insanca ne görebilir, ne duyabilir, ne anlayabilir, ne de yaşayabilirler. (Bakara-7, Münafikun-3, Enam-46)
Kalp marazları kalbi katılaştırarak paslandırır ve kalbin Sırat-ı mustakiym yolunu tıkayarak onu Allah'tan koparır. Rabbimiz burada İSTİKBAR kavramına dikkat çekiyor: KİBRE SAPLANMA olarak tanıtabileceğimiz istikbar, insanın kalbini mahvederek onun Allah'la irtibatını kesen büyük bir beladır.

Rabbimiz mühürlenmiş kalplerin MÜTEKEBBİR, MÜSTEKBÎR KALPLER olduğunu açıklıyor.
"ilâhüküm ilâhün vâhid, felleziyııe la yü'minûne bil'âhreti kulûbühüm münkiretün ve hüm müstekbirûn"
Nahl-22
(İlâhınız tek bir ilâhtır. Ahirete iman etmiyenlerin kalpleri bunu inkâr eder. Onlar büyüklük taslarlar.

"elleziyne yücâdilûne fiy âyâtillâhi bigayri sultanin etâhüm, kebüre makten ındallahe ve ındeileziyne âmenû, kezâlike yatba'ullahü âlâ külli kalbi MUTEKEBBIRIN CEBBAR"
Mümin-35
Bunlar Allah’ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir sultan olmadan tartışırlar. Bu Alla/ı katında da, iman edenlerin yanında da öfkeyi arttırır. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler.

Burada mütekebbir sıfatına, cebbar sıfatının da eklenmesi çok ilginçtir. CEBBAR; cebre, şiddete, zora, dehşet ve baskıya başvuran demektir. Anlaşılan odur ki, Rabbimiz mü-tekebbirlerde cebbarlık sıfatının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
Mühürlenmiş marazlı kalplerin bir manâ çevresinde birleşmeleri mümkün değildir. Çünkü onlar birliğin en emin yolunu, tevhidi yani Allah'ın birliğini inkâr ederek kaosa düşmüşlerdir. Artık birleşemezler. Onların vücut verebilecekleri birlik, beraberlik ancak dış plânda bedensel ve maddesel olabilir.
"...tahsebühüm cemiy'an ve kulûbühüm şettâ, zâlike bi'ennehüm kavmün la ya'kılûn"
Haşr-14
Onları toplu, birlik sanırsın; oysa kalpleri birbirinden ayrıdır. Bu akletmeyen bir kavim olmalarındandır.


9- SELİM KALP
Rabbimiz hastalıklardan arınmış bir kalbi selim kalp, müzeyyen olmuş kalp olarak açıklamaktadır.

Hasta kalplerin selim olması, şifaya kavuşması ve yumuşaması ancak zikirle mümkündür. Muhakkak ki zikirden başka faktörler de vardır. Bunlar oruç, namaz, hac, zekat, tebliğ, cihad ve diğer emirleri içermektedir. Fakat bunların en büyüğü, en önemlisi zikirdir. Peygamber efendimiz SAV; "zikrullah" haricinde kalan şeyleri konuşmayınız. Çünkü zikrullah'tan gayri şeylerden söz etmek kalbi katılaştırır. Kalp katılığı ise insanı Allah'tan uzaklaştırır, şeytana yaklaştırır.
Rabbimizin insanoğlundan hesap gününde istediği tek şey, O'nun huzuruna bir selim kalple gelmiş olmasıdır.
"yevme la yenfa'u mâlün ve la benûn, illâ men etallahe bikalbin seliym"
Şuara-88, 89
İnsanların diriltileceği gün Allah'a temiz bir kalple gelenden başka, kimseye malın ve oğulların faydası yoktur.

Demek oluyor ki, selim kalp dünya hayatımızda biricik hedeftir. Bunun içindir ki, selim kalp dışında kalan her şey; mal ve evlat vasıta sayılmış, selim kalp gaye olarak açıklanmıştır.
Din hayatının amacı, insana selim kalbi kazandırmaktır. Yani irşadı gerçekleştirmektir.
"va'lemû enne fiyküm resûlallah, lev yütıy'uküm fiy kesiyrin miııel'emri le'anittüm, ve lâkinallahe habbebe ileykümül'iymâne ve zeyyenelıü fiy kulûbiküm, ve kerrehü ileykümüIküfre velfüsûka vel'ısyân, Ulâike hümürrâşidûn"
Hucurat-7
Biliniz ki şüplıesiz aranızda Allah'ın peygamberi vardır. O, birçok işlerde size uysa, siz sıkıntıya, helake düşersiniz (lanetlenildiniz) ve lâkin Allah, imanı size sevdirdi. Kalbinizi tezyin etti, müzeyyen kıldı (selim kıldı). Size küfrü, fışkı, isyanı çirkin gösterdi. İşte bunlar irşad olunanlardır.

Ne ilginçtir ki, hedef olan kalbe sıfat yapılan SELİM kelimesi tevhid yolunun genel adı olan İSLÂM'la aynı köktendir. Yani SELAM ve SELAMET kökündendir. O halde selim kalp; barış, huzur, güven, aklık ve sükûnetle dolu olan kalp demektir, islâm da silim kökünden gelmektedir. Silim kökünün üç tane anlamı var:
Birincisi, tek Allah'a iman etmek, ikincisi. Allah'a teslim olmak. Üçüncüsü ise, sulh-sukûn ve barıştır.
İslâm bu bakımdan bu üç şeyin elde ediliş yoludur, İslâm’ın teknik anlamı, Allah'a teslimiyettir. SELÎM KALP Allah'a gereğince teslim olmuş, müzeyyen olmuş, irşada ulaşmış kalp demektir. Mümin kalple, selim kalp arasında bağlantı açıktır. Selim kalbe giden yol müniyb (Allah'a dönük) kalpten geçer, Müniyb kalp ve selim kalbe ulaşmanın 28 basamağını Rabbimiz Kur'an-ı Kerîm'de açıklamıştır.
Rabbiıniz kalplerin takva için imtihan edildiğini Hucurat-3'de açıklamaktadır. Hayat, bir nevi bu imtihanın ard arda sıralandığı bir geçittir.
Kalbin imtihanını başarıyla verenlerin, onu rahmet ve re'fet {sıcaklık, merhamet, kaynaşma) ile doldurduklarını görüyoruz.
(Hadid-27)
"...ve ce'alnâ fiy kulûbilleziynettebe'ûhü ve re'feten ve rahmet, ve rehbâniyyetenibtede'ûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigaâe rıdvânillâh femâ re'avhâ hakka ri'ayetihâ.."
Rahmetle dolu olan selim kalbin yolu, linete yani yumuşaklığa akar. Rabbimiz kalplerin Allah'ı zikir ile yumuşadığını belirtir.

(Zümer-23)
"....sümme teliynü cülûdühüm ve kulübühüm ilâ zikrillâh..."
Allah'ı zikir, yani şuurlu anma, kalb titretir, yumuşatır.

" innemlmü'mineleziyne izâ zükirallahü vecilet kulûbühüm ve izâ tüliyet aleyhim âyâtühü zâdethüm iymânen ve âlâ rabbihim yetevekkelûıı"
Enfal-2
Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. O'nun ayetleri okunduğu zaman imanları artar ve onlar Rablerine tevekkül ederler.

"elleziyne izâ zükirallahü vecilet kulübünüm..."
Hac-35
Onlar ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. (Ürperir)

"velleziyne yü'tûne ma atev ve kulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râci'ûn
Müminun-60
Ve onlar gerçekten Rablerine dönecekler. (Allah'a ruhen vasıl olmak için) vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler...

Rabbimiz, kalplerin ancak Allah'ın zikri ile mutmain olacağını açıklamaktadır.
"...ve tatmainnü kulubühüm bizikrillâh ela bizikrillâhi tatmainnülkulûb"
Rad-28
Kalpleri Allah'ın zikri ile mutmain olanlardır. Kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur.

"elem ye'ni lilleziyne âmeııû en tahşe'a kulûbühüm lizikrillâhi ve mâ nezele minelhakkı..."
Hadid-16
O amenu olanların kalbinin, Allah'ın zikri ve (bu zikir sebebiyle) O'ndan inen rahmetle huşuya ulaşmasının zamanı gelmedi mi?

Kalbin selim olmaya giden yolunda kalbin Allah’a dönmesi (müniyb kalp) kişiyi mutmain noktaya yükseltir.
Marazlardan arınmış ruhun hasletleriyle müzeyyen olmuş; faziletlerle bezenmiş bir kalp insanı Allah ile doğrudan temasa getirmenin, yanı sıra Allah’a giden yolda da en emin rehber olur.İslam Peygamberlerinin böyle bir kalbe güveni çok büyüktür. Bir yerde de şöyle buyuruyor;

-Bana isnad edilen bir söz duyduğunuzda kalbiniz onu tasdikler, tüyleriniz ve derileriniz onun önünde yumuşar ve onu bana yakıştırırsanız; biliniz ki, ben o söze sizden daha çok yakınımdır.
Benden nakledilen bir sözü kalbiniz reddeder, tüyleriniz ve derileriniz onun önünde nefretle ürperir ve onu bana yakıştıramaz iseniz, biliniz ki o söz bana size olduğundan daha uzaktır, (îs. 1/387)
Allah ve peygamber sevgisiyle dolu, daimî zikir eden bir gönülden yükselen ses insana aydınlığı gösterebilir. Hz.Peygamber SAV'in böyle bir kalbe güveni büyüktür. Şöyle diyor;
-Müftüler ne kadar fetva verseler de sen fetvayı kalbinden iste.
Ve müminin gönül gözünden sakının! Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar.
(İbnHanbel, 4/194)

Hiç yorum yok: