Bu Blogda Ara

10 Temmuz 2008 Perşembe

ESMA-ÜL HÜSNA VE SIRLARI

ALLAH
Esmaül Hüsna'daki birinci isimdir.
Adedi : 66
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Tanrı ve Şeytan, Aydınlık ve Karanlık, Bilgi ve cehalet, Pozitif ve Negatif, İyilik
ve kötülüğün tek kaynağı olan.
Yorumu : Bu bir anahtar kelimedir. Bir çok yerde ve konuda kullanılır fakat sadece
sözlü olarak. Vefk, Muska ya da Talisman gibi şeylerde yazılı olarak kullanılamaz.

ER RAHMAN
Esmaül Hüsna'daki 2. isimdir.
Adedi : 298
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Affedip, merhamet eden. İnayet ve ihsanda bulunan.
Yorumu : Yardım sağlamak. İşlerin düzelmesi. Korku ya da bunalımdan kurtulmak.
İsteklerin olması. Hayranlık ve saygınlık kazanmak. Kuvvetlendirici ve düzeltici esmadır. Tek kullanılmaz. Diğer esmalarla birleştirilir.


ER RAHİM
Esmaül Hüsna'daki 3. isimdir.
Adedi : 258
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Şefkat ve merhameti sınırsız olan. İnayeti her şeyi kapsayan.
Yorumu : Rızk sağlamak. İnsanların arasını düzeltmek. Şifa ve refah. Bu esma da tek
başına kullanılmaz. Diğer bir ya da iki esma ile kombine edilmelidir.

EL MELİK
Esmaül Hüsna'daki 4. isimdir.
Adedi : 90
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Evrenin sahibi ve hükümdarı.
Yorumu : Bir insan ya da bir şeylere sahip olmak Bir kimse üzerinde etki kurmak.

EL KUDDÜS
Esmaül Hüsna'daki 5. isimdir.
Adedi : 170
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Temiz olan. Hata ve eksikliği olmayan.
Yorumu : Kişiyi maddi, manevi sıkıntılardan kurtarır. Bolluk. Medyumluğu geliştirmek.
Ruhsal ve fiziksel şifa. Ahlaken güçlenmek.

ES SELAM
Esmaül Hüsna'daki 6. isimdir.
Adedi : 131
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Tehlikeden kurtaran. Hiçbir şeyden zarar görmeyen.
Yorumu : Rızk. Başarı. Ruhsal şifa. Dilek ve isteklerin önemli kimseler tarafından kabul
edilmesi. Zorluktan selamete çıkmak. Rahata kavuşmak. Bu esma evlenme ve evlendirme işlerinde de faydalı olur fakat tek olarak kullanılmaz.

EL MÜMİN
Esmaül Hüsna'daki 7. isimdir.
Adedi : 174
Yıldızı : Ay
Anlamı : Azaptan kurtaran. Kendisine sığınanlara aman veren. İman ışığı uyandıran.
Yorumu : Dini duygu ve anlayışı arttırmak. Kişinin manen rahatlaması.

EL MÜHEYMİN
Esmaül Hüsna'daki 8. isimdir.
Adedi : 145
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Gözetici ve koruyucu.
Yorumu : Bu esma sadece sezgilerin atrmasında kullanılır.

EL AZİZ
Esmaül Hüsna'daki 9. isimdir.
Adedi : 94
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Mağlup edilmeyen ve hükümlerinde mutlak galip olan.
Yorumu : Yücelticidir. İstenen bir kimse üzerinde hakimiyet kurdurtur.





EL CEBBAR
Esmaül Hüsna'daki 10. isimdir.
Adedi : 206
Yıldızı : Mars
Anlamı : Emirlerine karşı gelinemeyen. Kırıkları yenileyen.
Yorumu : Kişiyi herhangi bir konuda zorlamak. Zorlayıcı bir etki olmasına rağmen sert
bir çalışma vermez, kişinin kendisi de farkında olmadan, kendi içinden geliyormuş gibi etki gösterir.

EL MÜTEKEBBİR
Esmaül Hüsna'daki 11. isimdir.
Adedi : 662
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Büyüklüğünü herşeyde gösteren. Herşeyde büyüklüğü görülen.
Yorumu : Korunma. Korunma. Güç ve iktidar kazanmak.

EL HALİK
Esmaül Hüsna'daki 12. isimdir.
Adedi : 371
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Yoktan yaratan. Her şeyi önceden belirleyen.
Yorumu : Bu esma sıkıntıdan kurtulma ve kurtarmada kullanılır fakat dünyasal
amaçlarla kulanıldığı zaman fazla etkili değildir.

EL BARİ
Esmaül Hüsna'daki 13. isimdir.
Adedi : 214
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Her şeyi en uygun durumda yaratan.
Yorumu : Baskıları sona erdirip, sıkıntı veren konulardan kurtarır.

EL MUSAVVİR
Esmaül Hüsna'daki 14. isimdir.
Adedi : 336
Yıldızı : Ay
Anlamı : Şekil veren.
Yorumu : Sanat ve meslekte başarı. Herhangi bir şeyi oluşturmak. İstenen bir kimsenin
rüyasına girmek. Kadınların kolay doğum yapması. Bu esma senkronizasyon sağlayıcı olarak da kullanılır. Mesela birden fazla kişi bir arada belli bir çalışma veya sadece zikir yapacaklarsa çalışmaya bu esma ile başlamak kişileri zihinsel ve enerji olarak aynı sviyeye akort eder. Aynı şekilde herhangi bir varlık davetinde resmi çalışmadan önce bu semenın sıkça zikredilmesi varlığğım materyalize olmasına yardımcı olacağı gibi, kişi ve varlığı senkronize ederek kolay anlaşılmasını da sağlar. Batı majisi tarzında imajinasyon ağırlıklı çalışmalar yapılırken bu esmanın kullanılması istenilen imajların, mesela hedef kişinin kalıbının ve ruhsal varlığının şekillenmesine yardımcı olduğu gibi kişinin kendi üzerindede etkin olarak vizyon türü şeylerin şekillenip, kolay görülmelerinede yardım eder.

EL GAFFAR
Esmaül Hüsna'daki 15. isimdir.
Adedi : 1281
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Affı sınırsız olan. Kendisine, kulun günahlarını unutturan.
Yorumu : Kişileri barıştırma ve sakinleştirmek.


EL KAHHAR
Esmaül Hüsna'daki 16. isimdir.
Adedi : 306
Yıldızı : Mars
Anlamı : Her istediğini yapmaya gücü yeten. Hükümlerinde galip ve hakim olan.
Yorumu : Başka birisine sıkıntı ve kahır çektirmek. Kişinin kendisini disipline edip,
istemediği hislerden kurtulması. Bu esmayı kişinin kendi üzerinde aşırı kullanması seks itilimlerini öldürür.

EL VEHHAB
Esmaül Hüsna'daki 17. isimdir.
Adedi : 14
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Nimetleri karşılıksız ihsan eden.
Yorumu : Rızk ve maddi çıkar sağlamak.

ER REZZAK
Esmaül Hüsna'daki 18. isimdir.
Adedi : 308
Yıldızı : Venüs
Anlamı : İhtiyaç duyulan her şeyi veren.
Yorumu : Rızk sağlamak. Para kazanmak. Dünyasal menfaat ve bolluk.

EL FETTAH
Esmaül Hüsna'daki 19. isimdir.
Adedi : 489
Yıldızı : Merkür
Anlamı : Kapıları açan. Zorlukları çözen.
Yorumu : Rızk. Evlilik çalışmaları için iyidir fakat vefkinin hazırlanması şarttır. Bu
esmanın gerek başka boyutlarla iletişim kurmak gerek Astral aleme kapılar açmak gibi işlerde kullanılması mümkündür. Mesela bir başka boyuttan bir varlık davet edilirken resmi çalışmaya bu esma da dahil edilip, çalışma öncesi uygun görüldüğü kadar zikredilmesi mümkündür. Bu esmanın Musavvir ismi ile birleştirilmesi özellikledavet çalışmalarında çok faydalıdır.

EL ALİM
Esmaül Hüsna'daki 20. isimdir.
Adedi : 150
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Her şeyi bilen. Bilimi sınırsız ve kendisine has olan.
Yorumu : Bu esmanın, çocukların ve gençlerin eğitimde ve imtihanda başarılı olmaları
için kullanılması mümkündür.

EL KAABIZ
Esmaül Hüsna'daki 21. isimdir.
Adedi :903
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Sıkan. Daraltan.
Yorumu : İstenen bir kimseye büyük sıkıntılar vermek.

EL BASIT
Esmaül Hüsna'daki 22. isimdir.
Adedi : 72
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Açan. Genişleten.
Yorumu : Ruhsal şifa. Ruhsal güzellik ve rahatlık.

EL HAFID
Esmaül Hüsna'daki 23. isimdir.
Adedi : 1481
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Alçaltan, yokluğa, hastalığa, cehle dönüştüren. (Başka bir anlatımla: Her şeyi
negatif hale sokan).
Yorumu : Kişiye lanet. İş bozmak. Yok etmek.

ER RAFİ
Esmaül Hüsna'daki 24. isimdir.
Adedi : 351
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Yükseltip, kaldıran. Dereceleri arttıran. (Başka bir ifadeyle: Her şeyi pozitife
dönüştüren).
Yorumu : Güç ve itibar kazanmak. İktidar sahibi olmak.

EL MUİZ
Esmaül Hüsna'daki 25. isimdir.
Adedi : 117
Yıldızı : Güneş
Anlamı : İzzet veren. Şereflendiren.
Yorumu : İtibar ve şeref kazanmak. Bu esma ile yapılacak olan çalışmalar, "Muidül
Muiz" şeklinde yapılırsa çok daha etkili olur.

EL MÜZİL
Esmaül Hüsna'daki 26. isimdir.
Adedi : 770
Yıldızı : Mars
Anlamı : Kötü ve sefil eden. Süründüren. İktidar ve şerefi alan. Sıkıntı çektiren.
Yorumu : Kahır. Ölüm. Düşmana üstün gelmek.

ES SEMİ
Esmaül Hüsna'daki 27. isimdir.
Adedi :80
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Herşeyi duyan.
Yorumu : Yardım etmek. Ruhsal ve psikolojik sağlığa yardımcıdır. Daha az oranda da
kulak medyumluğu, Aşk, sevgi, cinsel baştan çıkartmalar.

EL BASİR
Esmaül Hüsna'daki 28 . isimdir.
Adedi : 302
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Herşeyi gören.
Yorumu : Kişinin zihninin açılması. Vizyon. İmajinasyon. Görücü medyumluğa
yardımcı olabilir.

EL HAKEM
Esmaül Hüsna'daki 29. isimdir.
Adedi : 68
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Hakkı yerine getiren. Hakla hükmeden.
Yorumu : İsteklerin kabul edilmesi ve hukuksal işler. Mahkemeler.




EL ADİL
Esmaül Hüsna'daki 30. isimdir.
Adedi : 104
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Sınırsız adaletli.
Yorumu : Bu esmanın, diğer esmalarla birleştirilerek, kişiyi yükseltici güç olarak
kullanılması olasıdır.

EL LATİF
Esmaül Hüsna'daki 31. isimdir.
Adedi : 129
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Her şeyin bütün inceliğini bilen. En ince şeyleri yaratan.
Yorumu : Dileklerin olması. Sevgi ve beğeni kazanmak. Astral kontaklar kurmak. Cin,
ruh ve diğer varlıkların çağırılışı. Şifa. Klasik yorumların aksine bu esma ölüm veya kahır gibi sert çalışmalar vermez.

EL HABİR
Esmaül Hüsna'daki 32. isimdir.
Adedi : 812
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Herşeyin gizli yanını bilen.
Yorumu : Bu esma, klasik yorumlarda görülebileceği gibi, kişinin istihare denilen
yöntemle bir şeyi kendi rüyasında görmesinden ziyade, başka bir insanın rüyasına girmek için kullanılır. Sert etkili esmalarla birleştirildiği takdirde istenen kimsenin evinde poltegeist olaylara, kabuslara ve uykuda korkmalara sebep olur.

EL HALİM
Esmaül Hüsna'daki 33. isimdir.
Adedi : 88
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Affı ve bilimi sınırsız olan.
Yorumu : Fazla yaramaz çocukları sakinleştirmekte kullanılır.

EL AZİM
Esmaül Hüsna'daki 34. isimdir.
Adedi : 1020
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Büyüklüğü sınırsız olan.
Yorumu : Kişinin sabrını yükseltmek ve İşinde terfii etmesi.

EL GAFUR
Esmaül Hüsna'daki 35. isimdir.
Adedi : 1286
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Suç ve günahları unutturup, bağışlayan.
Yorumu : Gaffar ismi ile aynidir. Sakinlik kazanmak ve karşılaşılan insanları
rahatlatmak için kullanılır.

EŞ ŞEKÜR
Esmaül Hüsna'daki 36. isimdir.
Adedi : 526
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Hoşnutluğu için yapılanların mükafatını veren.
Yorumu : Rızk ve şans. Samed ismiyle ayni.

EL ALİ
Esmaül Hüsna'daki 37. isimdir.
Adedi : 110
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Yüceliği ve Bilimi sonsuz olan.
Yorumu : Kişiyi yüceltmek ve özellikle iş alanında belli sınıflara yükseltmek için
kullanılır. Bu esma sert esmalar ve aksi niyetle kullanılırsa etkisi tam olarak tersine döner.

EL KEBİR
Esmaül Hüsna'daki 38. isimdir.
Adedi : 232
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Büyüklüğü kendisinden başkasınca bilinmeyen.
Yorumu : Saygı ve itibar kazanmak.

EL HAFİZ
Esmaül Hüsna'daki 39. isimdir.
Adedi : 998
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Herşeyi saklayan. Kaza ve beladan koruyan.
Yorumu : Koruma ve korunma.

EL MUKİT
Esmaül Hüsna'daki 40. isimdir.
Adedi : 550
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Rızkları verip, ulaştıran.
Yorumu : Rızk ve kişiyi zenginleştirmek.

EL HASİB
Esmaül Hüsna'daki 41. isimdir.
Adedi : 80
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Herşeyin hesabını tutan.
Yorumu : Parayla ilgili işlerde kullanılır. Paranın çoğalması ve belli bir düzeye gelmesi.

EL CELİL
Esmaül Hüsna'daki 42. isimdir.
Adedi : 73
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Şanı, azameti, ululuğu büyük olan.
Yorumu : Güçlü olmak. İnsanlar üzerinde etki sağlamak.

EL KERİM
Esmaül Hüsna'daki 43. isimdir.
Adedi : 270
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Keremi sınırsız derecede bol olan.
Yorumu : Para için kullanılır fakat bu esmayı kişi ancak kendisi için kullanabilir.
Başka birisi adına çalışılamaz.





ER RAKİB
Esmaül Hüsna'daki 44. isimdir.
Adedi : 312
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Herşeyin üzerinde gözcü olan ve herşeyi murakabesi altında tutan.
Yorumu : Koruma, korunma. Hafızayı güçlendirmek. Manyetik güç kazanmak. Mistik
anlayışı arttırabilmek. Başka esmalarla birleştirildiği takdirde sevgi ve cinsel baştan çıkartma işlemlerinde kullanılabilir.

EL MÜCİB
Esmaül Hüsna'daki 45. isimdir.
Adedi : 55
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : İstekleri veren.
Yorumu : Sevgi ve beğeni kazanma işlemlerinde kullanılır fakat fazla etkili değildir.

EL VASİ
Esmaül Hüsna'daki 46. isimdir.
Adedi : 137
Yıldızı : Ay
Anlamı : Asla darlığa düşmeyen ve çok hoşgörülü olan.
Yorumu : Sağlık. Rızk. Ahlaki değerlerde güçlenme. Bolluk. Bu esma kullanan kişiye
iyimserlik ve aşırı güven verdiği için aldatıcı olabilir. Eğer kötü amaçlarla, dağıtıcı olarak kullanılırsa darmadağın eder. Bunu, hedef kimseye aşırı güven duyguları vererek yapar.

EL HAKİM
Esmaül Hüsna'daki 47. isimdir.
Adedi : 78
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Emir ve işleri hikmetli olan.
Yorumu : İnsanı yönetici konumlara getirir. Bir insanı çevreden ya da bir yerden def
etmek için de kullanılır. Bir insana hakim olmayı da sağlar.

EL VEDUD
Esmaül Hüsna'daki 48. isimdir.
Adedi : 20
Yıldızı : Ay
Anlamı : Sevilip, dostluğu kazanılmaya en fazla layik olan.
Yorumu : Barıştırma. Aşk. Sevgi. Cinsel baştan çıkartmalar.

EL MECİD
Esmaül Hüsna'daki 49. isimdir.
Adedi : 57
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Şanı, şerefi, parlaklığı yüce olan.
Yorumu : Rızk sağlamak. Otorite ve ikdidar kazanmak.

EL BAİS
Esmaül Hüsna'daki 50. isimdir.
Adedi : 573
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Sebep olan. Ölüleri dirilten.
Yorumu : Alacağını kurtarmak.



EŞ ŞEHİD
Esmaül Hüsna'daki 51. isimdir.
Adedi : 319
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Her zamanda ve her mekanda hazır bulunan.
Yorumu : İtibar kazanmak. Medyumluğu geliştirmek.

EL HAK
Esmaül Hüsna'daki 52. isimdir.
Adedi : 108
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Varlığı değişmeden duran.
Yorumu : Yalandan korunma.

EL VEKİL
Esmaül Hüsna'daki 53. isimdir.
Adedi : 66
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Kendisini vekil kılanların bütün işlerini yapan.
Yorumu : İşini başkasına yaptırmak. Birisini kendine temsilci kılmak.

EL KAVİ
Esmaül Hüsna'daki 54. isimdir.
Adedi : 116
Yıldızı : Mars
Anlamı : Yenilmeyen. Güçlü olan.
Yorumu : Vücut direnci sağlar. Diğer esmalar için güçlendiricidir.

EL METİN
Esmaül Hüsna'daki 55. isimdir.
Adedi : 500
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Çok sağlam olan.
Yorumu : Şifa ve dayanıklılık.

EL VELİ
Esmaül Hüsna'daki 56. isimdir.
Adedi : 46
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Şefkat ve iyilik gösteren.
Yorumu : Hikmet sahibi olmak. Şifa ve şifacılık.

EL HAMİD
Esmaül Hüsna'daki 57. isimdir.
Adedi : 66
Yıldızı : Jüpiter.
Anlamı : Tek öğülüp, hamdedilecek olan.
Yorumu : Kişiyi yüceltmek. Şifa. Sosyal seviyede, meslekte ve Astral katlarda yükselmek.

EL MUHSİ
Esmaül Hüsna'daki 58. isimdir.
Adedi : 148
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Her şeyin sayısını bilen.
Yorumu : Zeka kazanmak.

EL MÜBDİ
Esmaül Hüsna'daki 59. isimdir.
Adedi : 57
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Herşeyi ilk başta, örneksiz olarak yaratan.
Yorumu : Başarı kazanmak.

EL MUİD
Esmaül Hüsna'daki 60. isimdir.
Adedi : 124
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Yok ettikten sonra tekrar dirilten.
Yorumu : Kişinin mevkii ve üstünlük kazanması.

EL MUHYİ
Esmaül Hüsna'daki 61. isimdir.
Adedi : 68
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Dirilten. Can veren.
Yorumu : Şifa ve Şifacılık.

EL MÜMİT
Esmaül Hüsna'daki 62. isimdir.
Adedi : 490
Yıldızı : Mars
Anlamı : Öldüren, mahveden. Ölümü meydana getiren.
Yorumu : Kahır. Ölüm. Kahhar ile birleştirildiği takdirde çok etkili olur.

EL HAYY
Esmaül Hüsna'daki 63. isimdir.
Adedi : 18
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Diriliği sınırsız olup, herşeye hayat veren.
Yorumu : Fiziksel güçlenme ve hedef alınan kimseyi geliştirmek.

EL KAYYUM
Esmaül Hüsna'daki 64. isimdir.
Adedi : 150
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Varlığıyla evreni ayakta tutan.
Yorumu : Medyumluğun geliştirilmesi. Cin ve ruh obsesyon ve posesyonlarının tedavisi.
Beğeni ve saygınlık kazanmak.

EL VACİD
Esmaül Hüsna'daki 65. isimdir.
Adedi : 14
Yıldızı : Satürn
Anlamı : İstediğini, istediği anda bulan.
Yorumu : Kişinin, başka birisinin kendisni terk etmesine engel olması.

EL MACİD
Esmaül Hüsna'daki 66. isimdir.
Adedi : 48
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Parlaklığı büyük, cömertliği sonsuz olan.
Yorumu :Yükselme ve işlerin iyiye gitmesi.

EL VAHİDÜLAHAD
Esmaül Hüsna'daki 67. isimdir.
Adedi : 63
Yıldızı : Mars
Anlamı : Tek olan. Benzeri ve ortağı olmayan.
Yorumu : Rızk, saygınlık ve iktidar kazanmak.

ES SAMED
Esmaül Hüsna'daki 68. isimdir.
Adedi : 134
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : İstekleri veren. Izdırapları gideren.
Yorumu : Şans açılması. Rızk. İstenilen şeyleri elde etmek için başka esmalarla
birleştirilerek kullanılır.

EL KAADİR
Esmaül Hüsna'daki 69. isimdir.
Adedi : 305
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Her istediğini yapabilen.
Yorumu : Güç ve kuvvet kazanmak. Düşmandan korunmak. Bilim ve sanatta başarı.

EL MUKTEDİR
Esmaül Hüsna'daki 70. isimdir.
Adedi : 744
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Her varlığı kendi gücü altında tutan.
Yorumu : Başarı. Şifa. Kişinin, eşini kendisine bağlaması. Kahhar ile birleştirilerek
kahır işlerinde güçlü olur.

EL MUKADDİM
Esmaül Hüsna'daki 71. isimdir.
Adedi : 184
Yıldızı : Satürn
Anlamı : İstediğini öne alan. İleriye geçiren.
Yorumu : İstenen bir kimseyi, istenen yere getirmek fakat başka esmalarla
birleştirilmesi gereklidir.

EL MÜAHHİR
Esmaül Hüsna'daki 72. isimdir.
Adedi : 847
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Geri bırakan. Geciktiren.
Yorumu : Ayırıcı ve dağıtıcı güçtür. Diğer sert etkili bir esma ile çok güçlü olur. Kişileri,
aşırı şeyler yaptırıp, dağıtarak ayırır. Veya birleştirilen esmaya göre kötülük ve büyük belalar çıkartarak ayırır. Bu esma ayrıca, birilerinin, bir yerden çıkmalarını da sağlar.

EL EVVEL
Esmaül Hüsna'daki 73. isimdir.
Adedi : 37
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Herşeyin evveli.
Yorumu : Bazı duaların gerçekleşmesinde ya da yapılan operasyonların hedefe
ulaşmasında hızlandırıcıdır.


EL AHİR
Esmaül Hüsna'daki 74. isimdir.
Adedi : 801
Yıldızı : Mars
Anlamı : Sonsuz.
Yorumu : Düşmandan kurtuluş için kullanılır fakat birden bire olan bir kurtuluş
sağlamaz. Biraz uğraşarak kurtulma verir. Kırmızı zemin üzerine, gümüş yaldız kalemle ya da beyaz zemine, kırmızı kalemle çalışılmalıdır.

EZ ZAHİR
Esmaül Hüsna'daki 75. isimdir.
Adedi : 1106
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Her yerde görülen ve her yere tecelli eden.
Yorumu : Sezgi. Zafer kazanmak. İstihare, yani istenen bir şeyin rüyada cevabını
görmek.

EL BATIN
Esmaül Hüsna'daki 76. isimdir.
Adedi : 62
Yıldızı : Ay
Anlamı : Gizli, görünmez olan.
Yorumu : Bir olayın gizli kalmasına yarar ve başkaları tarafından öğrenilmesini önler.

EL VALİ
Esmaül Hüsna'daki 77. isimdir.
Adedi : 47
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Evreni tek başına idare eden.
Yorumu : Güç arttırmak. Güçlenmek. İşinde terfii etmek.

EL MÜTEAL
Esmaül Hüsna'daki 78. isimdir.
Adedi : 551
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Herşeyden üstün ve münezzeh olan.
Yorumu : Zafer kazanmak.

EL BERR
Esmaül Hüsna'daki 79. isimdir.
Adedi : 202
Yıldızı : Venüs
Anlamı : İyilik ve ihsanı sınırsız olan. Hoşgörülü olan.
Yorumu : Ahlak temizliği ve korunma.

ET TEVVAB
Esmaül Hüsna'daki 80. isimdir.
Adedi : 409
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Tevbeleri kabul eden.
Yorumu : Ahlak ve rızk kazanmak.






EL MÜNTEKİM
Esmaül Hüsna'daki 81. isimdir.
Adedi : 630
Yıldızı : Mars
Anlamı : Ceza veren. Acizlerin intikamını alan.
Yorumu : Bu esma niyete göre hem kahır hem de şifa işlerinde kullanılır.

EL AFÜVV
Esmaül Hüsna'daki 82. isimdir.
Adedi : 165
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Suçları affeden.
Yorumu : Kişiyi çevre baskısından kurtarır. Mesela aile ya da kadınları koca
baskısından kurtarmak için kullanılır. Bir anlamda, saptırıcı olarak da kullanmak mümkündür.

ER RAUF
Esmaül Hüsna'daki 83. isimdir.
Adedi : 387
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Acıyan. Şefkat ve merhamet eden.
Yorumu : Aşk. Cinsel baştan çıkartmalar.

EL MALİKELMÜLK
Esmaül Hüsna'daki 84. isimdir.
Adedi : 212
Yıldızı : Merkür
Anlamı : Mülkün ebedi sahibi.
Yorumu : Mülk edinmek.

ZÜLCELALİVELİKRAM
Esmaül Hüsna'daki 85. isimdir.
Adedi : 1100
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Büyüklük ve kerem sahibi.
Yorumu : Aşk. Sevgi. Saygınlık ve hayranlık kazanmak. Kahır ve hemen hemen herşey.

EL MUKSİT
Esmaül Hüsna'daki 86. isimdir.
Adedi : 209
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Herşeyi uyumlu ve yerinde yapan.
Yorumu : Rızk ve kişiyi zenginleştirmek.

EL CAMİ
Esmaül Hüsna'daki 87. isimdir.
Adedi : 114
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : İstediğini, istediği an ve yerde toplayan.
Yorumu : Bir araya toplamak bir çok şeyde olur. Klasik yorumlarda görülen, çalınmış
şeylerin geri getirilmesinde pek etkili değildir. Bu esmanın kullanım niyetine göre, istenen iş için uygun bir esma ile birleştirilmesi gerekir.





EL GANİ
Esmaül Hüsna'daki 88. isimdir.
Adedi : 1060
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Zenginliği sınırsız olan.
Yorumu : Rızkı çoğaltan. Toprak ve hasat bereketi.

EL MUGNİ
Esmaül Hüsna'daki 89. isimdir.
Adedi : 1005
Yıldızı : Venüs
Anlamı : İstediğini, istediği kadar zengin eden.
Yorumu : Rızk ve parayı bereketlendirmek.

EL MANİ
Esmaül Hüsna'daki 90. isimdir.
Adedi : 161
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Engel olan.
Yorumu : Engel olmak. Korunma. Düşmandan kurtuluş. İstenen, daha doğrusu,
istenmeyen işe uygun bir esma ile birleştirilmelidir. Mesela iki kimsenin birleşmesini engellemek için
Ya Maniül Cami, şeklinde kullanılır.

ED DARR
Esmaül Hüsna'daki 91. isimdir.
Adedi : 1001
Yıldızı : Mars
Anlamı : Keder ve sıkıntı verici şeyler yaratan.
Yorumu : Kahır. Sıkıntı vermek. İstenen kimseye kabus göstermek. Başka esmalarla
birleştirilerek ölüm.

EN NAFİ
Esmaül Hüsna'daki 92. isimdir.
Adedi : 201
Yıldızı : Satürn
Anlamı : Olumlu ve fayda sağlayıcı şeyler yaratan.
Yorumu : İş konularında yükseltici olarak kullanılır.

EN NUR
Esmaül Hüsna'daki 93. isimdir.
Adedi : 256
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Evreni, varlığıyla aydınlatan. Akıl ve idrak veren.
Yorumu : Kişiyi yüceltir ve arıtır.

EL HADİ
Esmaül Hüsna'daki 94. isimdir.
Adedi : 20
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Yön veren.
Yorumu : Barıştırma. Terfi. İstenen kimseyi yönlendirmek. Olumlu ya da olumsuz
kullanılır.




EL BEDİİ
Esmaül Hüsna'daki 95. isimdir.
Adedi : 86
Yıldızı : Jüpiter
Anlamı : Alemleri yoktan yaratan.
Yorumu : İşinde terfii etmek fakat yüceltici değildir. Ufak konularda kullanılır.

EL BAKİ
Esmaül Hüsna'daki 96. isimdir.
Adedi : 113
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Sonsuz olan. Devam edecek olan.
Yorumu : Sağlık kazanmak. Dileklerin yerine gelip, sürekli olmaları.

EL VARİS
Esmaül Hüsna'daki 97. isimdir.
Adedi : 707
Yıldızı : Venüs
Anlamı : Herşeyin sahibi.
Yorumu : Kendine ait olanı almak.

ER REŞİD
Esmaül Hüsna'daki 98. isimdir.
Adedi : 514
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Bütün işleri kendi takdirine göre yürütüp, sona ulaştıran.
Yorumu : Ahlak güzelliği.

ES SABUR
Esmaül Hüsna'daki 99. isimdir.
Adedi : 298
Yıldızı : Güneş
Anlamı : Sınırsız sabrı olan.
Yorumu : Sabır ve sabırdan gelen başarı.


ESMALARIN SEÇİLMESİ VE HESAPLANIŞI

Yukarda, Esmaül Hüsna'nın hemen hemen her insani arzuya uyan, kullanım yerleri verilmiştir. Her esma yeteri kadar güce sahip olmakla birlikte, bazıları dünyasal isteklerle kullanılınca fazla cevap vermeyebilirler. Bunun sebebi o esmanın güçsüz olması değildir. Sadece o esma, dünyasal arzular için çok zor ulaşılan bir vibrasyon seviyesinde olabilir. Ya da fizik plandaki olaylardan çok, Astral alemle ve manevi konularla daha uyumludur. Bu yüzden sadece, yukardaki listede zayıf olarak belirtilen esmaları değil, hemen hemen hepsini bazı güçlendirici esmalarla birlikte kullanmak gerekir. Ayrıca. Herhangibir esma, istenen işe tam olarak cavap verse bile, esmaları tek tek kulanmak yerine ikili, üçlü kombinasyonlar halinde kullanmak daha verimlidir.

GÜÇLENDİRİCİ ESMALAR

Güçlendirici esmalar da, Esmaül Hüsna'daki isimlerin bazılarıdır. Bu esmalar kendi başarına, yorumlarında gösterilen amaçlar için kullanılmakla beraber, kendi yorumlarında olmayan her iş için kullanılabilirler. Hatta kendi yorumlarına zıt işlerde de kullanılırlar. Güçlendirici olarak kullanıldıkları zaman, sert ya da yumuşak vasıflar göstermeyip, tamamen tarafsız olurlar ve güçlendirici olarak eklendikleri esmanın vasıflarını desteklerler.

Güçlendirici esmalar sırasıyla, Aziz, Cebbar, Musavvir, Kahhar, Fettah, Kaabız, Ali, Vasi, Kavi, Mukaddim, Evvel, Cami ve Mani'dir. Bununla beraber doksan dokuz esmanın her biri, bir diğerinin tamamlayıcısı ve güçlendiricisi olabilir. Ancak bunları tam olarak kavrayıp, isteğe göre kombine edebilmek tecrübe sorunudur.

Yukarda sayılan güçlendirici esmaların en fazla kullanılan ve en etkilisi ise Kavi'dir. O tam olarak tarafsız bir güçtür ve her niyete uyar. Güçlendirici esmalara ve esma kombinasyonlarına bazı örnekler verelim. Mesela karşı cinsten birisinin aşkı ve istenen kimseyle bir araya gelmesi istendiğini varsayalım. Aşk için Vedud, birleşme ve aşk için cami isimlerini seçelim. Bu iki esmaya güçlendirici olarak da Kavi ismini kullanalım. Bu durumda yapılacak zikir "Ya Vedudül Kaviül Cami" şeklinde olur. Gene iki kişiyi ayırmak istediğimizi var sayalım. Çabuklaştırıcı olması için, Evvel, sert ve kavgalı bir ayrılık olması için, Kahhar esmalarını seçeriz. Ayırıcı olarak da, yani esas çalışma esması olarak da Müahhir ismini kullanırız. Bu durumda da zikir "Ya Evvelül Kahharül Müahhir" olur.

Dikkat edilmesi gereken şey, güçlendirici olarak seçilen esmanın, eğer iki esma kullanılıyorsa başa, üç esma kullanılıyorsa ortaya gelmesidir. Güçlendirici olarak Esmaül Hüsna'dan seçilecek isimler yerine, bazı basit sözler kullanılması da caizdir fakat bu sözlerin de, fonetik olarak uyumlu olması için Arapça olmaları gerekir. Bununla beraaber seçilebilecek olan herhangi bir söz, güçlendirici esmalar kadar etkili değildir. Çünkü basit sözlerin, yüzyıllardır zikir olarak kullanıla Tanrı isimleri kadar Astral birikimleri yoktur.

ESMALARIN HESAPLANIŞI

Esmalar Ebced tablosuna göre toplanıp, adetleri bulunur. Mesela Latif esmasının ebced tutarı,
(Lam = 30) + (Tı = 9) + (Ye = 10) + (Fe = 80) = 129'dur.

Bir esma tek olarak kullanılırken bu şekilde toplanır. İstenen kişi ya da kişilerin isimleri de ayrı ayrı bulunup, esmanın değerine eklenir. Bu şekilde çalışmalarda yapılacak zikir adedi ortaya çıkar. Ancak. Eğer birden fazla esma kullanılıyorsa iş değişir. Mesela Bir insanı alçaltmak için "Kahharül Ali" zikri yapılacaksa, (Kahhar = 306) + (Ali = 110) = 416 adedi bulunur.Bu adede istenen kimsenin isminin adedi eklenmeden önce, iki esma kullanıldığı için önce esmaların tutarı iki ile çarpılır. 832 olur. Bu sayıya istenen kimsenin isminin adedi eklenir.

Eğer üç esma kullanılıyorsa, mesela yukardaki örneklerden "Ya Vedudül Kaviül Cami" zikri kullanılacaksa, (Vedud =20) + (Kavi = 116) + (Cami = 113) = 249 eder. Üç esma olduğu için üçle çarpılır, 747 olur. Mesela isteyen kimsenin adedi 86, istenenin de 128 ise bunlar da eklenir ve zikir sayısı 961 olur.

Sayılarda önemli olan, zikrin sayısıdır. Yani söylenecek olan sözün tutarıdır. Burada söylenecek söz, ‘Ya Vedudül Kaviül Cami' şeklinde belirlenmiştir.Buna isteyen ve istenenin isimlerinin adetleri eklenmiştir fakat hala bir şeyler eksiktir. "Ya" ve iki kere tekrerlanan "Ül" sözleri hesaplanmamıştır.

YA VedudÜL KaviÜL Cami. Burada iki değişik devam yolu ortaya çıkmaktadır. Ya zikir adedi sadece İLAHİ isimleri, isteyen ve istenenle sınırlı tutulur ya da, "Ya" ve "Ül" sözlerinin tutarları da adede eklenir. Ya, 11 ve Ül, 31 değerindedirler. Ül iki kere geçtiği için 62 olur. 62 + 11 = 73 Bu sayı da 961'e eklenir ve zikir sayısı 1034 olur. Bununla beraber "Ya" ve "ül" sözlerinin adede eklenip eklenmemesi uygulayıcının içinden gelmesine, yapılıp, yapılmaması isteğe ve tecrübeye bağlıdır.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Enerji Alanları ve Biz


Canlıların ölümü durumunda biyo-elektrik faaliyetlerinin sona ermesi sonucu, auranın o anda değil de belli bir süre sonra yok olmasına gelince; örneğin sağlıklı bir yaprağın aurası çok canlı ve parlak iken, yaprak ölmeye başlayınca bu parlaklığını kaybetmeye başlar, kuruyup yok olması halinde de yaprağın aurası parlaklığı az da olsa olduğu yerde aynen görünmeyi sürdürür. Çünkü, canlı ya da cansız nesnelerden yayınlanan çeşitli frekanslardaki (E-M) dalgalar o hava ortamında bulunan atom ve moleküllere yüklendiğinden belli bir zaman boyunca kendisini muhafaza etmektedir. Buna bir tür plazma durumu da diyebiliriz. Bunun bir benzer örneğini bir insan odayı terk ettiğinde görmekteyiz. Çünkü o kişinin beyin ve bedeninden yayınlanan (E-M) dalgaların bir kısmı havadaki atom ve moleküllere geçip bir kısmını da iyonlaştırmak suretiyle bunlar tarafından çeşitli şekillerde bir emilip bir bırakılması sonucu o ortamda belli bir süre varlığını devam ettirmekte, ayrıca bu dalgalar ilgili cihazlarla da tespit edilebilmektedir.

Yapılan araştırmalar başka hayvanlarda olduğu gibi yılanların da avlarını havaya bıraktıkları bu tür enerji dalgalarını algılamalarıyla onların bulundukları yön, uzaklık, yer...vb tüm koordinatlarını tespit ettikleri ve avladıkları bilinmektedir. Aynı şekilde diyelim ki, bir kişi oturduğu koltuktan, sandalyesinden... kalktı ve siz de oraya oturdunuz. Beyniniz farkında olmadan, o sırada bu kişinin hava ortamına yüklediği pozitif ya da negatif yöndeki enerji dalgalarını alarak sizin olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmenize, beyninizin parazitlenmesine...sonucunda da tüm bunların bir sonraki aşamada fikir ya da davranışlarınıza etken olmasına yol açacaktır. Bu durum otomatik olarak ruhunuza kaydedileceği için bunun sonuçlarını ölüm ötesi boyutlarda da yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

Bu alanların güçlü etkilerine maruz kalmayla ilgili olarak mesela; sara hastaları üzerinde yapılan bir deneyde dışarıdan, deneklerin manyetik alanının değiştirilmesi durumunda, beyindeki biyoelektrik faaliyetin, dolayısıyla snapsların kilitlenmesi sağlanarak hastalık durumundaki etkiler aynen oluşturulmuştur. Hatta bu duruma üzerlerine düşen güçlü ışıkların yol açtığı görülmüştür. Gerçekte bu hastalığın kökeninde, kişinin beyninin o yönde koruyucu bir alan oluşturamamasından dolayı ışınsal varlıklar olan Cinlerin o beynin ilgili yerlerini belli (E-M) dalgalarla irrite etmesi yatmaktadır. Yine bu etkileşimler, daha genel anlamda insanların ve hayvanların güçlü enerji alanları altında iken depresyon, korku, vehim halüsinasyon görme, sinirlilik halleri ve taşkın davranışlara da açıklık getirmektedir. Tıpkı depremler öncesinde fay hatlarından yayınlanan güçlü elektromanyetik dalgaların canlılarda oluşturduğu etkiler gibi. Ayrıca güçlü alanların bitkilerin gelişmesi, hücrelerin çoğalması, fare davranışları ve bakterilerin yaşamsal etkinlikleri üzerindeki etkileri de net olarak gözlemlenmiştir.

Auradan, ayrıca kişinin karakter ve hastalık durumları da tespit edilebilir. Yani, her kişinin astrolojik tesirlerle anne karnında yüz yirminci günde başlayıp ana rahminden dünyaya geldiği ana kadar beynin bu ışınlar tarafından işlenmesi sonucu, her birime ait özel açılımlar oluşur. Ve bu açılımların özellikleri biyo-elektrik faaliyetleri ile auraya yansıdığından, auradan da okunabilir. Hastalıkların düzeltilme işlemi ise beynin ve bedenin holografik yapısından dolayı, bedenin bütününe ait olan tüm özelliklerinin, vücudun her yerinde mevcut olması esasına dayanır. Söz konusu bölgeler, bir insanın ufacık anatomik haritasıdır. Şu anda başta eller, ayaklar, kollar, kulaklar, ense, dil ve diş etleri olmak üzere vücudun tam on sekiz ayrı yerinde bu mikro- akupunktur hologramları tespit edilmiş durumdadır. Ayrıca bir organın hastalanması, aslında beyinde o organla ilgili olan hücre faaliyetlerinin, dolayısıyla gönderilen sinyallerin bozulması, normal işlevlerini yapamaması anlamına gelir. Aynı zamanda bu durum akupunktur noktalarına yansıyarak o noktadaki elektrik akışını etkileyip tıkanmasına, bağlantı zayıfladığı için de bu enerjinin düzensiz bir biçimde o bölgelerde kalmasına (birikmesine), dolayısıyla da çeşitli hastalanmalara, hatta ölümcül hastalıklara neden olmaktadır. Fakat oraya bir iletken iğne yerleştirildiği ya da dışarıdan şifacı tarafından ilgili frekanslarda E-M dalga gönderildiği taktirde (enerji takviye edilerek) bu biyo-elektrik akışı tekrar sağlanacağından beynin o organa ait olan akışı sağlamlaştırılarak normal faaliyetine dönmesi temin edilmektedir. Böylece o organda düzgün hareket etmeyen biyo-elektrik faaliyetlerinin neden olduğu negatif enerji yok olarak enerji, pozitif hale dönüşür. Önemli bir husus da, vücuttaki biyo-elektrik faaliyetlerini, hücre ve dokularını uyararak şifa dediğimiz olayı meydana getiren Elektromanyetik enerji ile bedeni daha derin düzeyinden etkileyip doğuştan imkânsız gibi görünen hastalıklar da ortadan kaldırılabilir. Mesela vücutta bir boyut olan akupunktur sistemiyle normal seviyedeki bir hastalık durumu düzeltilebilirken, Hz İsa (as)’ nın yaptığı gibi bedenin çok daha derin düzeyindeki maddesel dalga boyutuna, hologramına etki ederek beden yeniden yapılandırabilmektedir. Özetle şifa, tek boyutta gerçekleşen bir olgu değildir. Benzer olaylar çok nadir de olsa üst düzey, çok güçlü Cinlerle iletişim halinde olan Mistik görünümlü insanlar tarafından da gerçekleştirilebilmektedir. Bununla birlikte Resulullah da tıbbı reddetmeksizin (hatta bunu teşvik bile etmiştir) belli dua ve zikirlerle şifa verilebileceğini açıkça belirtmiş ve bu yolda yapılan uygulamaları tavsiye etmiştir. Çünkü belli dua ve zikirler, beyindeki şifa kuvvesini harekete geçirerek bu yöndeki manaların açığa çıkmasını sağlamaktadır. Elbette bu güç, kişinin beyin açılımı kadar olmaktadır. Dolayısıyla bu olay, maalesef kendilerini metafizik alemin birer otoritesi olarak kabul edip bilimsel değil, materyalist bilim adamları gibi konuşan birtakım insanların söylediği gibi psikolojik bir olgu, şartlanma ya da tesadüfi bir oluşum kesinlikle değildir. Çünkü evrende hokkabaz değneğine yer yoktur. Her şey bir sistem ve düzenle hareket etmektedir.

Auranın bir özelliği de, beyni dıştan gelen menfi dalgalardan korumasıdır. Eğer ilgili hücrelerdeki faaliyet yetersizse, o istikamette Elektromanyetik alan oluşturulamayıp gelen menfi dalgalar bloke edilemeyeceğinden (yani tamamen yok edilip ya da etkisi azaltılamayacağından) bu durum beyinde hücre faaliyetlerine yol açarak o kişide negatif fikir ve davranışların açığa çıkmasına neden olacaktır. Buna halk dilinde “nazar” da denmektedir. Nazar sadece insanlar üzerine değil, tüm nesnelere bitki ve hayvanlara da etki etmektedir. Menfi dalgaların bloke olmasının nedeni ise, dalgaların birbirlerini yok etme esasına dayanır. Çünkü gelen menfi bir dalgaya o dalganın tepe kısmına çukur, çukuruna da tepe gelecek şekilde (yani aynı tür dalganın belli bir faz farkıyla) gönderilecek bir dalga gelen menfi dalgayı tamamen sıfırlar (siler, yok eder). Eğer gönderilen dalganın yoğunluğu yani dalga sayısı menfi dalganın yoğunluğundan az ise bu sefer kişide olumsuzluğa yol açacak dalga tamamen yok edilemese de onun zararlı etkisi oldukça zayıflatır. Aynı fazdaki çeşitli dalgaların birleşmesi durumunda ise, daha güçlü bir dalga meydana gelir.

“Göz değmesinden Allah'a sığının. Zira göz değmesi haktır.” (hadis)

“Kötü göz sahibinin gözünden zehir gibi bir etki çıkar. Eğer bu bir kişiye ulaşırsa onu bitkin bir hale sokar, ona zarar verir” (hadis)

“ Kötü nazar adamı öldürür, kabre kor ve deveyi hasta eder.” (hadis)

“Kaderi geçecek bir şey olsa onu ancak göz (değmesi) geçerdi. Sizden yıkanmanız istendiği vakit hemen (vücudunuzun kenar kısımlarını) yıkayın. (Hadis)

Dikkat edilecek olursa son hadisteki ikili ifade birbirinden bağımsızmış gibi görünse de aslında bu tür kötü etkilere karşı bize korunma sistemini anlatmaktadır. Çünkü nazar olayında beyne gönderilen enerji, beynin biyo-elektrik akışını etkilemesi dolayısıyla bu zararlı etkinin tamamen yok edilmesi ya da tesirlerini minimum seviyeye indirip onun zararsız hale getirilmesi için bu enerjinin ya sıfırlanması veya bir yere aktarılması gerekmektedir. Aktarma işleminin en kolay yolu ise yıkanmaktır. Çünkü suyun en önemli özelliği hem parazit enerjiyi alması hem de deri aracılığıyla beynin ihtiyaç duyduğu biyo-elektrik enerjisi yani pozitif enerji takviyesi yapmasıdır. Aynı işi ikinci dereceden toprak da yapar. Keza aptestin asıl amacı temizlenmek değil, beyine biyo-elektrik takviyesi yaparak ibadet adı altında ruha enerji yüklenimini yükseltmesidir. Eğer bu temizlenmek için olsaydı bir bardak su ile de olsa aptest alın ya da su bulamadığınız taktirde teyemmüm edin, yani belli şekildeki hareketlerle elinizi yüzünüzü toprağa sürün denmezdi. Dolayısıyla, bunun anlamı, su bulamadığınız yerde hiç olmazsa üzerinizdeki negatif enerjiyi topraklayıp tekrar topraktan pozitif enerji alın demektir. Keza cünüp olma durumunda beynin meni ile biyo-elektrik deşarjı sonucu hem kaybettiği enerjiyi uygun düzeyde tekrardan alması hem de bu kaybın bedende neden olduğu düzensiz, negatif enerji durumunu ortadan kaldırmak için yıkanılması, bu sayede gelen enerjinin ölüm ötesine dönük kullanımı için de boy aptesti denen hareketlerin yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde cünüplük durumundaki düzensiz enerji, beyin aracılığıyla auraya ve dışa yansıyacağından karşıdaki kişinin beyninin de parazitlenmesine, olumsuz etkilenmesine sebep olur.
Nazarın bilinçsizce açığa çıkmasına karşın, büyü ve sihirde ise, bilinçli bir yönlendirme söz konusudur. Nasıl ki kendi frekans gruplarına göre yayınlanan TV, radyo telefon…dalgalarının oluşturduğu bir şebeke ağı varsa aynı şekilde insan beyninin yaydığı dalgaların da meydana getirdiği bir şebeke ağı vardır. Bu nedenle istenilen kişinin sahip olduğu eşyalar (saç vs...), birer konsantrasyon objesi olarak kullanılarak belli kelime tekrarları ile bu şebeke ağındaki o istenilen beyinle ilişkiye geçilip (genelde E-M dalga yapılı bilinçli varlık olan cinlerin yardımıyla da) nazar olayındaki gibi etkiler oluşturulabileceği gibi, şifa da verilebilmektedir.

Nazara, sihre (büyüye) ve cinlerin her türlü etkilerine karşı koruyucu dalgaların üretilmesi ise, belli dua ve zikir adı altındaki kelime tekrarlarının beyinde ilgili hücre gruplarını faaliyete geçirmesi sonucu yayınlanmasıyla oluşmaktadır. Beyinde oluşan her bir faaliyet, dışa çeşitli frekanslar şeklinde yansıdığı gibi aynı anda ve şekilde Ruha da kaydedildiği için bu dualar ölüm ötesi boyutta aynı frekans aralığını paylaşacağımız cinlerin bize uygulayacakları çeşitli etkilerine karşı da koruma sağlamış olacaktır. Bazı özel duaların okunmasıyla tıpkı lazer ışını gibi beyinden öyle güçlü Elektromanyetik dalgalar yayınlanır ki, bu tür dalgalar cinlerin olumsuz fikir, vesvese ya da insanların hayal güçlerini irrite etmeleri sonucu var olmayanı varmış gibi göstermek suretiyle çeşitli ilkalarını, etkilerini ortadan kaldırmanın ötesinde direkt bu ışınsal varlıkların dalgasal yapılarını tahrip etmek suretiyle onları rahatsız edip uzaklaştırmakta, buna karşılık uzaklaşmadıkları taktirde, onları yok edebilmekte, öldürmektedir. Onların bu ölüm şekli için “yakmak” tabiri de kullanılmaktadır. Bunun yanında birkaç kişinin bir araya gelip aynı anda toplu olarak bunları belli sayılarda okumaları hem okunan kişinin beyninin bu doğrultuda forme edilmesini, aktif hale getirilmesini (bu arada okuyanlar da birbirlerini bu yönde güçlendirmektedirler) hem de Cinlere karşı çok güçlü etkilerin meydana gelmesini sağlamaktadır.

Ayrıca bu tür duaların okunması sırasında ortaya konacak bir sürahi ya da bir bardak dolusu suyun, okuyan kişilerin beyin dalgaları tarafından moleküllerinin iyonize edilmesi dolayısıyla hastaya içirtilmesi ve yine okunma esnasında sağ elin okunan kişinin başı üzerine konulması durumunda da o kişinin beyni pozitif yönde takviye edilerek istenilen yönde daha güçlü (verimli) çalışması temin edilebilir.

Görüldüğü üzere, korunma işleminin beyin-enerji sistemiyle ilgili olması dolayısıyla dua ve zikirler okunmadığı sürece bunların yazılı bir metin olarak ya da bu amaçlı, çeşitli nesnelerin üzerimizde taşınmasının hiçbir faydası yoktur.
Dünyanın merkezinde %90 demir ve demir bileşikleri, %9 nikel ve % 1 oranında da sülfür, oksijen, altın... bulunur. Bu oranları daha iyi kavrayabilmek için bir misal verirsek, yaklaşık % 1’ e yakın bir oranda bulunan altını eğer bu çekirdekten çıkartmış olsaydık dünya üzerindeki tüm karaların yüzeyini altınla kaplamak mümkün olurdu. Dünya üzerinde bulunanın milyonlarca katı basınç yüzünden yeryüzünün tam merkezinde katı ve çok sert metalden yapılmış 2754 km çapında demir bir çekirdek bulunur. Bu iç çekirdeğin üzerinde ise çok yüksek sıcaklıklar dolayısıyla 2200 km kalınlığında yine tamamen demir ve nikel ağırlıklı eriyik halde sıvı çekirdek bulunur. Aslında dünyanın oluşumu sırasında demir yok denecek kadar az olmasına karşın, bu denli yüksek oranlarda demirin bulunmasının nedeni de, 4,5 milyar yıl önce dünya çok sıcak bir durumda iken demir yüklü dev bir göktaşı ile çarpışması sonucu bunun merkeze yerleşerek erimesiyle meydana gelmesidir. Burada çok ilginç bir nokta, bu durumun birebir olarak bundan 1400 sene evvel Kuran’da anlatılmış olmasıdır. Çünkü Hadid suresi 25’ te “ ...ve kendisinde şiddetli bir sertlik ve insanlar için menfaatler bulunan demiri de gökten indirdik” denerek demirin bizatihi gökten geldiğini bize bildirmektedir.

Yeryüzünün doğudan batıya dönmesi, çekirdekteki iyon halinde elektrik yüklü bu sıvıyı da aynı şekilde batıdan doğuya doğru girdaplar meydana getirecek şekilde döndürmesi sonucu, milyarlarca amperlik elektrik akımını, dolayısıyla da dünyanın kuzey –güney yönünde mıknatıstaki gibi bir manyetik alanın oluşmasını sağlar. Manyetik kuzey-güney kutupları da dünyanın kutuplarıyla paralel olmayıp aralarında ortalama 1550-1600 km mesafe bulunmaktadır. Ayrıca bu uzaklıklar da sabit değil, her yıl birkaç km dünyanın kutuplarına doğru yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu manyetik alanların tarih boyunca hep aynı yön ve güçte olmadığı, çeşitli dönemlerde ise tamamen yer değiştirdikleri artık bilinmektedir. Bunların nedeni ise bu girdapların önce yavaşlayıp sonunda durduktan hemen sonra tekrardan ters yönde dönmeleridir. Bu işlem sırasında tüm girdaplar bir anda değil, lokal olarak ayrı zamanlarda ters dönmeye başlarlar. Şu anda güney kutbundan çıkıp kuzey kutbundan içeri giren manyetik çizgileri göz önüne alırsak, dünyanın güney kısmında yer alan bu girdaplar ters dönmeye başladığında bu durum o bölgedeki manyetik alanın zıt yönünde bir manyetik alanın oluşmasını sağlayacağından öncelikle o bölgedeki manyetik alanın yavaş yavaş zayıflamasına, sıfıra ulaştıktan hemen sonra da kendi yönünde baskın konuma geçip o doğrultuda güçlü bir manyetik alanın meydana gelmesine neden olur. Aynı işlem dünyanın her bir bölgesi için de aynen geçerli olduğundan, manyetik kutuplar zaman içinde tamamen yer değiştirmiş olurlar. Ancak bu yer değiştirme işlemi birkaç yüzyıl sürmekle birlikte bu dönemde küresel boyutlarda hem manyetik alanın gücü azalmakta hem de çok büyük manyetik alan düzensizlikleri ortaya çıkmaktadır. Ayrıca girdap hareketlerinin neden olduğu bu düzensizlikler, dünyanın çeşitli yerlerinde geçici olarak 7-8 ya da daha fazla manyetik kutbun oluşmasına da neden olur. Çekirdekteki iyonize sıvının yön değiştirip tekrar düzenli, kararlı hale geldikten bir sonraki benzer dönüşümü ortalama 250 bin yıldır. En son değişim ise bundan biraz farklı ve çok gecikmeli olarak 780 bin yıl önce meydana gelmiştir. Şu anda yapılan hesaplamalar, dünyanın manyetik alanının geçtiğimiz birkaç yüzyıla nispetle azaldığını bu yüzden de gecikmeli olan bu yer değiştirmenin başlamış olduğunu bize göstermektedir.

Bu alan, uzaydan gelen zararlı kozmik ışınları, parçacıkların enerjisinin çoğunu ya da tamamını kaybettirerek alan çizgileri etrafında spiraller çizdirtip dünyanın manyetik çevresi boyunca dolaştırdıktan sonra, bu parçacıkları kutuplarda toplayarak yeryüzünün çok büyük bir bölümüne inmelerini önler. Sonucunda bu kozmik ışınlar kutuplardaki atmosferin üst tabakalarında atom ve moleküllerle çarpışarak geceleri Aurora denen ışık parıltılarını oluştururlar. Manyetik alanlar bu düzensizlikler döneminde her ne kadar zayıflayacak olsa da küresel anlamda aslında tam olarak sıfırlanmaz. Dolayısıyla, bunun neden olacağı etkiler felaket boyutlarına ulaşmayacaktır. Ancak bu durum, eskisine oranla kozmik ışınların yeryüzüne daha fazla inmesini sağlayacağından yine de bir kısım canlıların DNA’ larının etkilenmesine, fiziksel yapılarının değişmesine ve hücrelerin çoğalma güçlerini kaybedip canlıların Radyasyon hastalığından (kanserden) ölmesine neden olurlar. Bu çevrimler geçmişte yaşamış canlılardan bir kısmının yok olmalarına (toplu ölümlerine) açıklık getirirken, değişim ve düzensizlikler döneminde bu alanda oluşacak artma ya da azalmanın yerin manyetik alanını algılayarak yaşamlarını buna göre düzenleyen hayvanları da çok fazla etkileyeceği ortaya çıkmaktadır. Buna örnek olarak yönlerini manyetik pusulaya göre bulan göçmen kuşlarla, yuvalarını manyetik kutuplara göre kazan köstebekleri verebiliriz. Güneş ve sistemindeki Merkür, Jüpiter, Uranüs, Neptün gezegenleri ile yıldızların, galaksilerin de birer manyetik alanları mevcuttur (Mars ise bir zamanlar dünyadakinden 20-30 kat daha büyük manyetik alana sahip olsa da şu anda küresel bir manyetik alanı yoktur). Ayrıca bu enerji alanları tıpkı aurada olduğu gibi, yıldız ve gezegenlerin ikizleri olan dalgasal boyutlarla karıştırılmamalıdır...

İnsan, Can ve Cin


İlk Cin'in adı CANN idi... Bunu çoğu kimse “cin”in çoğulu sanır Arapça’da... Halbuki Cann Sanskritçedir. Malaya'dan Kürtlerimize kadar can, ruh anlamında kullanılır. Ruhun Sanskritçe karşılığı olarak Can, Farsça dahil tüm Hint dillerinde vardır.

CANN ile Âdem arasındaki fark şu: Cann'ın genlerinde adenin, guanin sitosin ve timin kombinezonları yok. Metan, amonyak, su buharı ve karbon oksitleri var. Farkımız bundan ibaret.

Cann; Ata cin.

Canane; Dişisi.

Cin sözcüğü de cennet ve cehennem gibi kök dilden mirastır.

Cenne: Saklı demektir.

Mecnun da buradan türetmedir. Canından geçmiş alamına gelir.

Cinnet, mecnunla bağlantılıdır. Mecnunlaşma, yani kişisel canın iktidarını cine bırakması, böylece geri çekilmesi, iyice gizli bir duruma gelmesi demektir.

Âdem ve Havva'nın öyküsü aynen Can-Canan arasında da vardı. Tek fark: Bunlar Cennet'te değillerdi; Dünya’dalardı. Cennnetten kovulmaları gerekmedi. Şeytan dışında hiçbiri cennete gitmedi. Bir istisna ile sadece bir kere olmak üzere en fazla 275 bin km uzaya, AY'a gittiler o da peygamberleri idi ve onları götüren mekanik melekler Mukarriblerdi. Kerrubiler, melekden ziyade bir araca benzerler. Âdem ve Havva'dan başka bir de Huriler Cennet'te yaratıldı. İlk iki cins yeryüzüne indiler. Ama cinlerin Âdem ve Havva'sı sayılan Cann ve Canan ise, dünyada yaratıldılar ve oradan hiçbir yere gitmediler.
bilinç ve nefs olarak insan yani can, cinle aynı kökenden geldiği gibi, terminolojik kökleri de son derece birbirine yakındır. "Can", "Cin", "Cenin" öz olarak, "gizli" demektir. "Cinayet" bile "öldürmek, öldürerek yok etmek" değil, etkisiz ya da görünmez kılmak demektir!

“La havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim”: Allah'tan başka hiç bir kuvvet / erk yoktur. Âyetel Kürsi... İçinde cin kelimesi geçen Âyetler ve sureler onları çok etkiler... Düşünün en beğendiğiniz bir karşıt cinsten meselâ artist. Ona rastladığınızda etkilenirsiniz ama bundan daha etkili olan şey sözdür! O idealize ettiğiniz kişi, size doğru ilerliyor ve "Sizi sevdiğini" söylüyor... İşte bu şok edicidir. Kendinize gelmeniz birkaç hafta sürer... Sözkonusu Âyetlerin de yaptığı, böyle bir şoklama.

Enerji ve madde eşdeğerlilik ilkesi gereği, ikimiz de birbirimize eşit olduğumuzdan ikimizin de bilincine can deniyor. Can hem insanın hem cinin ortak nefsi'dir. Can; Farsça, Hintçe değil, her dilcedir."
"Can, cen, gen, genom, genial, genius, gon, genetik, cennet, cenin, jen, gen, gin, genii, gene... hepsi cin demek.

Can: Gen. Genociyd (soykırım) dolayısıyla gen, soy da demek. Soy da kalıtım (genom) demek değil mi?

Gen de can da gizlidir.

Cen-net: Gizli ülke, gizli bahçe demek.

Generation: Kuşaklar boyu genlerin ardışması demek. Üstelik her dilde var.


"İnsan akıllı maddedir. Bu akıllı madde ışık hızına ulaşmışsa akıllı enerji olur. Akıllı enerji ise, cindir. Cinler, bedenleri ışık hızında hareket edebilen akıllı varlıklardır"

"Işık hızıyla giden ikizimiz cin olmuştur"
"Cin şudur: Alın insanlardan bir kısmını, ışık hızıyla iteleyin. Madde iken enerji olacaklar. Enerji insanlara Cin deniyor. Bir de bunun tersi tabii, yavaşlatılmış enerji cinlerine de insan deniyor. Aramızda pek fark yok.

Cin ve insan aslında bir tek varlığın "iki ayrı hızdaki" görüntüsüdür. Daha hızlı olanına Cin (Enerji), diğer yoğun (Madde) olanına da insan deniyor. Yani ikimiz de aynı malız:

E (Cin)=M (İnsan)x C² den ibaret. Yani E=M gibi düşünürsen, cin ve insanın mayası aynı... ışık (Enerji) tastamam C=300 bin km/s hızla gider. Işık ne yavaşlar, ne de hızlanır. Yani asla Cinler ya da ışık yavaşlamaz ve hızlanlmaz.

İnsan (madde ya da Proton) yavaş gider ve yoğundur, bir bedendir. Cin, elektron bulutu olarak enerji, hızlı hareket eder ve protonun bedenin çevresinde bir nefs kabuğu oluşturur."

cinlerin dumansız ateşten yaratılmış olmaları, enerji bedenli olmalarının işaretidir. Onların enerji beden yapıları, evrenin çeşitli düzeyleri ile ilişki kurmalarına olanak sağlamaktadır. Örneğin, bir zamanlar takyon âlemine de uzanarak üst melekler katını yani "Melei Âlâ"yı dinleyebiliyorlardı. Buradan Şihablarla yani kozmik pirimerlerle taşlanak kovuluyorlardı.
"Gökleri dinlemek cinlere yasaklanmıştı. Melei Ala'daki güvenli (nötr) bölgelere gittiklerinde onları kovalayan şihab denen mermilerle ölüyorlardı. Bu ânî değişiklik yüzünden cinlerin dört ileri gelenleri devriyeler çıkardılar. Devriyeler tüm dünyayı gezerken (ışık hızına yakın bir hızda dünya bir çırpıda gezelebilirler) bir devriye Mina dağında şihaba tutuldu (Taşlandılar). O zaman tek emin yer olarak Arafat'a sığındılar. O sırada Rasulullah Fatiha'yı okuyordu. Cinler, kendilerini kovalayan şihablardan korunmak için hızlarını düşürmeye başladılar. Yani Rasulullah'ın hemen yöresindeki bir halkaya en emin yere yöneldiler. O korunma küresine yönelirken hız düşürdüler. Yani serbest elektron gibi, katod ışınları ya da beta ışınları gibi gideceklerine, bir elektronun çekirdek etrafına bağlanması olayını yaşadılar.

Onlar yukarıdan aşağıya indiklerinde okunan Fatiha "İlham ettik....." biçiminde iken tam elektron zarfı oluşturduklarında Fatiha değişti yani insanların anladığı gibi anladılar. "Hamdolsun Âlemlerin Rabbine, din gününün sahibine diye..." Buna çok şaşırdılar. Nasıl oluyor da bu okunan şey, yukarıdan aşağıya (lineer) ayrı, ve elektron olasılık bulutu olarak membran olduklarında ayrı bir anlam veriyordu. Bir elektron bulutu gibi üstüste bastırıldılar. Bunlara Hadis'lerde "Züd Ricali" ya da "Keçe gibi sıkışmışlardı" deniyor. Yani yörüngelere oturmuş elektron orbitleri.

Yani öyle bir evrensel dil oluşmuştu ki Kur'an'da, Cinlere ve insanlara aynı anda hitap ediyordu. İnanılmaz bir mucizeydi bu. Şaşkınlıktan hayretten koştular ve reislerine (Klan başkanlarına) şöyle dediler, "Doğrusu biz çok hayret verici bir Kur'an (Okunan) dinledik." Ve daha bir sürü şeyler konuştular. Bu arada elbette bütün cinler kurultayı bu işi çok merak etti. Hepsi Rasulullah'ın olduğu emin beldeye (Güvenilir bölgeye, Hira'ya) koştular. Bu sefer ikinci kez şok oldular.

Cin Suresinin birinci âyeti: De ki, hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de ºöyle dedikleri bana vahyedildi. ªüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.

Cinler neye hayret etmişler gördünüz mü? Hem insanlara hem cinlere iki ayrı dile aynı anda hitap eden bir kitap. Dolayısıyla Kur'an onların da kitabıdır. Daha önce, Tevrat ve İncil böyle değildi. İkinci olarak şok oldukları ise şuydu: Bir gün evvel aralarında konuştukları ve hiç bir insanın duyması mümkün olmayan sözleri, Rasulullah bir bir sayıyordu. Yani dün aranızda konuştuğunuz bazı şeyleri, gizli şeyleri, benim burada saymam gibi... Buna şaşırmaz mıydınız?

Fatiha'yı anlatırken, bu sefer de cin suresi gelmişti. Cinler o zaman tam abondone oldular. Çünkü cinlerin milyarlarca yıllık tarihlerinde ilk kez göklerdeki mevkiler yasaklanmıştı. Cinler tarihinin en büyük olayı, Atlantis batması, Nuh Tufanı gibi... Bu olay o kadar önemliydi ki... "

Ay ve Cinler:

"Cinlerden bir grup Ay'a gitmeyi dilediler. O dönemde Ay manyetosfer içinde kalıyordu. Buna rağmen yoğun şihab akışı vardı. Dünya'da henüz insan yoktu. Cinlerin Ay'a gitmeleri, manyetik akıları (emin beldeyi) izleyerek ve Ay bu rotanın tastamam yoluna çıktığında gerçekleşmişti.

Cinlerin salihlerinden oluşan bir astronot grubu, bu rotayı izleyerek yola çıktı. Dünya’da iddia şuydu: Ay da "Güneş" gibidir, ışık kaynağıdır" deniyordu. O zamanlar yeryüzünün sakinleri (ve halifeleri) cinlerdi. Cinlerin salihleri hakem olarak Ay'a gitmeyi denediler. Allah'tan izin çıktı ve şihablar bir süre için durduruldu. 5 adet Cin reisi Ay'a sağsalim ulaştılar.

Cinler için oksijen şartı yoktur. Ayrıca ışık hızıyla gittiklerinden 275 bin km ötedeki Ay'a bir tek saniyede ulaştılar. Doğal olarak kendileri bir araç olduklarından, bir gemiye ihtiyaçları yoktu. Bir UFO biçimi alarak kendileri uzaya yolculuk yapabilmekteydiler. Ancak nice sonra insan yeryüzü halifesi olunca, gökler yasaklandı. Göklere şihab atıldı ve bir daha da dinleme mevkiilerinden öteye geçemediler. Artık Ay'a gitmek işi insana bırakılmıştı. Ve insanoğlu Aldrin-Armstrong ile Ay'a gitti. Bu gelecekteki bir kolonizasyonun ilk adımıydı.

Ay'a ilk olarak cinler gitti. Zaten Kamer Suresi de Cin Suresi gibi daha çok cinlere yönelik bir sure. Cinler Ay'da bir işaret olarak bir tepe yaptılar ve insan yüzü biçimi verdiler. Aslında Cin yüzü, aramızda fazla bir fark yok. Onlar enerji biz maddeyiz. Yüzlerimiz de genel hatlar olarak çok benzemektedir. İki göz, burun ve ağız, yanaklar, baş, çene, burun delikleri, kulaklar, vs. dolayisiyla temelde bir biçimiz.

Kendimizi proton farzedelim. Eger bu protonu hızlandırırsanız, biçimini korur ama transformasyona uğrar. Yani elektron gibi bulutsu olur. Çünkü E=mc2 uyarınca madde (insan) ve enerji (cin) eşdeğerdir; birbirine dönüştürülebilir. Yani bir insan ışık hızına hızlandırıldığında az ve seyrek bir madde kıvamında Cin olur. Bir cin de yavaşlatıldığında insan gibi olur."
Cin türleri: Periler, İfritler ve Şeyatîn
insanla cin, elektronla foton gibidir. Bir elektron ya da insan ışık hızına doğru hızlandırıldığında, foton dünyasına dalar. Işık hızı aşıldığında ise, Gri Hiçliğe yani Süper Uzay'a ulaşır.
Şimdi anlatacağım şey çok ilginç gelecek: Eğer Târık denen o araçla ışık hızında giden biri (bu kez bir insandan söz ediyoruz) ışık hızına doğru hızlandığında, önce elektron ailesini kateder (cinleri görür), o güne kadar fark edilmeyen bir oyuk dünyaya (ki gök deniyor) gireriz. Oranın ahalisi ise o hızda hareket eden cinlerdir. Bize ilk rastlayanlar, relativite nedeniyle boyu çok uzamış görünen ifritlerdir. (Ephrates) Kızıl grup Ahmer, bizden hızla uzaklaştıklarından kızıl görünürler. Periler (fairy, fairies) ise, Ebyad (Beyaz) grubundandır. Cinlerin ırkları,renkleri, renkleri ise hızları ile ilgilidir.

Daha hızlandığımızda, bu kez daha ilginç bir şey olur: Gri bir hiçliğe geliriz. Artık madde ve beden bitmiştir. Kendimizi saydam-suptil-seyyal olarak görürüz. Alında bir göz daha belirir. Bu gözle, gümüş kordon bize apendis ile bağlı görünür ve doğrudan göbek çukurumuzda algılanır. Kaburgaları görürüz ama altın renklidir, içinde ise, türkuvaz bir aura belkemiğini görürüz"

"Kurşuni hiçliğe kadar yığınla ara-fazlar vardır. En düşük faz kızıl renk bölgesi (Ahmer) fotonlarıdır. Bunlara Ephrate denmektedir, uzun ve ince boyludurlar. Yeşil renk bölgesi ise en normalidirler. Bunlar bitki rengindedirler ve kendilerine LGM denmektedir. Kızıl ifritlerin tersine, yeşil küçük adamlar, raşitik tiplerdir. Koca kafalı, cılız bacaklı, bir metreden daha kısa ve kızıl gözlüdürler. Bu enerji insan grubu kendisini "Uzaylı/Alien" diye yutturmaktadır, yutanı da çoktur. En kısa olanlar da en hızlılardır ve mor renkli olduklarından beyaz görünürler (İslâmi kaynaklarda Ebyad, Ebyaz diye geçerler), parmak boyundadırlar. Orman gnomları ya da Alğul (Umacı, Gullies) denmektedir."

"Cinlerin ırkları (çeşitleri) renklerine göredir. Renkleri de hızları ile ilgilidir. İnsanlardaki renkler genetik'tir. Cinlerdeki renkler ve boy ise, hızlarından kaynaklanır. İşte bunlar foton âleminin sakinleridir diye düşünelim... Ancak elektron âleminin sakinlerinden biri hızlanmıştı ya, hep cinler çarpacak değil; bu kez o gidip cinlere çarpar. Artık foton elektron koparmaz, tersine elektron foton koparır. İnsanoğlu Cin'i çarpar bu kez... Böylece bindiğiniz Târık, önce o Kafdağı’na çarpar. Eğer acemi ufonot iseniz böyle kazalar kaçınılmazdır. 51.bölgedeki UFO da böyle bir kazanın kurbanı.

Enerji ve madde arasında da böyle trafik kuralları ve sinyalizasyonları vardır. Kırmızı ışıkta siz duracaksınız cinler geçecek, Yeşil'de siz geçeceksiniz onlar duracak. Bunun adı da “iyi saatte olsunlar“ olacak... Bu deyimi anımsadınız mı?

Kırmızı-Yeşil trafik lambasının adı sadece... Madde ve enerji eşdeğerdir, birbirine dönüşür (E=mc2). Dolayısıyla madde çok yoğun enerjidir. Enerji de çok seyrek bir maddedir. İnsanlar çok yavaşlatılmış cinlerdir. Cinler ise çok hızlandırılmış insanlardır. Bu dünya maddîdir, yavaştır ama hızlandırılmış bir enerji-dünya (Kaf dağı) da vardır. Onu görmek için 14 faktörü gerekli.

14 faktörel sayı şudur: İkizler düşünün (aynı günde doğdular) biri elektron (madde hızında), diğeri ise hızlı (enerji hızında). Aralarında bir tek “tik-tak”a karşın, ötekinin 14 “tik-tak”ı vardır (“Tik-tak” burada zamanın işlemesi anlamında). Hızlı olan bir yıl yaşlanırken; yavaş olan ikiz ise 14 yıl yaşlanmaktadır. Bu senkron genleşmesi nedeniyle 14 yaşındaki hızlı biri on yıl boyunca uzayda yol alsa otuz yaşında eve döndüğünde ikiz kardeşinin 10x14 yıl=140 ve 140+20=160 yaşında olduğunu görecektir. 30 yaşa karşı 160 yaş ve bunlar ikizler...

Kur'anda Süleyman Peygamberin cinlere kutsal mabedi yaptırması anlatılır.

Hz. Muhammed'in Cinlere Kur'an okuması, onların da Müslim ve Gayrı Müslim olarak çeşitlendirilmesini beraberinde getiriyor.

"İmanlı olan ifritler o Âyette geçmiyor. Onların kâfir olduğunu yazıyor, fakat Süleyman'ın kafir olmadığını yazıyor Kur'an'ımız...(bakara:102ve neml suresi39 bakınız.)

"Onlar Cindiler. Nasıl cinler? Şeytanlaşmış karakterde... Pekiyi İfrit olduğunu nereden biliyoruz? Dalgıç ve ağır işçilik yapmalarından (Ephrates: İfritler/Fırat cinleri). Bunlara "kafrit" de deniyor (Kaf dağı ifritleri). Yani bu cinin ifrit ırkından olması demek"

Süleyman'ın cinleri ifrit, bir başka deyişle, kafdağı kategorisinden ayrı bir ırk. En yavaş (Dolayısıyla en uzun boylu) cin ırkı. Hızlarına göre renkleri ve boyları var. Yani insanlarda ırklar Mongol, Kafkas, Afrikalı vb. iken, onlarda "Kırmızıdan Mora doğru ışık hızı gamları içinde renkleri ve boyları vardır. En hızlıları GNOM'lardır ve bir karıştan küçük görünürler. En uzun ırk Ohmer, Ahmer yani Kırmızı, kızıl yani hızca en düşük olanları. Arapça Ahmer kırmızı demektir, bilirsiniz."

"En yavaş enerji biçimine İfrit ırkı deniyor. Boy çok uzuyor (relativite etkisi), derinlere inebiliyorlar (Dalgıçlık effekti). Maddeleşmenin sınırında bir ırktır ifritler. Hızlı cinlerin boyu parmak kadar kısalır (Gnomlar, LGM'ler vb.), bu da relativistik hız etkisindendir. İfritler siyahtır (İnfrared, aslında Ahmer yani kırmızı ama, bizim gözümüz onları siyah görür). Büyüleri gerçekleştirenler ebyad ırkıdır (Beyazlar). Bunlara tılsım bekçisi de denir, süfli müekkil falan da denir, duymuşsunuzdur. Özellikle Ebyad sınıfında tılsım (Talisman) bekçilerine "Hannas" denir"

şayet elektriği ölçü alacak olursak;Buna göre, cinler canlı enerjiler oluyor ve elektrik yükü olan cinler ve yüksüzler olarak ikiye ayrılıyor. Elektrik yüklü cin, peri gibi şeyler olurken yüksüz cinler, Nötrino cinleri adını alıyor ve "Şeyatîn" olarak adlandırılıyor.

Gök Cinleri: Kaf Dağı ve İfritler

hız arttıkça kitle enerjiye dönüşür. Bu yüzden, normal hızındaki bir elektrona gözlemci olarak yerleşebilseydik, oradan dünyayı koca bir bulut gibi hatta içinden geçebileceğimiz bir bulut gibi görürdük. Yani dünya maddiliğini kaybederdi. Alıştığımız görüntü kaybolur yerine "Ye'cüc–Me'cüc" ya da yeryüzü cinlerinin yaşadığı dünya ortaya çıkardı! Açıkçası cinlere karışmış olurduk.

Daha da hızlanınca dünyanın yerinde yeller esecektir! Dünyayı kuşatan gök, çepeçevre bir zemin hâline gelecektir.

Elektronun hız limitinde dünya gider yerine bir boşluk gelir. Sonra o boşluk gider yerini başka bir dünya alır. Aslında, içindeki bir gezegende yaşadığımız ve fark etmediğimiz başka bir dünya, başka bir küredir orası.

Biz dünyada bir kürenin dış yüzüne basarız. Kendi üzerine katlanmış küresel bir yüzeydir bu. Ama hızlanarak vardığımız yerde bir başka kürenin içine girmiş oluruz ve bu kürenin yüzeyine ayaklarımız içinden dışa doğru basar. Dünyada başımız uzaya doğru bir yön izlerken, burada başımız, bu yeni kürenin daha doğrusu bu yeni gök kürenin merkezine doğru olur. Bu, "oyuk" bir dünyadır ve bilim buna "Hohl welt" yani "oyuk dünya" demektedir. İşte bu gökteki oyuk dünya, hızlandırılmış aracımızın inebileceği somut bir yerdir. Böyle bir yerin adı ve ahalisi de vardır: Kaf dağı ve ifritler! Ya da Gök Cinleri!

Gök cinlerinin dev gibi olmalarına karşılık, yer cinleri cüce sayılabilecek kadar küçüktürler.

Hızımızı artırdığımızda, buradan da çıkarız. Yolculuğumuz zamansız bir ortama, Süper Uzay'a, Takyon-esîr âlemine ya da "Gri Hiçlik" denen bölgeye kadar gider. Burası aynı zamanda Arş'tır. Daha da ilerisi vardır..

Hız arttıkça dalga boyu küçülür, dalga boyu küçüldükçe frekans artar, frekans arttıkça, yedi kat aşağı ve yedi kat yukarı bir gök kurgusuna ulaşırız.

En tepedeki gökte (kürede) dalga boyu mutlak sıfıra ulaştığında, eksili artılı, pozitifli negatifli, antili evrenler ve paralel evrenler biter o sonsuz özenerji olan Nur başlar. Arş bile o nurun alt düzeylerinde bir yapılanmadır.

Kaf Dağı ise, bizim fizik evrenimizden çıkıp, salt enerji bedenlilerin yaşadığı, Uzay'la Süper Uzay arasındaki Kahverengi olan o ince arakesittir.

Gök Cinleri ya da "İfrit" denilen cin türlerinin yaşadığı yer burasıdır.

İnsan ve cin etkileşimi

Yukarıda değindiğimiz gibi, yeterince hızlanan elektron fotonu etkiler. Bu insanın cini etkilemesi ya da "çarpması" demektir.
iki dünya arasında uyulması gereken bir trafik vardır. Normal zamanda foton elektron koparır. Yani cin insanı etkiler ama hızlanmış bir elektron ya da insan, hızı arttıkça inceleceğinden, artan hızın ya da ulaşılan incelme-küçülme düzeyinin bir yerinden sonra cini çarpar! Bu hızları yakalamış bir teknolojimiz olmadığına göre, biz cinlerin insanları etkilemesine bakalım.

"Serbest bir elektron gibi bir cin varmış. Bir gün dünya güzeli bir P kızı görmüş ona âşık olmuş ama p (proton) çok çooook yavaşmış. Elektron da hızını asla düşüremezmiş. Elektron bir çözüm bulmuş... Sevgilisinin çevresinde bir çember çizerek ve ışık hızıyla hareket ederek sevgilisinden ayrılmamayı becermiş. Cinlerin insanların bazılarını etkilemeleri işte bu yolla oluyor. Yani bir cin ve insan asla evlenmez. Birbirlerine maddi âlemde dokunamazlar bile. Fakat Cin ışık hızıyla o insanın çevresinde yörüngeye oturunca, sadece o uğramış kişi o cinni görür. Hatta evlenenleri bile var sanal âlemde..." diyor. Sonra da cinlerin insanları etkilemesine örnek olarak cinlenme, uğrama, yel, karabasan ve parapsikolojik görünümlü olayları gösteriyor.

Hangi kategoride bir buluşma, ilişki ya da etkileşim olursa olsun, bunların sonunda insanın daima aleyhine sonuç verir. Ya korku sahneleri yaşıyorsunuz ya da ilerleyen bir nevroz seyrinde, çeşitli düzeylerde ruh sağlığınız bozuluyor. Bunun nedeni, Nefsin de Cinin de Şeytanın da nevrotik yapıda olması.

Şeytan sadece vesvese verir ve güç iştahını kışkırtırken, Cin umulmadık hatta bazen şizofreni ve paranoyaya yol açan duygu ve düşünceler aşılayabilmektedir. Bu duygu ve düşünce aşılama işi, özellikle "Cinlenme"de ortaya çıkar. buna göre cinlenmenin mekanizması şöyledir: "Cinler yavaşlamazlar (Işık da yavaşlamaz ya). Cinler, biz toprak (Proton) çevresinde elektron bulutu olarak yer alırlar. Yani yavaşlamadan uydumuz olurlar. Ama öncelikle, onlara (Hipnozdaki gibi) teslim olmak gerekiyor. Yani bu insanın rızasından kaynaklanmaktadır."
"Hızlı olan cinler insan beynini işgâl etme ve kullanabilmede daha avantajlıdırlar. Biz (madde) onlara (enerjiye) vesvese ve vehim veremiyoruz, ama onlar verebiliyor. Dolayısıyla beyne hakim olmaları daha kolay. Birçok ruh hastalığının nedeni bu Şeytanî telkinlerdir (paranoya gibi).

Akıl hastalıkları Allah'tandır ve kişi sorumlu değildir. Akıl hastaları, çocuk kadar saf ve günahsızdır ama psikopati, psikoz vb. psikolojik hastalıklarda cin etkisi vardır. Elbette buna bizim vücudumuz da katılır (örneğin pisko-nevrozun siniri ilgilendiren bölümü gibi). Paranoya gibi bir psikozda insan kendi başına vesveseden etkilenirken, psikonevrozda kendi katılımımız da vardır. Histeris (isteri ve tetari) ise, cinlerin sinir sistemine etkilerinden meydana gelmektedir. Nörolojik tarafimız elektriksel (pion elektriği) olduğundan romatizma, lumbago, siyatik, gut vb. gibi acılı rahatsızlıklar ise, Yel adını almakta ve Cin denen enerjinin etkisiyle oluşmaktadır. Ama bunlar tedavi edilebilir. "

"Bir cin normal olarak ışık hızına en yakın hızda seyreder (Beta ışını). Ama bir insana (protona) bağlanması gerektiginde, hızını hiç düºürmeden elektron yörüngesi olarak o kişinin çevresine (Nefs kabuğuna) yerleşir ve bir tür senkronize yani eş anlı olur.

Halusinasyon sandığımız çok şey, aslında "cinlenme"dir. Hatta cinlerle evlenme gibi olaylar da vardır. Bunlar aslında bir ZÜD olayıdır. Cinler, hızlandırılmış (enerji) insanlar olduğu için, insanlara âşık olabilirler. Dişisi insan erkeği ile ya da tersine erkeği insan dişisi ile "Sanal" evlilikler yapabilirler. Beyindeki seks merkezine doğrudan elektrik akımı vererek, (Pion elektriğini tersyüz ederek, akma yönünü tersindirerek) sanki bir gerçek evlilik yaşıyorlarmış gibi cima ilişkisi kurabilirler. Eğer bir insana göz koymazlarsa ama büyü vb. gibi bir işe amade olmuşlarsa arkamızdan hızla gelen ve bizi hızla geçen bir araba gibi zamanda geriden-ilerimize doğru yol alırlar. Bir hizaya geldiğimizde "Bir an, direksiyonda oturan iki sürücü" birbirini görmüş olur. Burada sanki biz bisikletliyiz, o da Porsche gibi... Bizi geçince onun rüzgarından etkileniriz. Böyle bir olaydan sonra halkın "yel" ya da "uğrak" dediği nörolojik bir çok hastalık ortaya çıkar. Gerçekten de Rhumatizma, Siyatik, Gut gibi sinir sistemi hastalıkları ve kısmî felçler içeren (apopleks) durumlarda cin etkisi vardır. Gelecekte, bunlar (enerji insanlar) kanıtlanınca, Allah doktorlara yardım etsin. Çünkü tıpta parapsikoloji alıp yürüyecektir."

Cinlerle zihin yoluyla temasın en tipik örneklerinden biri de "yarı uyanık felci" denebilecek olan "Karabasan"lardır. "Cinler, bizim yatay (ceset) ile dikey (bilinç) arasında 45 açı derecesi bir polarizlenme bölgesinde yer alıyorlar. Hem meleklerle hem bizimle sınırdalar. Onun için gökleri dinleyebiliyorlardı.

İşte bu 45 derecelik açı oluşturan polarizlenme durumunda karabasan gerçekleşiyor. Uykuya dalarken ya da rüya içinde ortaya çıkıyor. 45 derecelik açığa yerleşen cin, adeta kataleptik bir durum oluşturuyor. Donup kalıyorsunuz. Kıpırdayamaz oluyorsunuz. Buna gölge oturması, karabasan, albastı, lohusa humması falan da diyorlar. Kıpırdattırmaz sizi ve bildiğiniz bütün duaları okursunuz adeta... Lohusa humması, göğüslerinden mikrop kapan kadınları kastediyorum, onlara da albasan/albastı geliyor ve onlar bunu görüyorlar. Ancak vücut ısımızın 40 üstünde olması koşulu var. Böyle ilginç ilginç cinnî hastalıklar var işte...

Akıl ve Ruh hastalıklarını Kur'an kesin ayırıyor. Cinli olanlara Mecnun diyor. Mecnun, Cinlenmiş demektir." bu durumlarda "El Fettah'ı okuduğunuzda hemen bırakıyor. Fettah, açan, genişleten demek. "Ya Fettah" derseniz, anında bırakıyor. Hatta sadece Fettah derseniz de..."

Şimdi insan ve cinin ilişki ve iletişiminde bir başka biçime gelelim: Parapsikolojik görünümlü olaylar!

Bunların başında "Ruh Çağırma Seansı" denen "Cin Daveti" gelir. cinlerle bağlantı, elektron kabuğu olarak cindara ya da medyum denen cinliye yerleşik olan Cin irtibatı ile oluyor.

"Hani cinler ruh diye geliyorlar ya o resimlere bakın. Dikkat edin, yama gibi dururlar; çünkü ektoplazma denen bir ara beden, tıpkı fosfor gibidir. Aslında o gelenler de cindir. O resimlerdeki şekillerde, ektoplazma, sanki bir "Fosforik" montaj gibi duruyor. Çünkü, bir cin geldiğinde, beynimizdeki "Örneğin dedemin ruhu" olan hologramı alıyor, medyumun ektoplazmasını kıvamlı bir köpük olarak kullanıyor ve ortaya çıkan heykel, benim dedeme aynen benziyor.

Cinlerin şu özelliği ünlüdür: Halugram. Yani sizdeki "İmgeyi, ideoplazmayı, esîr matriksini" halugramdan holograma çeviriyor. Görüntüyü ise, ektoplazma ile heykel hâline getirebiliyor.

Birincisi bildiğimiz Hologram. İkincisi ise, tıbda kullanılan biçimi ile halu+sinasyon olanı. Yani Halusünasyonun kelime kökü ile Holo, Halo, Halu (Arapça Hayal, Hülya) aynı şey. Bir başka deyişle, madde dalgası olmayan enerji matriksleri. Halusinasyon görmek diye bir şey mutlaka duymuşsunuzdur."

ruh çağırma, bir cin çağırmadır. Bu oturumlarda havalanan masalar bir levitasyon "göğe düşme" değildir. Rüzgarın bir kâğıdı havalandırması gibi bir şeydir. Levitasyon ya da ters çekim, insan yapısında mevcut olan bir yetenekle ya da yatkınlıkla harekete geçirilebilen alışkanlıklar fiziğine karşı, gerçek anlamda bir parapsikolojik olaydır. Bir Cin aldatması olan "psikokinezi" değildir.

Tekinsiz ve perili evlerdeki bazı nesnelerin havada uçuşmaları da bir psikokinetik güçle ilgili değildir. Bunlar apor ya da poltergesit olaylarıdır ve burada cinler iş başındadır.

Oysa bir telepati ya da teleportasyon yani tayyımekân yada ışınlanma, fizikte gerçekleşen gerçek bir parapsikolojik olaydır.

Fakat geceleyin ortaya çıkan ve konuşan oğlak, eşek, yarasa, köpek, kurt adam, hortlak, cadı, orman perisi ve gnomlar bizim kişisel, ruhsal yeteneğimizin değil, cinlerin, o akıllı ve enerji bedenlilerin mârifetidir. Onlar işgâlci ve otoriterdirler. Her kılığa girebilirler. Şeytan gibi aldatma eğilimindedirler. Kurt adam modası geçerse, atalarımızın ruhu diye gelirler. Sonra bu moda geçince bir uzaylı ya da ufonot oluverirler. Şimdilerdeki uçandaireli uzaylılar modası da onların kendilerini bir sunuş biçimidir.

Aslında, uçan daireler bir zamanda gezme aracıdırlar. Tayyı zaman araçlarıdır ve onlarla gelenler, geçmişten gelen torunlarımızdır.

Bunun dışındaki UFO ve uzaylılar her ne denli parapsikolojik görünürlerse görünsünler cin mârifetidirler. Uzaylılar sahtekarlığı, bizzat cinler tarafından tezgahlanmaktadır. "Testlerimizle spiritüalistlerin masasına gelen sözde ruhlarla bu güya uzaylıların alınan palaroid filmlerinin, kızıl ötesi ve normal spektral analizlerinin birbirinin tıpatıp aynı olduğunu çoktan kanıtladık. Ne var ki, spritüalistler sarsılmaz inançla bağlı olduklarından, bu inançlarını sürdürmektedirler."

Cinler ne yer ne içer?

"Şeytan pisliğini açabiliriz. Ama size şunu öncelikle söylemek isterim: Dünya Metan, Amonyak, Su Buharı ve Carbon oksitlerinden oluşmuş bir ateştop kıvamında idi... Sahipleri ise cinlerdi. Cinlerin besini bu metan, amonyak, karbonlu subuharı idi. Metan'ı bilirsiniz. "Çöplüklerde ve özellikle gaita gazındaki ana madde. Amonyağı da bilirsiniz: Hani şu küçük abdestimizdeki ana madde. Yani biri büyük abdest diğeri küçük abdest ve bu Cinlerin yiyeceği...

Cinlerin tuvaletlerde yaşadığını biliyoruz değil mi? Neden? Çünkü tuvaletlere ilkel atmosferimizdeki Metan ve Amonyağı, üre asitlerini bırakıyoruz. Tuvalet adeta bir cin lokantası....

Cinler de (daha insan yok ortada), metan amonyak subuharı ve karbon bileşiklerini alıyorlar ve sindiriyorlar. Biliyoruz ki, bu sindirim ateş biçiminde oluşuyor. Bu arada dünya da giderek soğumaya başlıyor. Su buharı bulutları çoğalıp yağmur olunca da göletler oluşuyor. Saniyede binlerce yıldırım çakıyor. Bizim metan amonyak, su ve karbondioksitten bilin bakalım ne çıkıyor?

Adenin, Guanin, Cytosin ve Timin, 4 çekirdek asidi. Proteinin ana maddesi, yaşamın ta kendisi... iyi ama Cinler için bir felaket var: Onların "Pisliği" bizim proteinler oluyor. Bizim pisliğimizi onlar yiyor, sonra da A,G,C,T' yi (Nimeti, ekmeği, yemeği) pislik diye bize iade ediyorlar... İşte size şeytan pisliği diye iki kelimenin sırrının küçük bir açıklaması...

Tuvalette sakın ekmek yemeyin? Neden yemek yenmez tuvalette? Şimdi bizim lokantada, biri gelip de "Şöyle bir bebek ishâlini kaşıkla yerse ne olurduk". Kalkar o adamı çarpardık. Tuvaletler de onların "Lokantası" olduğuna göre "Orada ekmek" yersen onlar da kalkar seni çarpar...

Ayrıca isimlerinin içerdiği anlama göre, insana "gizli" olmaları yani insan tarafından görülememeleri de bu konuda onlara bir olanak sağlayabilir. Örneğin, güç efendilerinin toplantılarında aldığı kararları bilebilirler. Bu kararların onlar tarafından izlenerek bilinmesi çok kolay bir olaydır. Bu kararları, istedikleri aracılarına ya da musallat olmak için (obsede etmek için) gözüne kestirdiklerine pekâlâ iletebilirler. Ancak nevrotik yani yarı çılgın bir kişilikleri olduğundan hiçbir zaman güvenilir değildirler.

Onların insanlara gelecekle ilgili doğru bilgi vermeleri şerri hayrından büyük bir şeydir. Çünkü bunu özellikle ilişkide olduğu insanı ya da grubu kendine bağlamak için yaparlar."Geleceği bilmek yalnız onların değil insanların da becerebildiği bir şeydir. Uykuda, kitabımızın 90 derece dikmesini, bir uzun gemi direğine benzetiniz. Direğin tepesinden kara daha erken gözükmez mi? Yani kara göründü derken, bunu diregin ucundaki gözcü söyler önce...

Bunun anlamı şu: Bizim uykudaki bedenimiz (bilinç) yukarı düşüyor (Magnetik alanı cesedimize dik geliyor. Böylece direğe çıkmış bir gözcü gibi yarını, öteki ay ya da yılı görebiliyor. Ama bunu unutuyor. Sonra öyle bir an geliyor ki, "Aaa! Ben bu ânı rüyamda gördüm, sanki bu ânı daha önce yaşadım" diye hayret ediyor. Örneğin, iki yıl sonra evleneceği kızı görmüş ve hatırlamıştır.

Cinlerle ilgili diğer bir kaç özellik:

Buraya kadar cinlerle ilgili bir çok özellik saydık. Birkaç tanesini daha belirtip artık Cin faslını bitirelim:

cinler nevrotik kişilik yapısına uygun olarak, ayrıca tutkulu durlar

"Cinlerin beyni yoktur ama düşünebiliyorlar"

"Cinler (Süleyman hikayesinden biliyoruz) âyetlere göre çok güçlüler. Ifrit denen bir grup var ki, dalgıçlık yapabiliyor, deniz dibindeki maden yumrularını ve kayalarını getirebiliyor, dev heykeller ve eşyalar yapabiliyorlar..."

Kur'an onlara da inmiştir. Dolayısıyla Müslümanları ve kâfirleri olabiliyor. Bu yüzden, onların da cennetleri vardır ve bu cennetlerde Hurileri vardır. Onların hurileri hava, gaz, duman, duhan yapılıdırlar. Hava unsurundan yaratılmışlardır.

Cin cennetinde duman sefası, cehennemlerinde de çamur cefası vardır. Buna karşılık insan cennetinin Hurileri, su tabiatlıdır. Sudan yaratılmadırlar. Cinlerin atası Mâricâ çift cinsiyetliydi ama önce erkek olan rezervinden yaratıldı. Daha sonra kalan rezervlerden dişileri olan Havva yani ilk cin dişisi olan Mercân yaratılmıştır.

Melek, Şeytan ve Huriler birbirlerinden üremezler. Yani onların insanlarınki gibi bir cinsel yaşamları yoktur. Onlarda ana, baba, çocuk ilişkisi yoktur. Ama insanlar ve cinlerin bir seks yaşamı vardır. Evlenir ve seksüel yolla ürerler.

hızları nedeniyle Cinlerin bizden daha uzun ömürlü dürler. Biz 14 yıl yaşadığımızda onlar 1 yıl yaşlanmış olurlar. Buna göre 70 yıl yaşayan bir insan, cinlerin hız ve titreşim düzeylerinde 980 yıl yaşamış gibi olur. Onun zamanına göre de bizim ömrümüz, 10 yıldan azdır. Bu yüzden onlar, dünyada olup bitenleri çok iyi bilmektedirler.

Öbür taraftan cinler sırf enerji de değildirler. Onların bedensel yapıları "ateş" kıvamındadır. Ve ateş sırf enerji değil, örneğin foton düzeyinde maddedir. Bize göre çok ince düzeyde ve bize ışık olarak görülebilecek bir yapı söz konusudur onlarda ama sonuçta onların da bir kütleleri vardır. O yüzden de maddîdirler. Maddi oldukları için de hızları ışık hızının altındadır. Bu yüzden de hem dalga hem parça ikilemi gösterirler. Şu farkla ki, insanın içinde bulunduğu titreşim ve hız düzeyi ile kıyaslandıklarında onlar ateşten yaratılmış gibidirler. Yani enerjik yapıda sayılırlar.




4 Temmuz 2008 Cuma

KARBON BAZLI YAŞAM


Hayal gücü geniş bazı bilim adamları, bu canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Uzaydaki komşularımız TV kahramanı Alf'e mi, beyazperde kahramanlarına mı benziyorlar.

İsviçreli astronom Gustav Tammann ' a göre, bunların insanlara benzemeleri mümkün değil. "Eğer gerçekten evrende başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar" diyor,

Gerda Horneck bu konuda “Şimdilik sadece dünyadaki yaşamı biliyoruz. Bu yüzden de yeryüzündeki yaşam için gerekli koşulların diğer gezegenler için de geçerli olduğunu düşünüyoruz. Yaşam her şeyden önce karbona dayalı bir kimya gerektirir, ikinci olarak bir enerji kaynağı ve son olarak da sıvı halinde su. İşte bu nedenle de diğer yıldızlardaki ‘yaşanabilir bölgeleri’ sıvı suyun uzun bir süre varolduğu yerlerde arıyoruz. Oysa su, gerekli ama yeterli bir koşul değildir” diyordu.

Horneck’in altını çizdiği karbon bazlı yaşam diğer yaşam formları için anahtar kelime. Çünkü dünya üzerindeki bilinen yaşam formlarının tamamı karbona dayalı.

Karbon, yaşam açısından büyük öneme sahip olan bir element. Kimyasal simgesi C, atom numarası 6, atom ağırlığı 12,011 olan bu element, doğada hem yalın halde, hem de başka elementlerle yaptığı bileşiklerin içinde bulunur.
http://image.haber7.com//haber/29234.jpg
Dünyanın dışındaki diğer gezegenlerde de karbon bulundu. Bilim adamları, Halley kuyrukluyıldızının çekirdeğinin (merkezdeki ana gövdesinin) karbondan oluştuğunu belirledi.

Karbon, herhangi bir elementten daha çok bileşik oluşturur. Bugün 1 milyonun üstünde karbon bileşiği bilinmektedir; bu sayı, öteki bütün elementlerin oluşturduğu bileşiklerin toplamından daha büyüktür. Bu kadar çok karbon bileşiğinin oluşmasının sebebi, bir karbon atomunun başka bir karbon atomuyla kolayca birleşerek, uzun ve kararlı bir yapıya sahip zincirler ve halkalar oluşturabilmesidir. Bu zincir ve halkalar neredeyse sonsuza kadar ulaşabilir ve bunlara yalnızca birkaç başka elementin eklenmesiyle sonsuz sayıda bileşik elde edilebilir.

(Meraklısına özel not: Bir ilahiyat bilgisi olarak bazı ilahiyatçıların hayli ilginç bir çıkarmasını hatırlatmadan edemeyeceğiz. Kuran’ı Kerim’de dünyanın ve canlıların yaratılışını anlatan Kaf suresinin, 38. ayeti “Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık” şeklindedir. Yani İslami ilahiyat verilerine göre yaratılışın altıncı gününde canlıların ortaya çıkmıştır
Ve Karbonun atom numarasının da altıdır, element sıralamasında altıncı sırada yer alır. )