Bu Blogda Ara

15 Mayıs 2012 Salı

YE'CÜC VE ME'CÜC

Sırlar Zamanı Yecüc Mecüc

e-Posta
Bismillâhirrahmânirrahîm
83. (Resûlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
85. O da bir yol tutup gitti.
86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
87. O, şöyle dedi: «Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak.»
88. «İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz.»


89. Sonra yine bir yol tuttu.
90. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.
91. İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.
92. Sonra yine bir yol tuttu.
93. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.
94. Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me'cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
95. Dedi ki: «Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.»
96. «Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi.
97. Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.
98. Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vâdi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi haktır, dedi.
TDV Meali
Yukarıdaki Mealde manalar doğrudur. Kuranın tamamına yanlış meal verilmemiş ama büyük bir kısmında mealler yanlış verilmiş.Şimdi kehf suresinin derin manalarını içeren sırlarına bakalım
Kehf suresinin sırlarını yazmakla bitiremeyiz. Bu sure Ledün ilminin giriş kapısıdır. Bu surede geçmiş zamanların ve gelecek zamanların boyutları arasında yaşayan İnsanların ve diğer varlıkların kaderlerinin anlatıldığı levh-i mahfuzun örtülü sayfaları vardır. Kehf suresinin manevi gözleri bu olaylara bakar derinlerden gelen sesler, lafızlar bu surede duyulur. Daha önceki yazılarımızda Hz. Zülkarneyn den bahsetmiştik. Bu Muhteşem Zat, Zamanlar arasında ve Kainatta seyahat eden ve Allahu Tealanın kendisine bahşettiği “SEBEB” sırlarına derin vakfiyeti bulunan bir Peygamberdir. SEBEB, Zamanlar arası ve Kainatta Gezegenler arasında seyahat etme vasıtasıdır. SEBEB iki şekilde kullanılır. Birincisi; yedi bedenin ayrı ayrı Nur Bedenlere ayrılması ile olur. İkincisi; madenleri uzay gemilerine ve madenden ışığa çevirmekle olur. Hatta Sebeb le bütün Elementlerin yapılarına hükmedilir yapıları değiştirilir. Çünkü Sebebe sahip olan Allahu Tealanın Halifesidir. Hz. Zülkarneyn de öyle idi. Hala o haldedir.
Bismillâhirrahmânirrahîm
Ve yes'eluneke an zil karneyn kul seetlu aleyküm minhü zikra
Kehf-83

“ Sana Zülkarneynden sorarlar deki size ondan bir kıssa anlatacağım”
Kehf-83

İnna mekkenna lehu fil erdı ve ateynahü min külli şey'in sebeba
Kehf-84

“Muhakkakki biz onu Sebeble güçlendirdik. Yerde (ve Kainatta) ona her kuvveti verdik”
Kehf-84

Ayette de anlaşıldığı gibi Allahu Teala, Zulkarneyn As a yerde ve gökte görevlerini sürdürebilmesi için SEBEB vasıtasını vermiştir.

Fe etbea sebeba
Kehf-85

“sebebe tabi oldu”
Kehf-85

Bu ayette Zülkarneynin as. Sebebe tabi olmakla Sebebin gücüne sahip olduğu anlatılyor yani Hz. Zülkarneyn yerde ve gökte Allahın izniyle dilediğini yapabilir kuvvete sahip olmuştur.

Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubü fı aynin hamietiv ve vecede ındeha kavma kulna yazel karneyni imma en tüazzibe ve imma en tettehıze fıhim husna
Kehf-86

“Güneşin uzak olduğu ve ısısının tesir etmediği bir gezegene varınca orada volkanın akıntısında ısınan bir toplum buldu dedikki; Ey Zülkarneyn dilersen onları bu yerden Kurtarırsın dilersen orada bırakırsın”
Kehf-86

Hz. Zülkarney o toplumu o gezegenden alarak SEBEB e bindirip yaşanılabilir bir dünyaya götürmüştür. Gerekende buydu Peygamberler zayıflara düşkünlere merhametlidir.

Kale emma men zaleme fe sevfe nüazzibühu sümme yüraddü ila rabbihı fe yüazzibühu azaben nükra
Kehf-87

“(Zülkarneyn) dediki; zulmedenlere azap edeceğiz. Sonra onlar Rabbine döndürülür. Nakurun azabına uğrar”
Kehf-87

Bu Ayette Hz. Zülkarneyn Kurtardığı topluma hitaben bu sözleri söylüyor. Görev yaptığı dönemlerde Galaksimiz içerisindeki bir kısım Güneş sistemleri, zamanımızda olduğu gibi, galaksimizin merkezinde bulunan Karadeliğe (NAKUR) yakın bir yörüngede idiler. Buna bizim Dünyamızda dahildi. Kurtardığı topluma; “sizler iyilerden olmasaydınız sizi burada bırakmakla azap ederdik ve Nakurunda azabına uğrardınız diyor.
Hz. Zülkarneyn iyi Toplumlara iyilikle muamele  etmiştir. Kötü toplumlarada kötülükle karşılık vermiştir.

Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulü lehu min emrina yüsra
Kehf-88

“Lakin kim salih amel işleyip Allaha yönelirse onlara mükafat olarak kolay anlaşılan güzel söz söyleyeceğiz”
Kef-88

Bu Ayete Allaha yönelenlerin o ilimleri kolaylıkla alabileceğine işaret var.

Sümme etbea sebeba
Kehf-89

“sonra yine Sebebe tabi oldu”
Kehf-89

Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatlüu ala kavmil lem nec'al lehüm min duniha sitra
Kehf-90

“Güneşin aniden doğduğu yere varınca orada bir toplum buldu. Biz onlara Güneşin tesirinden korunacak bir gölgelik vermemiştik.”
Kehf-90

Ayete göre Zülkarneyn as öyle bir gezegene gidiyorki orada ne gölgesine sığınılacak bir dağ nede ağaçlar var. Oranın halkı direk güneş ışınlarına maruz kalıyorlar. İşte bu İnsanların vücut yapılarıda o iklime göre gelişmiştir. Haliyle büyük ve beyazı olmayan siyah gözlere sahipler ve güneşin ışınlarını yansıtacak kılsız vücutları vardı işte bu yer Yecüclerin yaşadığı gezegendi onların bir kısmı daha iyi yaşanılacak bir Dünya arayışında idiler bu sebeple o dönemde bizim dünyamızı istilaya başlamışlardı.  Mayalar döneminde Amerika kıtasını istila halinde idiler. Zülkarneyn as Yecüclerin nasıl bir yerde yaşadıklarını görmek için gitmişti.
 
Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra
Kehf-91

“böylece biz onun yanındakilerden haberimiz vardı”
Kehf-91

Sümme etbea sebeba
Kehf-92

“sonra yine Sebebe tabi oldu”
Kehf-92

Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmel la yekadune yefkahune kavla
Kehf-93

“sonra iki sed (dünya) arasında dolaşınca hiç söz anlamayan (yecüc ve mecüc kavmini) dünyada buldu”
Kehf-93


Kalu ya zel karneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fil erdı fe hel nec'alü leke harcen ala en tec'ale beynena ve beynehüm seda
Kehf-94

“Dedilerki; Ey Zülkarneyn Yecüc ve mecücler Dünyamızda fesat çıkarıyorlar onlarla bizim aramıza bir set çekmen için sana ücret verelim”
Kehf-94

Yecüc ve Mecüc inançsız toplumlardır. Bizim dünyamızı mayalar ve Sümerler döneminde bir defa daha istila etmeye çalışmışlardır. Fakat Zülkarneyn as engeliyle karşılaşmışlardır.

Kale ma mekkennı fıhi rabbı hayrun fe eıynunı bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm redma
Kehf-95

“Zülkarneyn; Rabbimin bana verdiği sebep sizin verginizden daha hayırlıdır siz bana tüm gücünüzle yardım edin onların geldiği (gök kapısına) sed yapayım”
Kehf-95

Resulullah Efendimiz gelmeden önce gök kapıları herkese açıktı. Kainatın içinden Dünyamıza art niyetli inançsız İnsanlar ve Cinler serbestçe geliyorlardı. Hata Cinler zamanın Kahinlerine göklerden bilgi getiriyorlardı. Saffat suresinde Allahu Teala bu olayı açık bir şekilde haber veriyor.
“Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.”
Saffat-7-8-9-10 (TDV Meali)
Bu ayetlerin derin manalarını ileride açacağız İnşallah.
İşte o dönemde Zülkarneyn as sadece Yecüc ve Mecüclerin Dünyaya gelen yollarına sed çekmişti.
Atuni züberal hadıd hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfühu hatta iza cealehu naran kale atunı üfriğ aleyhi kıdra
Kehf-96

“Büyük demir kütleleri getirin iki ucu aynı seviyede (pozitif ve negatif)  oluncaya ve manyetik rüzgar çıkıncaya ve demir kütlesi ateş halini alıncaya kadar dönderin. Onun ortasında (oluşan sinyali gök kapısına) boşaltayım”
Kehf-96

Bu Ayetin anlattığı şudur. Zülkarneyn as iki büyük demir kütlesini bir araya getirip bir milin üzerinde birbirine ters yönde döndürerek ki bu döndürme işlemini o yörenin halkı yapıyordu bir çeşit sağlam alaşımlardan yapılmış ateşe dayanıklı miller ve dişliler ili dev demir kütlesini ters yönde döndürüyordu bu cihazı Zülkarneyn as inşa etmişti.
Bu manyetik cihazdan çıkan ters sinyalleri gök kapısına yollayan Zülkarmeyn as o kapıya set çekmiş oldu. Böylece Yecüc ve Mecüc uzun müddet Dünyamıza gelemediler. Dünyada kalanlar ise öldürüldü. Öldürülen Yecüc ve Mecücler Mayaların yerleşim yerlerinde yerin yüzlerce metre altına gömüldü. Bugün Arkeolaoglar o derin mezarları keşfettiler binlerce kemik parçasını hala inceliyorlar.
 
Femestau ey yazheruhü ve mestetau lehu nakba
Kehf-97

“ O Seddi aşamadılar delemediler”
Kehf-97

Kale haza rahmetüm mir rabbı fe iza cae va'dü rabbı cealehu dekka' ve kane va'dü rabbı hakka
Kehf-98

“Deki Rabimin vaadi haktır vakti gelince Rabbim ( o Seddi)  deler”
Kehf-98

Ve vakit geldi o sed delindi.
Yecücler yaklaşık yetmiş sene önce Dünyayı ele geçirmeye çalışan gizli dünya devletinin yetkilileri ile temas kurdular. Amaçları onları kullanıp Dünyamızı istila etmektir. Yecücler boyları kısa olanlardır aynı kavmin birde uzun boyluları var onlarda Mecüclerdir.
Mayaların ve Sümerlerin tabletlerni ve bıraktıkları eserleri inceleyenler onların arasında Yecüc ve Mecüclerin katledilmeden önce bıraktığı mesajları buldular. Önemli bilgileri aldıktan sonra bu belgeleri yaktılar bu belegeleri yakan bir Papazdır.
Meksikonun ilk başpiskoposu Don Juan de Zumarrage dev bir otodafede eline geçebilen bütün yazmaları yakmıştır.
Daha sonra bu bilgiler Hitlerin eline kasıtlı olarak verildi uzaydaki Yecüclerle temas Kuran Hitler bu sayede ufo teknolojinse sahip oldu amaç Yecüclerin yardımı ile Dünyaya hakim olmaktı. Hitler Afrika kıtasını Yecüclere tahsis etti bu sebeple Afrikadaki savaşlarda milyonlarca İnsan katledildi. Ve Afrika fakirleştirildi ekonomik ve teknik gelişimi engellendi. Şuan aynı oyunu Amerikayı yöneten gizli güçler oynuyor. Yecüclere ve Mecüclere, teknoloji karşılığında Dünyaya yerleşmeleri için büyük imkanlar sağladılar.
İşte maya takvimin bu sene bitmesinin sebebi; Yecüc ve Mecüclerin 2012 de dönecekleri mesajı önceden verilmişti. Bu sene dönerlermi bilemem ama dikkat ederseniz 60 yıl önce tek tük görünen Yecüc milleti artık filolarla geliyorlar. Armegeddon savaşında dünya İnsanlarının en büyük düşmanı Deccalin gizli ordusu bu Yecüclerdir. Onlara ait bilgiler büyük bir titizlikle gizleniyor.
Bu düşmana karşılık Evrenin derinliklerinden inançlı bir kavim daha geliyor. Onlarda Huzuru Peygamberden aldıkları emirle yola çıktılar.
Allah yardımcımız olsun
Cafer İskenderoğlu

NUH'UN GEMİSİ

Nuh'un Gemisi

e-Posta

Bir saat ilim öğrenmek, gece sabaha kadar ibadet etmekten, bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.
 (Hadis-i Şerif)
Allahu teala, kuranda akıl sahiplerine ve düşünenlere hitap eder.
İslam alemi, ilimden uzaklaştırılıp tembelliğe, ilmi terk etmeye, itildikden sonra batı hayranlığı aşılandı.
Yıllarca batılıların dediklerine ilim diye uydurduklarına inandık.
Bazı uydurma batı teorileri o kadar komik ki bizlere hala derslerde okutuluyor, gerçekten okutuyorlar.


Mesela,
Amerika kıtasında, Avrupanın rüyasında bile görmeye gücünün yetmeyeceği medeniyetler var iken,  güya kristof kolomb tarafından keşfedilmiş.
Ateşin keşfi de yalan ilk Ademler zamanında yüzlerce yanardağ, devamlı yanmakta olan doğalgaz kuyuları var idi.
Batılı, “Dünya tepsi gibidir” düşüncesine sahipken, Amerika kıtasının medeniyetleri astronomide zirvedeydiler.
Newtonun kafasına elma düşmeseydi yer çekiminden de haberimiz yokmuş.
Arşimed, hamama gitmeseydi suyun kaldırma kuvvetinden mahrum olarak gemi icat edilmeyecekti güya. Oysa Arşimed den binlerce yıl evvelinde denizlerde kayıklar ve gemiler yüzüyordu.
Hatta göklerde ve uzayda bile gemiler vardı. Biz bu teknoloji ile yaklaşık yüz yıldan beri tanışığız düşünün.
İşte biz bu aldatmaca bilgilerle hz Nuh zamanında taş devrinde yaşanıldığını sanıyoruz, buna göre de Nuh’un gemisini tahta dan sanıyoruz.
Nuh tufanının dünyanın çok büyük bir bölümünü etkilediği bilinmektedir.
Dünyada günümüzde yaklaşık bir milyon tür hayvan var. Bunlara böcekleri, kuşları ve balıkları da dahil edersek 20 milyon hayvan türü var.
Nuh as gemiye kuşları, böcekleri almadı varsayalım. Unutmayın ki Nuh as zamanında yaşayan birçok hayvanın zamanımızda nesli tükenmiştir Geriye kalan bir milyon hayvanı ya da yarısını Nuh as nasıl bir gemiye yükledi? Hem de her hayvandan birer çift. Gemi günlerce aylarca kara yüzü görmedi öyleyse gemide hayvanlar için tonlarca et ve ot olması gerekirdi.
Bu kadar yükü alacak bir gemi binlerce stadyum büyüklüğüne ulaşır.
Ve anlatıldığı gibi tahtadan ve çividen yapıldıysa Nuh as ahşap ve çivi fabrikalarımı kurmuştu?


Nuh’un gemisi nasıl bir yapıya sahipti?

“Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.”
Kamer-13  (TDV meali)
Kuranın meali günümüz arapcasıyla tercüme edilmiştir. Haliyle  kamer suresinin 13. ayetide yukarıdaki gibi manalandırılmış.

“Ve hamelnahu ala zati elvahıv ve dusur” Kamer-13

“hamelnahu”  “biz yükledik” manasındadır. Yani Allahu teala, “hayvanları ve insanları gemiye biz yükledik” diyor. “Biz” kelimesi allahu tealanın birçok isminin kudretlerini anlatmaktadır.
“elvahıv” levhalar anlamındadır. Hud suresinde geçen Nuh as ile ilgili manalara göre bu levhalar, tahta dan değil erimiş madenlerden yapılmıştır. Ayetin arapcasında tahta kelimesi yoktur.
“dusur” kelimesinin günümüzdeki anlamı, tahtaların rabıtalarının bağlantıları ve perçin mealindedir ancak “dusur” aniden iz bırakmadan gözden kaybolan anlamınada gelir. bu manlara göre Kamer-13 ayetinin meali şu şekildedir.

“biz onları, madeni levhalardan yapılmış ve aniden gözden kaybolan bir gemiye bindirdik”  Kamer-13

“Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin)  her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.”
Hud suresi-40  (TDV meali)

Ayetin orijinalinde, “sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin)”  “-(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında”  cümleleri yoktur. Bu cümleler ayetin mana akışına göre mealciler tarafından verilmiştir.
Bu ayeti açalım.

“Hatta iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fiha min küllin zevceyniseyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen ve ma amene meahu illa kalıl” Hud-40

“Hatta iza cae emruna” = emrim geldi
“farat tennuru” =  farat, ıssız yerlere konan nişan anlamına gelir. tennur, tandır anlamındadır tandır ısı enerjisi üretir ancak ayette Nuhun gemisinin enerji kaynağıdır.
“kulnahmil”= içinden ses gelen manasındadır nahme kelimesidir.
“min küllin zevceyniseyni ve ehleke” = “tüm çiftleri ve ehlini” anlamındadır.
“men sebeka”= “men” o kimse, o varlık demektir. “sebeka” kalıba dökülmüş maden, yarış, süratli anlamındadır. “men sebeka”o gemi, madenden yapılmış süratli anlamınada gelir.
“amen” mukim olmak, yerleşmek, yani o gemide mukim olmak tır.
“ma” yayılıp yerleşmek.
Bu anlamlara göre ayetin yakın orijinal anlamı şöyledir.
“emrim geldiğinde, (nuh), kalıba dökülmüş madenden yapılma gövdesinden ses çıkaran ve süratle ıssız yerlere (göklere) gidebilen gemiye ehlini ve hayvanlardan çiftleri yerleştirdi” Hud-40
Arapcada gemi, sefine dir.
Ayette gemi değil “fülke” kelimesi geçer. Fülke, zamanımızda kayık anlamındadır. İbrahim suresinin 79. ayetinde, Allahu teala denizde yüzen gemiler için “sefine” tabirini söyler. Kefh suresi, Hud suresi gibi sırlar yüklü surelerde ise “fülke” tabirini kullanır. Aralarındaki fark nedir?
 

Nuhun gemisine kaç çift hayvan sığabildi?
Her peygamberin bir mesleği vardır.
Nuh as nin meslek konusu mücerret alemler dir. Mücerret alemler gözle görülemeyen mikrobiyoloji, hücreler, atom altı yapılarıda içerir. Kısaca nano teknoloji, Nuh as nin ilim sahasıdır. Gen ilminin ilk öncüsüdür, Nuh as den sonra bu ilimler Sümerler gibi medeniyetlere intikal etmiştir.
Sümerlerden sonra dünya ilim karanlığına girmiştir Peygamber efendimizle gelen kuran ve İslam bu saklı ilimleri teşvik etmiş bu günün ilminin temelleri islamla atılmıştır.
Süleyman as sebe melikesinin tahtını binlerce kilometreden ışınlayabilen yardımcılara sahipti.
İsa as ölüleri diriltme gücüne sahipti.
Peygamber efendimiz (sav) miracı ile kainatın sonsuzluğunda seyahat ederdi.
İşte Nuh as da GEN lere DNA lara hükmedebilen ve madenleri eriterek çeşitli alaşımları elde edip ışık hızıyla gidebilen ve gemileri çekim gücü enerjileriyle çalıştıran ilimlere sahipti.
Nuh Aleyhisela ma verilen verilen tüm yeteneklerin sırrı, hud suresinin 41. ayetinde geçen FİHİBİSMİLLAHİ kelimesinde saklıdır.
“(Nuh)  dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
Hud-41  (TDV meali)

Yukarıdaki meal pek yakın mana vermiyor Hud-41. ayete şöyle bakabiliriz.

“Ve kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi leğafuru rahıym”        Hud-41

“fıha bismillahi”= Bismillah kelimesinin varlığında olan ilahi gücün anlatımıdır. Tüm yaradılış ve kainatın kuruluşu Bismillah ile başlamıştır. Allahu teala sayısız isminin kudretini Bismillah ismine tecelli ettirmiştir.
“mecraha”= bir varlığın kaynadığı çıktığı yer, suyun kaynağı mücerred kaynak, çok ince hat,  yani canlıların ürediği en küçük kaynak yapı GEN anlamınada gelir.
“mürsaha” bu kelimenin kökü, İrsa kelimesidir. İrsa, ince uçlu yani iğne gibi bir şeyle itelemek, yerleştirmek anlamındadır. İrsal kelimesi de bu kökten gelir, göndermek anlamındadır.
Şimdi Hud-41 şu anlama gelir.
 
“(Nuh), Ğafur ve rahim olan Allahın izniyle, Fiha Bismillahi (isminin sırrındaki İlahi kudretle) (hayvanları) türedikleri mecralarına (Hücrelerine, Genlerine) yerleştirdi. Hud-41

İşte günümüzde genlerin kopyalanması, saklanması aslında bir kuran mucizesidir.
Nuh as Gen ilmi ve Fihibismillahi kelamının sırrı ile milyonlarca hayvanı, ışık hızıyla gidebilen ve bir tür enerji ile çalışan ve çalışırken de gövdesinden hafif bir ses çıkaran aynı zamanda Nuh’’un laboratuarı olan gemiye bu şekilde sığdırmıştır ve kuranın deyimiyle “amen” yerleştirmiştir. Yani Nuh as gemiye hayvanları almamış, onların genlerini almış, tabiri caizse, gemiye bir avuç Gen yüklemiştir.
Ahir zamanda çıkacak olan Dabbe’tül arz, yine kadim zamanda yaşayan dinozorların ve başka hayvanların Gen lerinin bir araya getirilmesiyle oluşacak olabilir.




Nuh’un gemisi nerede?

“(Nihayet)  «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu)  tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de)  Cûdî (dağının)  üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» denildi.”
Hud-44  (TDV meali)
Günümüz arapcası ile yukardaki mana çıkabilir ama ayete mana eklemeleri var. “Su çekildi; iş bitirildi”, “: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» cümleleri ayette yoktur bu cümleler meal verenin düşünceleridir.
Tarihte, belkısın tahtı, insanlar, hatta ordular dahi bir yerden başka yere ışınlanmıştır. Bu gerçeği Kuran ayetlerinden açıkca görüyoruz. O ayetler Allahu tealanın sözleridir. Ondan üstün inanılacak başka varlık yoktur. Nuh’un gemisi de, yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi yeryüzünden göklere ışınlanmış ve tufandan sonra tekrar yeryüzüne bir ışın demeti halinde ip gibi süzülerek eski halini almıştır. Hud-44 ayetinde geminin ışınlanmasına işaret vardır.

“Ve kıyle ya erdubleıy maeki ve ya semaü akliıy ve ğıdal maü ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu’del lil kavmiz zalimın”
Hud -44

“kıyle”= düz alan, boş yer, boş alan (gökyüzü)
“erduble” ağırlı, yük.
“maek” yayılmak (ışınlanan varlığın cismi uzay boşluğuna yayılır genişler, süratlenince ip gibi uzar anında gözden kaybolur)
“semaü”= gökyüzü, uzay
“akl” = sürmek, ipe bağlamak
“vestevet” kapalı yer, kapalı kutu (uzay gemisi de, uçaklarda kapalı mekan gibidir.)
“bud”= uzaklaşmak
“cudi”= cudi dağı, lütfeden, lütufkar.
Ayette geçen kelimelerin bu manaları ile aşağıdaki meal verilebilir.

“gemi yüküyle beraber gökyüzünün boşluğuna doğru Allahın lütfuyla zalimlerden uzaklaştı” Hud-44

Nuh’un gemisinin, tufandan sonra dünyaya dönüşünü kamer süresinin 14,15. ayetleri açıklıyor.
“İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.”     Kamer-14  (TDV meali)

“ Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?”
Kamer-15  (TDV meali)

“Tecri bi a’yunina cezael li men kane kufir” Kamer-14
“kafirlerin gözleri önünde akıyordu” Kamer-14
Akma ile yüzme arasındaki farkı düşünmek size bir ufuk açacaktır,

“Ve le kad teraknaha ayeten fe hel mim mudekkir” Kamer-15

“kad”= yakınlık
“tereknaha”= miras, bırakıt,
“mim” = içinde sırlar olan, şerh gerektiren.
“müdekkir” düşünen, derinlemesine düşünen.

“ düşünenler için bir ayet olarak bıraktık” Kamer-15
Kamer 15 deki “mim” kelimesi bizi düşünmeye sevk ediyor. Acaba bizlere ibret yada miras olarak bırakılan Nuh’un gemisi bir gün dönermi?
Nuh’un mirası olan GEN ilmi, ahir zamanda ortaya çıktı. Sıra uzay gemisi teknolojisinde… yakındır…
Allah ilmi isteyene ve çalışana verir.
Aklınıza, neden bu ilimler İslam alimlerine verilmiyor sorusu gelebilir.
Allahu teala buyuruyor ki; “ilmi isteyene, zenginliği istediğime veririm.”
İnsanlar arasında ayrım yapmıyor.

Cafer İskenderoğlu

14 Mayıs 2012 Pazartesi

MELEK,ŞEYTAN,SİHİR


Şeytanlar sırf kendi uydurmaları olan sihri ve bir de Babil'deki Harut ve Marut adında iki meleğe indirileni, insanlara ve o zamanki İsrailoğulları'na  öğretiyorlardı. İşte böyle yapmakla kâfir olmuşlardı. O iki meleğe indirilen aslında bir sihir değil, fakat fesat ehlinin elinde küfre vesile olabilecek bir şey iken, bu şeytanlar bunu yalnızca sihir için öğretmişlerdir. Halbuki Harut ile Marut bunu öğretecekleri zaman "Biz bir fitneyiz, yani bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da küfürdür. Şu halde sakın sen bunu belleyip de küfre girme!" demedikçe ve bu yolda nasihat etmedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Gelişigüzel herkese belletmezler, sû-i istimalden, küfürden, sihirden yasaklarlardı. Bu şeytanlar ise öyle yapmadılar, tam aksine bunlarla herkese sihir öğretiyorlar. Bu iki melek ve bunların öğrettikleri hakkında birçok sözler söylenmiş, çeşitli görüşler ve bahisler ortaya konmuştur.  Bilindiği gibi, meleklerin insanlara öğretileri ya vahiy veya ilham demektir.

Harut ile Marut'un Cibrîl gibi vahiy meleklerinden olduklarına dair herhangi bir delil yoktur. Onlar bilgi getiren melekler değil, bilgi gönderilen meleklerdi.  Öğretileri de peygamberlere gelen vahiy derecesinde olmayıp ilham cinsindendir. İlham ise herkese olabilir.

Eski bir medeniyet merkezi olan Bâbil şehri ahalisinden birtakım kimseler, iki şekilde, böyle iki ilahî kuvvet ile ilhama mazhar olmuşlar, bu sayede hilkatteki gizli sırlardan bazı harika ve acaip şeyler öğrenmişler ve öğrenirken bunların şerre de müsait olduğunu, şu halde kötüye kullanılmasının küfür olacağını da öğrenmişlerdir. O halde bu iki meleğe indirilen ve Bâbil halkından bir çoğuna ilham yoluyla öğretilen bu şeyler hadd-i zatında sihir değil idi. Fakat sihir olarak da kullanılabilir ve böyle kullanılınca da katıksız küfür olurdu.  Aslında her bilgi böyledir.

Hakikatin kendisi olan hak dini ve doğru yolu isbat ve destek için Allah tarafından lutfedilen mucizeler ve kerametler, diğer ilimler, hikmetler ve fenler bahane edilerek âlemde ne kadar küfürler, ilhad ve melanetler yayılmıştır. Aslında bunların hepsi küfür ve haram olan sihir cinsine dahil edilebilir. Bu ise ilmin, bizzat kendisindeki ilmî niteliğinden dolayı değil, ortaya çıkardığı pratik sonuçları dolayısıyladır.

İlimler iyiye kullanılırsa zehirlerden ilaç yapılır, kötüye kullanıldığı takdirde de ilaçlardan zehir elde edilir. Hatta bundan dolayı, birçok din âlimleri,  genel olarak ilim hakkındaki  âyetlerden şu sonucu çıkarmışlardır: Özünde haram olan hiçbir ilim yoktur. Hatta şerrinden korunmak için sihir bile öğrenmek haram değildir. Ancak yapmak haramdır ve hatta küfürdür. Bunun öğretimi de bu şarta bağlı bulunmak gerekir.

Sihir tatbikî bir ilimdir, bir şer ve tezvir sanatıdır. Bu sanat pratikte ve tatbikatta bazı hakiki bilgilere dayalı olabilir ve o bilgilerin kötüye kullanılması ile sihir yapılır. Mesela; bugün elektrik konusu önemli bir bilim dalı, çok önemli bir tekniktir. Bunun kötüye kullanılmasından ve şerre alet edilmesinden dolayı tatbikatta bundan birçok sihirler yapılabilir. Lakin bunun böyle olmasından dolayı, elektrik ilminin hadd-i zatında bir sihir olması lazım gelmez.

İşte Babil'de Harut ile Marut'a ilham ile öğretilen şeyler de buna benzer şeyler olduğu anlaşılıyor. Bunlar esasında meleklere mahsus kıymetli şeyler olarak gösterilmiş fakat öğretim ve öğrenim şekliyle ve uygulamasında fitneye de müsait bulunmasından dolayı şeytanî olan sihre dahil edilmiştir.

Demek ki, sihir sırf şeytanî bir şeydir ve bu başlıca iki kısımdır: Birisi şeytanların sırf kendilerinden uydurdukları pisliklerdir. Diğeri ise Bâbil'deki gibi, esasında meleklere mahsus olan bazı yüce bilgilerle acaip tekniklerin şeytanca kötüye kullanılmasıdır.

Kaynak: Elmalı Tefsiri

4 Şubat 2012 Cumartesi

HAVAS İLMİNDEN BİR BÖLÜM

Bütün dertlerin dermanı, Hastaların ilacı Muhtac ların sığınağı, Kur'anı kerim in kalbi, Sıkıntıların Çaresi, Hastaların şifası, Gözlerimizin Nuru , Yasin Sure-i Şerife sinin Çok ama Çok Nadir bilinen , Ve En te'sirli, en cabuk kabul olunan, Bütün dertler için bütün sıkıntılar için Her şey için Okunan Şekli,
Bedenini ve Elbiseni Tam bir Temizlik ile temizle, sonra Sabah namazını Kıl, namazdan sonra Hiç konusmadan Yasin suresini okumaya basla Yasin suresi bitince Mülk suresi okunacaktır, Lakin Şekil şudur, Önce 1 Fatiha 3 İhlas suresi okunur sonra su sekilde hediye edilir (Allahım okumus oldugum Fatiha dan ve ihlas suresinden hasıl olan sevabı basta rasulullah efendimizin sonra bütün evliya ı kiramın ruhlarına hediye ettim)denir. Hem yasin suresinde hemde Mülk suresinde 4 Rahman 4 Allah Kelimesi vardır. Yasin suresi okunurken Her rahman kelimesinde Sol elin serce parmagindan baslanilir kapatmaya her rahmanda 1 tanesi kapatilir, Allah isminde ise sag elin serce parmagindan birtane yumulur .Bitince Parmaklar acılmadan Mülk suresi okunmaya baslanılır, Ordaki Rahman a gelince yasin suresinde kapatılan ilk parmak acılır böyle devam edilir.Allah ismindede Sol tarafta kapatılan parmaklar sırası ile acılır. bitince 2 rekat Allah rizasi icin namaz kilinir. sonra efendimize 100 defa salavat okunur. Bir gün veya üç gün veya yedi gün okunur bu sekilde. Bu şekil o kadar müessirdirki okadar te'sirlidirki Tarifi imkansızdır. Herşey için okunur. (sizlere anlatacagım En kıymetli havvas budur).

ESMA-ÜL HÜSNA VE SIRLARI

ESMA-YI HÜSNANIN SIRLARI
Bu çalışmamızda esma-yı hüsnaları konu aldık. Esma-yı hüsnalardan nasıl yararlanılması gerektiği üzerinde durduk. Sufizm yolunda seyr-i süluk edenlerin neden amaçlarına ulaşamadıklarını irdeledik. Sufizm yolunda bulunanlardan çoğunun elli altmış yıl sonra bile amaçlarına ulaşamadıkları bir gerçektir. Kimileri da çıktığı yolculuğu bitirmeden düşüvermiştir toprağa.Bu durum, esmayı fıtrata amaca uygun çalışmamaktan başkaca ne olabilir ki? Sufilerin kimileri "kelime-yi tevhit, Allah esması, selavat ve istiğfarla" bütün yolları katedeceklerini sanmışlar.Oysa durum hiç de öyle değildir. Seyr-i süluk esnasında "Hayy, Hu, Hakk,Kahhar" gibi esmaları çalışmak da söz konusudur. Ayette, hadiste, evliya beyanında diğer esmaları çalışmaya bir yasak olmamasına karşın; başka başka esmalarla zikretmeyi tarikat adabı dışında bir muamele olarak görmüşlerdir. Adeta Allah'ın esmasına yasak koymuşlardır. Oysa ayette ister Allah'a isterse Rahmana dua edin denilerek kullara bütün esmaların istifadeye açık olduğu müjdelenmiştir. Efendimiz esmaları sayanların cennete gideceklerini müjdelemiştir. İnsanın istekleri, ihtiyaçları sınırsızdır. Allahın kuvvet ve kudreti de öyle.
Allah'ın esmaları renk renk olan lazer ışınlarına benzer. Kulun muratları bu ışınlarla buluşma neticesinde dönüşür açığa çıkar. Allah'tan sevgi isteyen bu amaçta olan birininin "Kahhar" esmasının ışınıyla tecellilenmesinin hiçbir yararı ve mantığı yoktur. Sadece sevap alır bu esmayı çalışan. Hepsi bu... Bir de Kahhar esmasının tecelli nimetlerini.. İnsan, bilmediği şeyin düşmanıdır. Çoğu insan esmaların ruhanisi olduğunu bilmez. Bunlarla irtibata da iyi gözle bakmaz. Oysa durum hiç de öyle değildir. Esmanın ruhanilerini çağırmak onlardan yararlanmak sünnet dairesinde kalanlara açık bırakılmıştır. Oysa kimi sufiler bunu medyumluk ya da cindarlık olarak yaftalama yolunu seçmişlerdir. Esmaya müvekkel melekler vardır. Hem de ordular halinde... Bir insanın ihlas dairesinde kalıp esma-yı hüsnanın ruhanileriyle buluşması utanılacak değil; aksine çok çok onur duyulacak bir iştir. Esmaların ruhanilerini çağırı dualarını tertip eden evliyalar bu sırları ifşa etmişlerdir. Nereden bakılırsa bakılsın esma-yı hüsnalarda çok büyük sırlar var. Malesef, esma-yı hüsna üzerine yazılan çoğu bilgiler özendirici olmaktan ve bilimsellikten oldukça uzaktır. Bu da insanları esma-yı hüsnalardan uzaklaştırmıştır; onları zikretmekten uzaklaştırmıştır.
Bu araştırma; yaratılış amaçlarına uygun esmayı bulup çalışmaları, Allahın esmalarını sevip zikretmeleri için kardeşlerimize bir armağandır. Kardeşlerimiz dairesi ise hem çok özel hem de çok geneldir. Her esma-yı hüsna lazer ışını gibi bir ışına sahiptir. Bu ışından, o esmayı doğru çalışarak yararlanabiliriz. Esmadan gelen ışınla yollar aşılır, sırlar açığa çıkar amaçlara ulaşılır. Bu amaçla araştırmamızda esma-yı hüsnasındaki hikmetleri elimizden geldikçe açıklayıp istifadeye sunduk. Başarı ve hidayet Allah'tandır...
Dr. Ferhat ÖZDEMİR
HAFTANIN GÜNLERİNE BAKAN VAZİFELİ RUHANİLER VAR...
Sufizm yolunun havassına mazhar kimi evliyalar vardır: Ahmed Ziyaüddin Gümüşanevi, Muyyiddin İbn-i Arabi, İmam Ahmet Bin Ali El-Buni Hazretleri, İmam Yafii gibi... Bunlar, haftanın günlerine bakan ruhanilerin varlığına işaret etmişler, onların çağrı dualarını ve sırlarını açıklamışlardır. İmam Yafii Hazretleri yedi günün ruhani vazifelilerinin adlarını o günün esmasını ve harfini vererek büyük sırra dikkat çeker. Bu yedi harften herbiri haftanın bir gününe denktir. Pazartesinin harfi "şın" dır. O günün esma-yı hüsnası "Şakir" adıdır. Pazartesinin ruhani vazifelisinin adı "Cebrail Aleyhisselam"dır.Salı gününün harfi "ze"dir. Esma-yı hüsnası "Zekiyyu"dur. Ruhanisinin adı "Semsemail Aleyhisselam"dır. Çarşambanın harfi "zı"dır. Esması "Zahir"dir. Ruhanisi "Mikail Aleyhisselam"dır. Perşembe gününün harfi "se"dir. Esması "Sabit"tir. Ruhanisi "Sarfiyail Aleyhisselam"dır. Cuma gününün harfi "cim"dir. Esması "Cebbar"dır. Ruhanisi "Anyail Aleyhisselam"dır. Cumartesinin harfi "fe"dir. Esması "Fatır"dır. Diğer günlerdeki butün ruhaniler bu güne tasarruf ederler, özel bir ruhani adı yoktur. Pazar gününün harfi "hı"dır. Bu günün özel bir duası vardır. Ruhanisi "Rukıyail Aleyhisselam"dır. Haftanın yedi günü için öngörülen harflerin yedi adet olması, bu harflerin Fatiha Süresinde geçmemesi ism-i azamın yedi sayısının sırrını kapsaması ve belirtilen yedi harfin tamamının En,am Suresinde geçmesi oldukça düşündürücüdür...
ESMA-YI HÜSNAYI ÇALIŞMA YOLLARI...
Esma-yı hüsnayı çalışmanın çok değişik yolları vardır. En büyük sır da esma-yı hüsnanın ebcet sayısınca anılmasındadır. Bir başka yol da esma-yı hüsnanın ebced sayı değerini kendisiyle çarpıp çıkan sonuç kadar onu anmaktır; bu durum ism-i azam gibi bir şeydir ve bunda çok büyük bir sır vardır. Asıl sır buradadır. Sözgelimi "Allah" esmasının ebcetsel sayı değeri altmış altıdır. Altmış altıyı kendisiyle çarparsak dört bin üçyüz elli altı rakamına ulaşırız. İşte Allah esmasını bu sayı kadar anmakta çok azemetli sırlar vardır. Bu sayıların esma-yı hüsnaya müvekkel olan ruhaniyi yaklaştırma gibi esrarları vardır.
Sufizm yollarına biat eden müritler özellikle mürşitlerin önerdiği virtleri yaparak seyr-i süluk ederler. Dilerlerse hoşlarına giden herhangi bir esmayı şefaatçi ve vasıta kılarak amaçları için çalışabilirler. Sufizm yoluna biat eden kimseler esma-yı hüsnadan dilediklerini çalışmaya ruhsatlı sayılırlar; çünkü onlar esma yoluna bağlanmış has bir zümredirler. Esma-yı hüsna çalışılırken abdestli olunmalıdır. İlk önce gözler kapatılmalı yavaş yavaş vucut gevşetilerek yoğunlaşılmalıdır. Tamamen düşüncelerden arınıp kendini yok olmuş bilerek hatta evreni de yok bilerek çalışılan esma seri bir şekilde okuyanları amaçlarına ulaştırır. Esma, güneşe benzeyen bir nur gibi düşünülüp o ışık altında kalındığı fikredilerek çalışılmalıdır. Yoğunlaşmayı başaranlar korkunç bir zafer kazanırlar. Esmaların bütün yararlarına çok seri bir şekilde ulaşırlar. Esmaları böyle çalışmak gerekir. Gaflet ve vesvese içinde yapılan zikrin sevaptan başka bir yararı yoktur.
Her esma ebcetsel sayı değeriyle şifrelenmiştir. Bu sayılarda mucize sırlar vardır. Ebcetsel sayı değeriyle verilen herhangi bir esmayı, tekrar aynı sayıyla çarpıp çıkan sayı değerince eksik fazla olmadan anmakta, söylemede ism-i azam sırları vardır.Bu sayı bereketiyle ruhani alemlerin kapıları açılır ve esmanın sırları ortaya çıkar. Nasıl ki bir anahtarın küçük bir dişlisi olmadan kapılar açılmıyorsa bunun gibi esmayı belli bir sayı düzeninde çalışmamak da aynı sonucu doğurur. Yıllar geçse de hiçbir sır açığa çıkmaz. Her esma sayısal bir mucizedir, gayp kapılarının kildidir. Kapalı kapıların açılması için de esmanın ebcetsel sayısal değer çok önemlidir
ESMA-YI HÜSNALARI ÇALIŞMA ZAMAN DİLİMİ...
Esma-yı hüsnayı hangi amaç için çalıştığımıza bağlı olarak zamansal sınır da değişir. Sözgelimi Sufizm yoluna bağlı biriyseniz mürşidinizin size tarif ettiği dersi ölene kadar yapmalısınız. Ama özel amaçlar içinse, sevgi, ilim, rızk, başarı, hastalık, sihir, düşmanlıklar, rüya, yakaza ve benzeri 7,14,21,40 günle 150 gün arasında bu çalışmalar değişebilir. Yani yedi günle altı aylık zaman dilimi arasında bu esmalar zikredilebilir. Bu çalışma amaca ulaşıncaya kadar da sürdürülür... En etkilisi de esma-yı ilahinin ebcetsel sayı değeriyle esmayı zikretmektir. Sözgelimi "Hayy" esmasının ebcetsel sayı değeri 18'dir. Bu esmayla özel bir dua planlanıyorsa 18 gün buna devam etmelidir. Yine "Ya Basıt" esmasının ebcetsel sayı değeri 72'dir. Yetmiş iki gün boyunca bu sayıda esmayı anmak ruhu sevinçlere boğar. Sırlar açığa çıkar. Böyle bir usul de vardır. İnsanlar, birbakıma esmanın ışınlarına aşık olarak yaratılmışlardır. Bir insan hangi esmaya aşık oluyorsa, ona büyüleniyorsa kalbinde onun sıcaklığından esin varsa o esmayı seçmelidir. Dilerse bir halife bunun tersini söylesin... Bunda büyük bir bereket ve sır vardır. Kalbin sevmediği, aşık olmadığı esma yol aldırmaz sadece sevap getirir... Ya aşık olunan esmalar öyle mi? Onlar ruhumuzu aşkla ışınlayacak bir nurdur.
Ruh, esmanın aşkıyla, ondan aldığı ışınla büyür ve gelişir. Ruh gereksinim duyduğu esmaları çok iyi tanır. Ona karşı gizliden bir aşk yönelimi sergiler. Ruhun sevgilisi ve aşkı olan esmayı; ledüne sahip olan kimi veliler bilip söyleyebilirler. Bu çoğunlukla olası olmadığına göre en doğrusu Allah'a yakarıp dua ederek kendine yararlı olacak ve mürşitlik edecek esma-yı hüsnayı Ondan istemektir. Bir hafta kadar samimi kalple dua edildiğinde Allah'ın esma-yı hüsnaları sırasıyla yavaş yavaş okunmaya başlanır.
Ruh, kimi esmalar okunurken aşktan çıldırır, onu ister... İşte o esma mühim bir mürşit olabilir ve çalışan hakkında ism-i azam hükmüne geçebilir. Gelinen konaklara göre de bu esma aşkı zaman içinde başka başka esmalara kayabilir. Bu da çok doğal sayılmalıdır. Bir sufinin "Rahman" esmasına aşıkken bir zaman sonra "Fettah"a aşık olması bereketli bir şeydir... Esmaları sevmede ruhun gereksinimi, ilahi esin yelleri, yaratılış sırrı çok önemlidir. Esma çalışmadan yana hiç kimse bir esmayı çalışmaya karşı sık boğaz edilmemelidir. Severek yapılan her şey güzeldir...
ESMA-YI HÜSNANIN EBCETSEL DEĞERLERİ ve SIRLARI...
Esmaların ebcetsel değeri oldukça önemlidir. Dua ve virt ufkunda esma çekileceği zaman ilahi sırları kapsayan sayılara çok dikkat edilmelidir.
Esmanın ebcetsel sayı değerinden sonra “/” -bölü.slash- imiyle verilen rakamlar o esmanın ism-i azam sırrını açığa çıkaran sayılar olup oldukça önemlidir, bu sayılarda aklın kavrayamayacağı sırlar vardır.
Esmanın ism-i azam sırrını açığa çıkaran sayılar bir topluluğa paylaştırılarak virt halinde yapılabilir. Sohbet için bir araya gelen topluluklar herhangi bir esmayı ism-i azam sırrını kapsayan ebcetsel sayıyla anıp dua etseler olağanüstü sırlar açığa çıkar.
Sözgelimi Rahman esmasının ism-i azam tecellisini ortaya çıkaran sayı 88.804'tür, bu sayı hatme katılanlara taksim edilip paylaştırılsa ve hatim bitiminde bu esma şefaatçi ve vasıta kılınarak dua edilse tecelli sırları zuhur eder.
ESMA-YI HÜSNA...
Esma-yı hüsna Yaratıcının zatını ve sıfatlarını belirten çeşitli kutsi kelimelerdir. Kutsal kaynaklarda geçen esmaların toplamı doksan dokuzdur. Bu adların dışında da Allah'ın binbir adı olduğunu söyleyen keşif ehli evliyalar olmuş. Esma-yı hüsna Allah'ın vahiy ve ilham yoluyla nebilere ve has zümrelere bildirdiği zat ve sıfat adları olarak da görülebilir.
ESMA-YI HÜSNALARIN VAZİFELİ RUHANİLERİ VAR...
Esma-yı hüsnanın Allah tarafından"görevlendirilimiş" ruhanileri var. Bunlar cinniler, melekler taifesinden de olabilmektedir. Esma-yı hüsnadan herhangi biriyle yoğun olarak Allahı zikredenlere o esmanın görevlileri olan ruhaniler yardıma gelirler. Bunlar cinniler, melekler taifesinden de olabilirler. Hiçbir esma-yı hüsna yok ki onun görevli ruhanileri olmamış olsun. Bu Kuran-ı Kerim ayetleri ve süreleri için de geçerlidir.

RUHANİLER ESMA-YI HÜSNALARLA DÖNÜŞÜRLER...
Ruhaniler esma-yı hüsnanın sırrına mazhardırlar. Kendi yaşam kanunlarında Allah'ın dilediği sınırlar çerçevesine çıkmadan değişip dönüşebilmeye ruhanilerin selahiyetleri var. Kendi hayat kanunlarının dışına çıkmak için kullandıkları çeşitli kelimelerle şekilden şekile girebilirler. Bunun için de çok ağır bir bedel öderler. Değişip dönüşümün kanun dairesini zorladıklarında bu onların sonu olur. İnsan, kuş, kelebek, böcek, yılan, örümcek, kedi, keçi vb. hayvanların şekline girebilirler. Genellikle hiç beyazı olmayan kedi ve köpek; şeytani cinnilerin görselliği, tecellisi olarak kabul edilir.

RUHANİLER ELDE EDİLEBİLİR...
Sufizm yolundaki velilerin, evliyaların emrinde bulunan ruhaniler vardır. Allah, ihlasla kendini anan sufilerden çoğuna armağan olarak ruhaniler verir. Kimileri bunların farkında olur kimileri olmaz. Ruhanilerden birini elde edenler sonsuz sevinç içinde kalırlar. Elde edilen ruhaniler dünya ve ahirette yardımcı olurlar. Kur'anda ve esma-yı hüsnanın sır bahçelerinde onları elde etme, onlardan yararlanma yolu açık bırakılmış. Esma-yı hüsnalardan usulünce yararlanırsa ruhanilerle iç içe olunabilinir. Hatta onlar istihbaratta, tıpta, iletişimde ve benzeri sahalarda kullanılabilir.
BİAT ALMADAN, İZİNSİZCE ESMAYLA RİYAZET YAPMAK TEHLİKELİDİR...
Sufizm okullarından selahiyetli bir gavsın ya da insan-ı kamilin elinden biat almadan esma-yı hüsnayı çalışanlar kendi başlarına riyazet yapıp ruhani alemleri fethi amaçlayanlar cinni şeytanların ağına düşerler. Onlara yem olurlar. Sufizm yoluna girerek biat almayanlara esma-yı hüsnanın ruhanileri de asla gelmez. O yollara girmeden velayet elde etmek tehlikeli sonuçlar doğurur. Biatsız esma-yı hüsna çalışanların, kendi başlarına riyazetler yapanların çoğu ya yoldan saparlar ya da cine şeytana maskara olan zavallı birer medyum olurlar. Esma-yı hüsnayla rizazet yapmak için selahiyetli birinden icazet almak gerekir, aksi halde çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir.
ESMA FITRATA, AMACA UYGUN OLMALIDIR...
Her insan esmaya mazhar yaratılmıştır. Nasil ki parmak izleri ve yüz ayrı ayrıysa aynen öyle de her insanın yaratılışında esma faklılığı vardır. Kimi Rahman, kimi Vedüd, kimi Muhyi ,kimi de Celil fıtratlıdır. İnsanların anlaşmazlıklarının temelinde de esma farklılığı vardır. Çalışılan esma amaca uygun olmayınca beklenen yararlara ulaşılmaz. Sözgelimi bir insan düşünün vesvese onun kaderi olmuş adeta... Hergün vesveseden ölüyor. Bu insan, "Ya Rauf" çalışırsa ne olur? Amacına ulaşmamış olur. Çünkü Rauf esmasının vesveseyi izaleye dahli yoktur.
Esma-yı hüsnanın her biri ayrı ayrı tecelliye sahiptir. Bir tecelli diğerine karışmaz. Vesveseden helak olanların çalışması gerekli olan esma "Ya Kuddüs" dür. Çünkü bu esma vesveseyi yakıp yok eden her türlü kiri pası temizleyen bir tecelliye sahiptir. Yine bir insan düşünün nereye gitse ne yapsa hep hakarete maruz kalmaktadır. Evde, sokakta, işte hep aşağılanmaktadır. Bu insan "Ya Hayy" çalışmaya başlarsa ne olur? Amacına uygun bir esma seçmiş olmaz. Yine, her yerde horlanıp durur. Oysa böyle biri "Ya Aziz" esmasını çalışsa bunu da ebcetsel sayı çarpımıyla yapsa kırk gün geçmeden izzetli, el üzerinde tutulan biri haline gelir. Bu, doğru çektiği esmanın tecellisi neticesinde açığa çıkan bir şeydir. Sufilerin seyr-i sülukta başarısız olmalarının temelinde de fıtratlarına uygun esmayı çalışmamaları yatar. Sözgelimi bir sufinin yaratılış fıtratı; atak, girişimci, tuttuğunu koparan dışa dönük olsun. Bu sufi "Ya Halim" çalışırsa fıtratına aykırı bir esma seçmiş olur. Bu sufi "Ya Seri'u" çekse seri bir şekilde yol alır. Hayret edilecek sonuçlar ortaya çıkar. Her gıda her insana yaramadığı gibi, her esma da herkese yaramaz. Esmaların hepsi şifalı ilaçlara benzerler. Ama insan kendi hastalığına uygun ilaç alıp doğru esmayı çekebilmelidir... Aksi halde beklenen yararlara ulaşılamaz.
Eğer sizin düşmanlarınız çoksa ,her gün birileri size sataşıp duruyorsa yüz milyon defa "Ya Rezzak" çekseniz ne olur? Hiçbir şey... Çünkü bu esma, düşmanlara karşı bir tecelli açığa çıkarmaz. Sadece helal rızk getirir, hepsi bu... Ama "Ya Muntakim" diye zikrederseniz daha bir kaç hafta geçmeden düşmanlarınızın herbiri müthiş bir felakete düşüp sille yer. Bunu da "Muntakim" esmasının tecellisi yapar. İnsan ihtiyaç sahibidir ve hastadır. Esmaların hepsi de birer şifalı ilaçtır. Bir insan gereksinimine göre değişik değişik esmalar çalışabilir. Özellikle Sufizm yollarına biat edenler özgüven içinde diledikleri esmaları çalışabilirler. Bu, onlara verilmiş birer icazettir, ruhsattır. Bunu, çok iyi anlamak lazım... Hiçbir insan yok ki Kur'anda kendine bakan bir süre ayet olmasın; hiçbir insan yok ki esma-yı hüsnadan kendine bakan bir esma olmasın... Bir insan kendi yaratılış fıtratına uygun düşen esmayla çalışmazsa yıllar geçse de hiçbir ilerleme sağlayamaz. Kul samimi olursa Allah bunu gönlüne ilham eder... Kalbi dinlemek kadar güzel bir şey yoktur. Kalp Allahı yansıtan bir ayna... Kalp ilahi sırra açılan bir pencere...
ESMANIN RUHANİLERİYLE BULUŞMAK...
Her esmanın "huddam" denilen ruhanileri "vazifelileri vardır. Bunlar bir esmanın ebcetsel sayı değeri kadardırlar. Sözgelimi "Azim" esmasının ebcetsel sayı değeri 1020'dir. İşte bu esmaya vaziyet eden bin yirmi adet azametli ruhani vardır. Bin yirmi meleğin emrinde de bin yirmi ruhani ya da cinni vardır. Ruhanilerden, cinnilerden, meleklerden oluşan bu görevliler esmanın tecellisine uygun bir esinle zikredene yardımcı olurlar. Zikreden esmaya aşıksa ve bunu aşkla yapıyorsa özellikle ebcetsel sayı değerine dikkat ediyorsa esmanın ruhanileri gelmeye başlarlar. Gece boyunca onunla irtibata girmeye çalışırlar. Ruhuna vücuduna evine bakışına sesine sinerler. Bu Sufizm yoluna biat etmenin özel bir kazanımıdır. Biat etmeyenler için bu ledün nimetleri kapalıdır.
Sufizm yolu dışında kalanların huddamlarla görüştüklerini sanmaları sadece bir yanılgıdır. Onlar cinni şeytanların oyuncağı olurlar. Bütün medyumlar da öyledirler. Tarikat sahasına biat edenler Allah tarafından korunma altında olurlar. Elde ettikleri de o dairenin ledünni bereket sırları olur. Bütün esmalar Allah'ın rızası, amaçlar, vesile ve vasıta kılınmak için yapılmalıdır. Her şeyin başı ihlastır. Allah'a, bir esmada aşık olana bütün ruhaniler de aşık olur. O dilemese de Allah kendini anan kulunu dilediğine sevdirir. Esma bitikten sonra "Yüce Allahım bu esmanın ruhanilerini bana musahhar kıl ve işlerime yardımcı ver." diye dua edene Allah tehlikesiz bir şekilde ruhanileri yollar. Ona yardımcı olmak için akın akın gelirler. Bu ise dehşet bir lütuftur. Bir sufunin o sahayı merak etmemesi Allah'ın açtığı böyle bir kapıyı yok sayması sadece cehalettendir. İnsan sünnet ve kuran dairesinde kalıp Allah'ın verdiği her türlü nimetten yararlanmalıdır. Bunu yaparken de yalnızca Allah'a dayanmalı ona yönelmelidir. Allah ruhanilerle bir sufiyi buluşturmuşsa bu çok özel bir sır olarak kalmalıdır. Aksi halde sırrı söylemek kimi zaman o sırrı bir daha görmemeye neden olabilir. Bu da acı olarak yeterli olan bir şeydir.
Sufilerin çoğu ruhani daireye sırt döndükleri için elli atmış yıl sonra bile yerlerinde sayıp kalmışlardır. Allah'ın özel olarak her esmaya atadığı ruhaniler kimi cahil ve softa müritlerce iyi gözle görülmemektedir. Onlardan uzak kaldıkları için de yerlerinde sayıp durmaktadırlar. Öyleyse esmaların ruhanileriyle buluşmak onları yardımcı olarak istemek için dua etmeli Allah'a yakarmalıyız. O dünyanın nimetleriyle Allah bizi buluşturmuşsa bunu örtüp gizlemeli sinemizde ötelere götürebilmeliyiz... Kim ki hak bir tarikata intisap etmemiştir, hak bir mürşidin elinden biat almamıştır, onun esmaların ruhanileriyle buluşması yardımlaşması sadece bir zan ve hayaldir. O kapı kapalıdır. Esmaların ruhanileriyle buluştuğunu sananlar da cinni şeytanların maskarası, kuklası olan zavallılardır... Ruhanilerle buluşmak için İmam Ali Hazretleri Celcelütiyesinde Allaha yakarır... Emrine ruhani ifritler vermesini diler... Aynı dilek Nakşibendi tarikatının kurucusu İmam Bahaüddin Nakşibent hazretlerinin Evrad-ı Bahaiyye Azimetinde açıkça görülebilir. İmam Ahmet Buni,İmam Yafii, Seyyit Emir Sultan gibi binlerce evliya bu sırları içeren ledünni bilgiler aktarmışlardır. Yani ruhu ergin olana, bu yollar, Allah'tan esmanın ruhanilerini kendine musahhar edilip yardımcı verilmesini dilemek, ism-i azam sırlarındandır.
DUA İÇİN UYGUN ESMALAR SEÇİLMELİDİR
Dua bir müminin kulluk borcudur ve onun sonsuz gücüdür. Dua her şeyin sahibi olan Allah'ı hatırlama ona yakarmadır. Dua inanarak yapılırsa kaderi bozar. En tehlikeli hastalıklar bile inanarak yapılan duayla yok olup gider. Duada çok büyük sırlar var. Dua için başta bir miktar estağfurullah çekilmeli (70), sonra da efendimize salatu selam getirilmeli (11), ardından neye ihtiyacımız varsa o esma ya da esmalar seçilmelidir. Sonra da esmanın ebcetsel sayı toplamınca lailahe illallah demeli, esmayı çekerek Allah'a yakarmalıdır. Dua için uygun esma bulunursa seri bir şekilde sonuç alınır. Esma ve dua bitince yine bir miktar istiğfar çekilir, bir miktar selatu selam söylenir. Ardından fakire bir miktar sadaka verilir. Sözgelimi vesveseyle helak olan biri yetmiş istiğfar, on bir selavattan sonra Kuddüs esmasını ebcetsel sayı değerince 170 defa "Lailaheillallahul Kuddus" çekip vesveseyi Allah'tan yok etmesini dileyip" buna kırk gün kadar devam etmelidir. Vesvesenin nasıl söndüğüne tanık olunacaktır. Hasta olan biri yine başta 70 istigfar, 11 selavat çekip niyet ederek 422 defa "lailahe illallahul Şafi" virdini kırk gün çekip Allah'a yakarırsa şifa bulacağı vesileler önüne çıkar.

DUA ve ESMA YOĞUNLAŞILARAK YAPILINCA ETKİLİ OLUR...

Dua ya da tarikat virtleri inanarak, yoğunlaşılarak yapılmadığı zaman beklenen yararlar ortaya çıkmaz. Dua edecek olan kişi haram lokma yememeli, gıybet etmemeli ya da dinlememelidir. Bu arada dinde icat edilen bidat muamelelere girmemeli, buna taraftar olmamalıdır. Şans oyunlarından, faizden, kalp kırmaktan uzak durmalıdır. Dua zamanı için yatsı sonrası ya da sabah namazı farzıyla sünneti arası kırk gün aksatılmadan duaya devam edilmelidir. Dua edecek kişi ilk önce temiz bir elbise giymeli abdestli olarak kıbleye karşı oturmalı birinci aşamada gözler kapalı bir şekilde kalbinde dünyaya ait ne varsa ondan uzaklaşılmalıdır. İkinci aşamada kendisini ölmüş bilip toprağın altında mahvolmuş, şanı şöhreti gitmiş şekilde düşünmelidir, buna da beş dakika devam edilmelidir. Sonra Allah'ın nurunu tecellisini sağanak sağanak yağan bir yağmur gibi düşünüp kendini de o yağmur altında ıslanıyor diyerek fikrederek yetmiş istiğfar, on bir selavat söylenip niyet edilerek "Lailahe illallah" zikriyle ihtiyaç duyulan dua esması ebcetsel sayı değerince söylenip bu isimler şefaatçi ve vasıta kılarak dua edilirse daha yedi gün geçmeden güzel sonuçlar ortaya çıkar. Bu muameleye kırk gün kadar devam edilmelidir. Dileyen vekaleten birine de dua ettirebilir. Duanın sonunda bir miktar sadaka fakire verilmeli ve sabra çekilerek dua sonucu beklenmelidir. Allah duayı üç türlü kabul eder: Ya isteneni verir. Ya isteneni vermez daha hayırlısını verir. Ya da duayı ahiret hesabına kabul eder. Gerekirse bu muamele tekrarlanır, duada ısrarlı olmak gerekir. Allah duaya mutlaka icabet eder. Tarikatlardaki sufilerin yıllar içinde ilerleme göstermeden aynı yerde kaldıklarına sıklıkla tanık olunur. Kimi tarikat ehlinin yıllar sonra bile başladığı yerde kalması virtleri yukarıda belirtilen şekilde yapmamayla ilgilidir. İnanarak yoğunlaşarak yapılan dua ism-i azam sırrını açığa çıkarmada oldukça etkilidir. Tarikat ehili bir sufi yoğunlaşabildiği ölçüde yol alır. Yoğunlaşmak öte alemle irtibata geçmenin anahtarıdır. Ötelerle irtibata geçenlere fetih ve sır kapıları açılır. Aksi halde hiçbir ilerleme kaydedilmez. İsterse yetmiş yıl geçsin, her gün de yirmi bin esma çekilsin... Değişen hiçbir şey olmaz. Sadece virdin sevabı alınır hepsi bu... Yetmiş yıl önce nereden başlanmışsa yetmiş yıl sonra da aynı yerde kalınır. Bu durum Kur'an okunurken, namaz kılarken de geçerli olan bir muameledir. Velayet ya da dua kabulü çekilen esmanın tecellisinin açığa çıkması sırrıyla ilgilidir, bunun için de inançla yoğunlaşıp virtleri yapmak şarttır.

VEFKLERİN HAZIRLANIŞI


VEFK ÖRNEĞİ (HAZIRLANIŞI)

30 Haziranda doğmuş bir genç kız yaşı geldiği halde hayırlı bir evlilik yapamamıştır ve Dualarının çabuk kabul edilmesi için bütün Esma-ül Hüsnaların tecellilerini kendinde barındırın isim olan Allah(CC) ismi şerifinden yardım istemektedir.

Yapılacak şey, Allah(CC) ismi şerifinin en çabuk etki eden 3'lü bir vefkini yapmak ve kıza taşıtmak sonra, ismi gerekli saatlerde, gerektiği adette okumaktır.

Vefke başlamadan önce kitabın başındaki vefk yaparken, havas, dua ve esma okurken dikkat edilecek hususları bir daha okumak gerekir. Daha sonra bize lazım olacak bütün bilgileri gerekli olan tablolardan alıp vefki yapmaktır.

1. Vefk yapılacak kişi Yengeç burcundandır. Ne tür bir vefk yapılacağı, hangi gün ve hangi saatte yapılacağı ve Esmanın ne zaman okunacağı bu özellikten anlaşılır.

2. Burcunun özelliği Su'dur. Üçlü vefkin suya ait olanın yapılması gerektiği anlaşılır.

3. Burcunun yönetici gezegeni Ay'dır. Vefkin ay saatinde yapılacağı, okunacak esmaların ya da duaların Ay saatine denk getirilmesi gerektiği anlaşılır.

4. Burcunun günü Pazartesi günü, gecesi Salı gecesidir Vefkin pazartesi günü ya da salı gecesi ay saatinde yapılması, gerektiği anlaşılır.

5. Vefki Pazartesi günü ya da Salı gecesi Ay saatinde yapılabilir. Biz Salı gecesini seçersek (Pazartesi günü akşamına denk gelir) o günün iyi ve kötü hizmetlisi olan Cebrail ve Ebyad isimlerinin yeminde anılması gerektiği anlaşılır.

6. Yönetici gezegeni Ay ve vefk ay saatinde yapılacağı için Ay'a ait bir tütsü seçilmesi gerektiği anlaşılır. Hayırlı iş olduğu için güzel koku olan Sandal'ı seçelim.

7. Vefki salı gecesi yani pazartesi akşamı hangi saate yapacağını bulmak için 23 Ekim 2007 Salı İstanbul için Gezegen Gece saatlerini bulmak için 22 Ekim 2007 Pazartesi güneşin batış saati ile 23 Ekim 2007 Salı günü güneşin doğuş saatini alacağız.

Akşam : 18:24 – 00:10 = 18:14 Güneşin batış saati. 22 Ekim
Güneş : 07:17 + 00:07 = 07:24 Güneşin doğuş saati. 23 Ekim

Güneşin batışından doğuşuna kadar olan saati dakikaya çevirdik ve 790 dakikadır. 790 / 12 = 65:8333 yukarı olan tam sayıya yuvarladık ve 66 dakika yaptık.

Güneşin battığı 18:14'e 66 dakika ekleyerek devam edersek 20:26'den 21:32'e kadar olan zamanın Salı gecesinin 3 üncü saatinin birinci ay saati ve 04:08'den 05:14'e kadar olan zamanın Salı gecesinin 10 uncu saatinin ikinci Ay saati olduğunu buluruz ve vefki bu saatlerden birinde yapmamız gerektiğini anlarız. Daha geç yapmamız lazım ki doğrusu da budur onun için 10 uncu saatte yaparız.

8. Dua, havas ve esma okurken dikkat edilecek hususlarla vefk yaparken dikkat edilecek hususlara uyarak, sandal tütsümüzü yakar, İsraf'ı ( Men Etme ) Ayet el Kürsi'leri okur Salı gecesi saat 04.08'te başlar Allah(CC) ismi şerifinin suya ait üçlü vefkini aşağıdaki gibi çizeriz.



En küçük sayıdan başlayarak vefki yazdık sağdan sola, yukarıdan aşağı ve bir köşeden diğer köşeye olan sayıları topladık eşit çıktı o zaman vefki doğru yazdığımızı anladık.

9. Vefki yazdıktan sonra 8 derecesinin sayısal değerlerini ve hizmetlilerinin isimlerini bulmak için
Önce vefkin derecelerinin sayısal değerlerinin bulalım. Vefkin hizmetlilerini bulma usulünde belirttiğimiz gibi 1 inci derecenin sayısal değerinden 41, 316 veya 319 sayılarını çıkarmak mümkün olmadığı için, bütün sayılara 361 sayısını ekleyeceğiz.

1 inci derece : 18 + 361 = 379
2 inci derece : 26 + 361 = 387
3 üncü derece : 44 + 361 = 405
4 üncü derece : 66 + 361 = 427
5 inci derece : 198 + 361 = 559
6 ıncı derece : 264 + 361 = 625
7 inci derece : 528 + 361 = 889
8 inci derece : 13728 + 361 = 14089

İyi hizmetliler için bu değerlerden 41 sayısını çıkaralım

1 inci derece : 379 – 41 = 338
2 inci derece : 387 – 41 = 346
3 üncü derece : 405 – 41 = 364
4 üncü derece : 427 – 41 = 386
5 inci derece : 559 – 41 = 518
6 ıncı derece : 625 – 41 = 584
7 inci derece : 889 – 41 = 848
8 inci derece : 14089 – 41 = 14048

Bulduğumuz sayıları matematiksel hanelere ayıralım ve 18 nolu Ebced tablosundaki karşılıklarını yazalım ve sonuna takısını ekleyelim.

1 inci hizmetli için : 300 – 30 – 8 = (ŞE–LE–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ilk isim (ŞELHAYİL) olur.

2 inci hizmetli için : 300 – 40 – 6 = (ŞE-ME-VE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (ŞEMVAYİL) olur.

3 inci hizmetli için : 300 – 60 – 4 = (ŞE-SE-DE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda üçüncü isim (ŞESDAYİL) olur.

4 inci hizmetli için : 300 – 80 – 6 = (ŞE-FE-VE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda dördüncü isim (ŞEFVAYİL) olur.

5 inci hizmetli için : 500 – 10 – 8 = (SE-YE-HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda beşci isim (SEYHAYİL) olur.

6 inci hizmetli için : 500 – 80 – 4 = (SE–FE–DE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda altıncı isim (SEFDAYİL) olur.

7 inci hizmetli için : 800 – 40 – 8 = (DA–ME–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (DAMHAYİL) olur.

8 inci hizmetli için : 10 – 4 – 1000 – 40 – 8 = (YE–DE–ĞA–ME–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (YEDĞAMHAYİL) olur.

10 . Oluşturulacak Vefkin daha tesirli olması için Vefkin etrafına 4 büyük melek olan Cebrail(AS) İsrafil(AS) Azrail(AS) Mikail(AS) ın adlarını sırasıyla yazarız.

Bu vefki bizi devamlı rahatsız eden, bize eziyet eden, kötülük yapan komşumuzu evinden çıkarmak için ya da devamlı zulüm gören kendisini zinaya zorlayan kocasını karısından ayırmak için yapıyor olsaydık sonlarına (yuşin) takısı eklediğimiz iyi işlerde görevlendirmek için kötü hizmetlilerin adını bulup onları Allah(CC) izniyle işimize yönlendirecektik.

Bu vefki bizi öldürmeye and içmiş düşmanımızın helaki için yapmış olsaydık sonuna (tayşin) takısı eklediğimiz kötü işlerde görevlendirmek için kötü hizmetlilerin adını bulup onları Allah(CC) izniyle işimize yönlendirecektik.

11. Vefkin çizimini tamamladık şimdi Yemini oluşturalım



YEMİN

Yeminin Türkçesi

Ey Cebrail, sana selam olsun ey İsrafil, sana selam olsun ey Azrail, sana selam olsun ey Mikail, sana selam olsun ve ey bu vefkin vekilleri ve hizmetlileri olan Selhayil, Şemvayil, Şesdayil, Şefvayil, Seyhayil, Sefdayil, Damhayil ve Yedğamhayil size en yüce Meleklerin adı olan Cebrail(AS), Azrail(AS), Mikail(AS) ve İsrafil(AS) adına ve Allah(CC) ismi A'zamı üzerine yemin ediyorum, beni duyun, davetime cevap verin ve bu günün hizmetlisi olan Cebrail ve yardımcısı Ebyad'ı çağırın beraber bana vekalet edin ve bana hayırlı ve mutlu bir evlilik yapmam için yardım edin Peygamberimiz Muhammed'in (SAV) hakkı için Allah'ın(CC) salatı ve selamı geceler ve gündüzler boyunca haşir ve karar gününe kadar onun üzerine olsun. Anında, anında, anında, acilen, acilen, acilen, saatinde, saatinde, saatinde.

Yeminin Arapçası



Yeminin Arapçasının Türkçe harflerle yazılışı

Ecibu ya Cibril aleyke esselam ve ya İsrafil aleyke esselam ve ya Mikail aleyke esselam ve ya Azrail aleyke esselam ve ecibu ya muekkiline bi hazel vefk Selhayil, Şemvayil, Şesdayil, Şefvayil, Seyhayil, Sefdayil, Damhayil ve Yedğamhayil aksemtu aleykum bi Melaiketül A'zam, esmeu ve ecibu da'veti ve ahderu hadim hazel yevm Cebrail ve hadimehu Ebyad ma'en en tehduru makami ve takdeu haceti ve hiye Zevacel mesu'd ve bil hayr bi hakki Allah(CC) ve bi hurmeti nebiyyine ve seyyidine Muhammedin Sallallahu Tea'la aleyhi ve sellim madamal leyli ven nehar ila yemil haşri vel karar. El vahen, El vahen, El vahen, El acele, El acele, El acele, Es saete, Es saete, Es saete.

12 . Düzenlediğimiz Yemini okuruz, vefk'i Sandal tütsüsü ile tütsüleriz ve katlarız üzerimizde taşımaya başlarız ve Allah(CC) İsmi Şerifini seçtiğimiz Ay saatinde vefkin adedi olan 66 sefer istediğimiz olana kadar okuruz .

14 Ekim 2011 Cuma

KURAN'IN MATEMATİKSEL MUCİZELERİ

KURAN'DAKİ DİKKAT ÇEKİCİ SAYILAR
Bu bölüm Ahmet Maraşlı'nın, Kuran'da Sırlı Diziliş, (Okul Yayınları, İstanbul, 2003) kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.
  1. HZ. MUSA İLE 40 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
  2. TAŞTAN 12 PINAR FIŞKIRMASI
  3. ÜÇBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
  4. BEŞBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
  5. 12 GÜVENİLİR GÖZETLEYİCİ GÖNDERİLMESİ
  6. HZ. MUSA İLE 30 GECE VE 10 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
  7. 12 TOPLULUK VE TAŞTAN FIŞKIRAN 12 PINAR
  8. ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISININ 12 OLMASI
  9. 70 DEFA BAĞIŞLANMA DİLEME
  10. YILLARIN SAYISINI VE HESABI BİLME
  11. BENZER 10 SURE GETİREMEMELERİ
  12. HZ. YUSUF'UN RÜYASI VE 11 YILDIZ
  13. İNSANDAKİ KROMOZOM SAYISI
  14. PETEKTEKİ AÇILAR
  15. KEHF EHLİ VE MAĞARADA 309 YIL KALMALARI
  16. HZ. MUSA'NIN DOKUZ MUCİZESİ
  17. ŞEHİRDEKİ DOKUZLU ÇETE
  18. 99 KOYUN DAVASI
  19. YEDİ GÖK
  20. ON GECEYE YEMİN

Bu bölümde, içerisinde sayısal bir ifade geçen sureler üzerinde yapılan, çeşitli hesaplama sonuçları sunulmaktadır. İlgili surelerde farklı hesaplar sonucunda elde edilen aynı rakamlar, son derece dikkat çekici boyuttadır. Bu çalışmada surelerdeki hece ve harf adetleri, harf çeşitleri, ebced değerleri gibi çeşitli yönlerden hesaplamalar aktarılmakta ve ortaya çıkan sayılardaki şaşırtıcı benzerlik ortaya konmaktadır.

Kuran-ı Kerim anlam bakımından hikmet ve ilim üstünlüğünün yanı sıra, sayısal olarak da zengin ve olağanüstü düzenler içindedir. Nebe Suresi'nin 29. ayetinde Rabbimiz "... Biz, herşeyi yazıp saymışızdır" buyurmaktadır. Cin Suresi'nin 28. ayetinde ise "
... (Allah) herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir" buyrulmaktadır. Kuran-ı Kerim'le ilgili elde edilen mucizevi sayısal düzenler, aynı zamanda Yüce Rabbimiz'in "sonsuz da olsa, herşeyin sayısını bilen" anlamına gelen "Muhsi" isminin bir tecellisidir.

HZ. MUSA İLE 40 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (Bakara Suresi, 51)
  • "40 gece" anlamına gelen "erbaine leyleten" ifadesinden itibaren, ayet sonuna kadar olan harf adedi 40.
  • Ayette "erbaine leyleten" (40 gece) ifadesine kadar olan noktalı harflerin ebced değeri 40. (En küçük ebced hesabıyla)
  • Bu konu, Kuran'da ilk olarak, Bakara Suresi'nin 40. ayetinde başlamaktadır.
  • Bu konunun başladığı 40. ayetin hece adedi 40.1

Ayrıca:
  • "Erbaine leyleten" (40 gece) konusu ile ilgili ayetler açık olarak, Bakara Suresi'nin 51. ayetinden başka, Araf Suresi 142. ayetinde geçmektedir. İşari olarak ise yine Araf Suresi'nin 143. ve 155. ayetlerinde zikredilmekedir.
a) Bu ayetler arasındaki sureler şunlardır: "Bakara Suresi", "Al-i İmran Suresi", " Nisa Suresi", "Maide Suresi", " Enam Suresi", "Araf Suresi".
Bu sure adlarındaki toplam hece adedi tam 40'tır.
(Su-re-tü'l-Ba-ka-ra-ti, Su-re-tü A-li İm-ra-ne, Su-re-tü'n-Ni-sa-i, Su-re-tü'l-Ma-i-de-ti, Su-re-tü'l-En'a-mi, Su-re-tü'l-A'ra-fi)
b) Surelerin isimleri olan "El-Bakara", "Al-i İmran", "En-Nisa", "El-Maide", "El-En'am", "El-A'raf", kelimelerindeki harf adedi de 40'tır.



TAŞTAN 12 PINAR FIŞKIRMASI
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
  • Ayette "oniki" anlamına gelen "isneta aşrate" ifadesine kadar olan kelime adedi 12.
  • "(Taştan) 12 pınar fışkırdı" anlamına gelen "infeceret minhu isneta aşerete aynen" ifadesindeki noktalı harf adedi 12.
  • "İnfeceret minhu isneta aşerete aynen" ifadesinde kullanılan harf çeşidi de 12'dir. 2
 

ÜÇBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
Sen mü'minlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üçbin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun. (Al-i İmran Suresi, 124)
  • "Meleklerden üçbin" anlamına gelen    "selaseti alafin min elmelaiketi" ifadesinin ebced değeri üçbindir. (Büyük ebced hesabıyla)


BEŞBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beşbin kişiyle yardım ulaştıracaktır. (Al-i İmran Suresi, 125)
  • Ayette "melekler" anlamına gelen "el-melaiketi" ifadesinin ilk harfine kadar olan harflerin ebced değeri beşbindir. (Küçük ebced hesabıyla)
 

12 GÜVENİLİR GÖZETLEYİCİ GÖNDERİLMESİ
Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır." (Maide Suresi, 12)
  • "12 güvenilir-gözetleyici" anlamına gelen "isney aşera nakiba" ifadesindeki harf adedi 12'dir.
  • Ayetin başından "isney aşera" (oniki) ifadesine kadar, surenin ismi olan Maide kelimesinde geçen harflerin tekrarlanışı: 12. 3
  • Ayet numarası 12.
  • Ayetin ilk ve son harflerinin ebced değeri 12'dir. (En küçük ebced hesabıyla)4

HZ. MUSA İLE 30 GECE VE 10 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi. (Araf Suresi, 142)
  • "30 gece" anlamına gelen "selasine leyleten" ifadesinden itibaren, ibare*  sonuna kadar olan hece adedi 30.5
  • "Selasine leyleten" (30 gece) ifadesinden sonra ayet sonuna kadar, "selasine leyleten" ifadesine ait harf adedi 30.6
  • "Selasine" (30) kelimesinden itibaren, ibare* sonuna kadar olan hece adedi 30.7
  • Ayette "selasine" (30) kelimesinden sonra ayet sonuna kadar, surenin mukataa harfleri olan "elif, lam, mim, sad" harflerinin kullanım sayısı 30'dur.8
  • Ayette "aşr" (10) kelimesine gelinceye kadar olan noktalı harflerin harf adedi 10.
  • "Aşr" (10) kelimesinden sonra ibare* sonuna kadar olan noktasız harf adedi 10.
  • "Aşr" (10) kelimesi, Araf Suresi'nde sondan başa doğru 10. sayfada bulunmaktadır.
  • Ayette "aşr" (10) kelimesine gelinceye kadar, surenin mukattaa harfleri olan "elif, lam, mim, sad" harflerinin kullanım sayısı 10'dur.9
  • "Ve ona bir on daha ekledik" anlamına gelen "ve etmemnaha biaşrin" ifadesinde kullanılan harf çeşidi 10'dur.10
 

12 TOPLULUK VE TAŞTAN FIŞKIRAN
12 PINAR
Biz onları (İsrailoğulları'nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Araf Suresi, 160)
  • Ayette "isnetey aşrate" (oniki) ifadesine kadar, "isnetey aşrate" ifadesindeki harfler 12 defa geçmektedir.11
  • "İsnetey aşrate" (oniki) ifadesinden itibaren ibare* sonuna kadar kullanılan harf çeşidi 12.12
  • "İsneta aşrate" (oniki) ifadesinden itibaren ibare* sonuna kadar, "isneta aşrate"nin harfleri 12 defa geçmektedir.13
  • "İsnetey aşrate" (oniki) ile "isneta aşrate" (oniki) arasında, bu kelimelere ait harflerin bulunduğu kelime adedi 12.15
  • Bulunduğu ibarede, "isneta aşrate ayna" (oniki pınar) ifadesine kadar kullanılan harf çeşidi 12.16
 

ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISININ
12 OLMASI
Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (Tevbe Suresi, 36)
  • Ayette "isna aşera" (oniki) ifadesine gelinceye kadar olan hece adedi tam 12'dir.
  • "İsna aşera" (oniki) ifadesinden sonra ibare*  sonuna kadar olan noktalı harf adedi de 12'dir.
 

70 DEFA BAĞIŞLANMA DİLEME
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 80)
  • "Seb'ine merraten" (yetmiş kere) ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan harf adedi 70.17
  • "Seb'ine merraten" (yetmiş kere) ifadesinden itibaren ibare*  sonuna kadar kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri 70'tir.18 (En küçük ebced hesabıyla).
  • Bu ayetteki noktasız harf adedi 70'tir.19
 

YILLARIN SAYISINI VE HESABI BİLME Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. (Yunus Suresi, 5)
Bir Hicri ay ise ancak 29 gün veya 30 gün çekebilir. (Bunun dışında da bir ihtimal yoktur.)
  • Kameri ay 29 veya 30 gündür. Ayette "yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur" anlamına gelen "kadderahu menazile lita'lemu adede'ssinine velhisab" ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi 29.
  • "Ay" anlamına gelen "El-Kamer"in ebced değeri 29'dur. (En küçük ebced hesabıyla)
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, herşeyi yeterince açıkladık. (İsra Suresi, 12)
Bir Hicri yıl 354 ya da 355 gün çekmektedir. (Bunların dışında bir ihtimal yoktur.)
  • "Yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için" anlamına gelen "lita'lemu adede'ssinine vel hisab" ifadesine gelinceye kadar olan harflerin ebced değeri 354. (En küçük ebced hesabıyla)

BENZER 10 SURE GETİREMEMELERİ
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Hud Suresi, 13)
  • Bulunduğu ibarede "aşri" (on) kelimesine kadar kullanılan harf çeşidi 10.20
  • Ayette "aşri" (on) kelimesine gelinceye kadar olan noktalı harf adedi 10.21
  • Ayette "yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure" anlamına gelen "biaşri süverin mislihi müftereyatin" ifadesine gelinceye kadar olan hece adedi 10.22
  • "De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin" anlamına gelen "kul fe'tu biaşri süverin mislihi müftereyatın" ifadesindeki noktalı harf adedi 10.
  • "Onun benzeri 10 sure" anlamına gelen "aşri süverin mislihi" ifadesindeki harf adedi 10.
  • "Aşri süverin mislihi" (onun benzeri on sure) ifadesinden sonra ayet sonuna kadar olan kelime adedi 10.
  • "Onun benzeri on sure" anlamına gelen "biaşri süverin mislihi" ifadesinde kullanılan harf çeşidi 10.23
  • Ayette "aşri süverin" (on sure) ifadesine kadar, "aşri süverin" ifadesindeki harfler 10 defa geçmektedir.24