Bu Blogda Ara

4 Şubat 2012 Cumartesi

ESMA-ÜL HÜSNA VE SIRLARI

ESMA-YI HÜSNANIN SIRLARI
Bu çalışmamızda esma-yı hüsnaları konu aldık. Esma-yı hüsnalardan nasıl yararlanılması gerektiği üzerinde durduk. Sufizm yolunda seyr-i süluk edenlerin neden amaçlarına ulaşamadıklarını irdeledik. Sufizm yolunda bulunanlardan çoğunun elli altmış yıl sonra bile amaçlarına ulaşamadıkları bir gerçektir. Kimileri da çıktığı yolculuğu bitirmeden düşüvermiştir toprağa.Bu durum, esmayı fıtrata amaca uygun çalışmamaktan başkaca ne olabilir ki? Sufilerin kimileri "kelime-yi tevhit, Allah esması, selavat ve istiğfarla" bütün yolları katedeceklerini sanmışlar.Oysa durum hiç de öyle değildir. Seyr-i süluk esnasında "Hayy, Hu, Hakk,Kahhar" gibi esmaları çalışmak da söz konusudur. Ayette, hadiste, evliya beyanında diğer esmaları çalışmaya bir yasak olmamasına karşın; başka başka esmalarla zikretmeyi tarikat adabı dışında bir muamele olarak görmüşlerdir. Adeta Allah'ın esmasına yasak koymuşlardır. Oysa ayette ister Allah'a isterse Rahmana dua edin denilerek kullara bütün esmaların istifadeye açık olduğu müjdelenmiştir. Efendimiz esmaları sayanların cennete gideceklerini müjdelemiştir. İnsanın istekleri, ihtiyaçları sınırsızdır. Allahın kuvvet ve kudreti de öyle.
Allah'ın esmaları renk renk olan lazer ışınlarına benzer. Kulun muratları bu ışınlarla buluşma neticesinde dönüşür açığa çıkar. Allah'tan sevgi isteyen bu amaçta olan birininin "Kahhar" esmasının ışınıyla tecellilenmesinin hiçbir yararı ve mantığı yoktur. Sadece sevap alır bu esmayı çalışan. Hepsi bu... Bir de Kahhar esmasının tecelli nimetlerini.. İnsan, bilmediği şeyin düşmanıdır. Çoğu insan esmaların ruhanisi olduğunu bilmez. Bunlarla irtibata da iyi gözle bakmaz. Oysa durum hiç de öyle değildir. Esmanın ruhanilerini çağırmak onlardan yararlanmak sünnet dairesinde kalanlara açık bırakılmıştır. Oysa kimi sufiler bunu medyumluk ya da cindarlık olarak yaftalama yolunu seçmişlerdir. Esmaya müvekkel melekler vardır. Hem de ordular halinde... Bir insanın ihlas dairesinde kalıp esma-yı hüsnanın ruhanileriyle buluşması utanılacak değil; aksine çok çok onur duyulacak bir iştir. Esmaların ruhanilerini çağırı dualarını tertip eden evliyalar bu sırları ifşa etmişlerdir. Nereden bakılırsa bakılsın esma-yı hüsnalarda çok büyük sırlar var. Malesef, esma-yı hüsna üzerine yazılan çoğu bilgiler özendirici olmaktan ve bilimsellikten oldukça uzaktır. Bu da insanları esma-yı hüsnalardan uzaklaştırmıştır; onları zikretmekten uzaklaştırmıştır.
Bu araştırma; yaratılış amaçlarına uygun esmayı bulup çalışmaları, Allahın esmalarını sevip zikretmeleri için kardeşlerimize bir armağandır. Kardeşlerimiz dairesi ise hem çok özel hem de çok geneldir. Her esma-yı hüsna lazer ışını gibi bir ışına sahiptir. Bu ışından, o esmayı doğru çalışarak yararlanabiliriz. Esmadan gelen ışınla yollar aşılır, sırlar açığa çıkar amaçlara ulaşılır. Bu amaçla araştırmamızda esma-yı hüsnasındaki hikmetleri elimizden geldikçe açıklayıp istifadeye sunduk. Başarı ve hidayet Allah'tandır...
Dr. Ferhat ÖZDEMİR
HAFTANIN GÜNLERİNE BAKAN VAZİFELİ RUHANİLER VAR...
Sufizm yolunun havassına mazhar kimi evliyalar vardır: Ahmed Ziyaüddin Gümüşanevi, Muyyiddin İbn-i Arabi, İmam Ahmet Bin Ali El-Buni Hazretleri, İmam Yafii gibi... Bunlar, haftanın günlerine bakan ruhanilerin varlığına işaret etmişler, onların çağrı dualarını ve sırlarını açıklamışlardır. İmam Yafii Hazretleri yedi günün ruhani vazifelilerinin adlarını o günün esmasını ve harfini vererek büyük sırra dikkat çeker. Bu yedi harften herbiri haftanın bir gününe denktir. Pazartesinin harfi "şın" dır. O günün esma-yı hüsnası "Şakir" adıdır. Pazartesinin ruhani vazifelisinin adı "Cebrail Aleyhisselam"dır.Salı gününün harfi "ze"dir. Esma-yı hüsnası "Zekiyyu"dur. Ruhanisinin adı "Semsemail Aleyhisselam"dır. Çarşambanın harfi "zı"dır. Esması "Zahir"dir. Ruhanisi "Mikail Aleyhisselam"dır. Perşembe gününün harfi "se"dir. Esması "Sabit"tir. Ruhanisi "Sarfiyail Aleyhisselam"dır. Cuma gününün harfi "cim"dir. Esması "Cebbar"dır. Ruhanisi "Anyail Aleyhisselam"dır. Cumartesinin harfi "fe"dir. Esması "Fatır"dır. Diğer günlerdeki butün ruhaniler bu güne tasarruf ederler, özel bir ruhani adı yoktur. Pazar gününün harfi "hı"dır. Bu günün özel bir duası vardır. Ruhanisi "Rukıyail Aleyhisselam"dır. Haftanın yedi günü için öngörülen harflerin yedi adet olması, bu harflerin Fatiha Süresinde geçmemesi ism-i azamın yedi sayısının sırrını kapsaması ve belirtilen yedi harfin tamamının En,am Suresinde geçmesi oldukça düşündürücüdür...
ESMA-YI HÜSNAYI ÇALIŞMA YOLLARI...
Esma-yı hüsnayı çalışmanın çok değişik yolları vardır. En büyük sır da esma-yı hüsnanın ebcet sayısınca anılmasındadır. Bir başka yol da esma-yı hüsnanın ebced sayı değerini kendisiyle çarpıp çıkan sonuç kadar onu anmaktır; bu durum ism-i azam gibi bir şeydir ve bunda çok büyük bir sır vardır. Asıl sır buradadır. Sözgelimi "Allah" esmasının ebcetsel sayı değeri altmış altıdır. Altmış altıyı kendisiyle çarparsak dört bin üçyüz elli altı rakamına ulaşırız. İşte Allah esmasını bu sayı kadar anmakta çok azemetli sırlar vardır. Bu sayıların esma-yı hüsnaya müvekkel olan ruhaniyi yaklaştırma gibi esrarları vardır.
Sufizm yollarına biat eden müritler özellikle mürşitlerin önerdiği virtleri yaparak seyr-i süluk ederler. Dilerlerse hoşlarına giden herhangi bir esmayı şefaatçi ve vasıta kılarak amaçları için çalışabilirler. Sufizm yoluna biat eden kimseler esma-yı hüsnadan dilediklerini çalışmaya ruhsatlı sayılırlar; çünkü onlar esma yoluna bağlanmış has bir zümredirler. Esma-yı hüsna çalışılırken abdestli olunmalıdır. İlk önce gözler kapatılmalı yavaş yavaş vucut gevşetilerek yoğunlaşılmalıdır. Tamamen düşüncelerden arınıp kendini yok olmuş bilerek hatta evreni de yok bilerek çalışılan esma seri bir şekilde okuyanları amaçlarına ulaştırır. Esma, güneşe benzeyen bir nur gibi düşünülüp o ışık altında kalındığı fikredilerek çalışılmalıdır. Yoğunlaşmayı başaranlar korkunç bir zafer kazanırlar. Esmaların bütün yararlarına çok seri bir şekilde ulaşırlar. Esmaları böyle çalışmak gerekir. Gaflet ve vesvese içinde yapılan zikrin sevaptan başka bir yararı yoktur.
Her esma ebcetsel sayı değeriyle şifrelenmiştir. Bu sayılarda mucize sırlar vardır. Ebcetsel sayı değeriyle verilen herhangi bir esmayı, tekrar aynı sayıyla çarpıp çıkan sayı değerince eksik fazla olmadan anmakta, söylemede ism-i azam sırları vardır.Bu sayı bereketiyle ruhani alemlerin kapıları açılır ve esmanın sırları ortaya çıkar. Nasıl ki bir anahtarın küçük bir dişlisi olmadan kapılar açılmıyorsa bunun gibi esmayı belli bir sayı düzeninde çalışmamak da aynı sonucu doğurur. Yıllar geçse de hiçbir sır açığa çıkmaz. Her esma sayısal bir mucizedir, gayp kapılarının kildidir. Kapalı kapıların açılması için de esmanın ebcetsel sayısal değer çok önemlidir
ESMA-YI HÜSNALARI ÇALIŞMA ZAMAN DİLİMİ...
Esma-yı hüsnayı hangi amaç için çalıştığımıza bağlı olarak zamansal sınır da değişir. Sözgelimi Sufizm yoluna bağlı biriyseniz mürşidinizin size tarif ettiği dersi ölene kadar yapmalısınız. Ama özel amaçlar içinse, sevgi, ilim, rızk, başarı, hastalık, sihir, düşmanlıklar, rüya, yakaza ve benzeri 7,14,21,40 günle 150 gün arasında bu çalışmalar değişebilir. Yani yedi günle altı aylık zaman dilimi arasında bu esmalar zikredilebilir. Bu çalışma amaca ulaşıncaya kadar da sürdürülür... En etkilisi de esma-yı ilahinin ebcetsel sayı değeriyle esmayı zikretmektir. Sözgelimi "Hayy" esmasının ebcetsel sayı değeri 18'dir. Bu esmayla özel bir dua planlanıyorsa 18 gün buna devam etmelidir. Yine "Ya Basıt" esmasının ebcetsel sayı değeri 72'dir. Yetmiş iki gün boyunca bu sayıda esmayı anmak ruhu sevinçlere boğar. Sırlar açığa çıkar. Böyle bir usul de vardır. İnsanlar, birbakıma esmanın ışınlarına aşık olarak yaratılmışlardır. Bir insan hangi esmaya aşık oluyorsa, ona büyüleniyorsa kalbinde onun sıcaklığından esin varsa o esmayı seçmelidir. Dilerse bir halife bunun tersini söylesin... Bunda büyük bir bereket ve sır vardır. Kalbin sevmediği, aşık olmadığı esma yol aldırmaz sadece sevap getirir... Ya aşık olunan esmalar öyle mi? Onlar ruhumuzu aşkla ışınlayacak bir nurdur.
Ruh, esmanın aşkıyla, ondan aldığı ışınla büyür ve gelişir. Ruh gereksinim duyduğu esmaları çok iyi tanır. Ona karşı gizliden bir aşk yönelimi sergiler. Ruhun sevgilisi ve aşkı olan esmayı; ledüne sahip olan kimi veliler bilip söyleyebilirler. Bu çoğunlukla olası olmadığına göre en doğrusu Allah'a yakarıp dua ederek kendine yararlı olacak ve mürşitlik edecek esma-yı hüsnayı Ondan istemektir. Bir hafta kadar samimi kalple dua edildiğinde Allah'ın esma-yı hüsnaları sırasıyla yavaş yavaş okunmaya başlanır.
Ruh, kimi esmalar okunurken aşktan çıldırır, onu ister... İşte o esma mühim bir mürşit olabilir ve çalışan hakkında ism-i azam hükmüne geçebilir. Gelinen konaklara göre de bu esma aşkı zaman içinde başka başka esmalara kayabilir. Bu da çok doğal sayılmalıdır. Bir sufinin "Rahman" esmasına aşıkken bir zaman sonra "Fettah"a aşık olması bereketli bir şeydir... Esmaları sevmede ruhun gereksinimi, ilahi esin yelleri, yaratılış sırrı çok önemlidir. Esma çalışmadan yana hiç kimse bir esmayı çalışmaya karşı sık boğaz edilmemelidir. Severek yapılan her şey güzeldir...
ESMA-YI HÜSNANIN EBCETSEL DEĞERLERİ ve SIRLARI...
Esmaların ebcetsel değeri oldukça önemlidir. Dua ve virt ufkunda esma çekileceği zaman ilahi sırları kapsayan sayılara çok dikkat edilmelidir.
Esmanın ebcetsel sayı değerinden sonra “/” -bölü.slash- imiyle verilen rakamlar o esmanın ism-i azam sırrını açığa çıkaran sayılar olup oldukça önemlidir, bu sayılarda aklın kavrayamayacağı sırlar vardır.
Esmanın ism-i azam sırrını açığa çıkaran sayılar bir topluluğa paylaştırılarak virt halinde yapılabilir. Sohbet için bir araya gelen topluluklar herhangi bir esmayı ism-i azam sırrını kapsayan ebcetsel sayıyla anıp dua etseler olağanüstü sırlar açığa çıkar.
Sözgelimi Rahman esmasının ism-i azam tecellisini ortaya çıkaran sayı 88.804'tür, bu sayı hatme katılanlara taksim edilip paylaştırılsa ve hatim bitiminde bu esma şefaatçi ve vasıta kılınarak dua edilse tecelli sırları zuhur eder.
ESMA-YI HÜSNA...
Esma-yı hüsna Yaratıcının zatını ve sıfatlarını belirten çeşitli kutsi kelimelerdir. Kutsal kaynaklarda geçen esmaların toplamı doksan dokuzdur. Bu adların dışında da Allah'ın binbir adı olduğunu söyleyen keşif ehli evliyalar olmuş. Esma-yı hüsna Allah'ın vahiy ve ilham yoluyla nebilere ve has zümrelere bildirdiği zat ve sıfat adları olarak da görülebilir.
ESMA-YI HÜSNALARIN VAZİFELİ RUHANİLERİ VAR...
Esma-yı hüsnanın Allah tarafından"görevlendirilimiş" ruhanileri var. Bunlar cinniler, melekler taifesinden de olabilmektedir. Esma-yı hüsnadan herhangi biriyle yoğun olarak Allahı zikredenlere o esmanın görevlileri olan ruhaniler yardıma gelirler. Bunlar cinniler, melekler taifesinden de olabilirler. Hiçbir esma-yı hüsna yok ki onun görevli ruhanileri olmamış olsun. Bu Kuran-ı Kerim ayetleri ve süreleri için de geçerlidir.

RUHANİLER ESMA-YI HÜSNALARLA DÖNÜŞÜRLER...
Ruhaniler esma-yı hüsnanın sırrına mazhardırlar. Kendi yaşam kanunlarında Allah'ın dilediği sınırlar çerçevesine çıkmadan değişip dönüşebilmeye ruhanilerin selahiyetleri var. Kendi hayat kanunlarının dışına çıkmak için kullandıkları çeşitli kelimelerle şekilden şekile girebilirler. Bunun için de çok ağır bir bedel öderler. Değişip dönüşümün kanun dairesini zorladıklarında bu onların sonu olur. İnsan, kuş, kelebek, böcek, yılan, örümcek, kedi, keçi vb. hayvanların şekline girebilirler. Genellikle hiç beyazı olmayan kedi ve köpek; şeytani cinnilerin görselliği, tecellisi olarak kabul edilir.

RUHANİLER ELDE EDİLEBİLİR...
Sufizm yolundaki velilerin, evliyaların emrinde bulunan ruhaniler vardır. Allah, ihlasla kendini anan sufilerden çoğuna armağan olarak ruhaniler verir. Kimileri bunların farkında olur kimileri olmaz. Ruhanilerden birini elde edenler sonsuz sevinç içinde kalırlar. Elde edilen ruhaniler dünya ve ahirette yardımcı olurlar. Kur'anda ve esma-yı hüsnanın sır bahçelerinde onları elde etme, onlardan yararlanma yolu açık bırakılmış. Esma-yı hüsnalardan usulünce yararlanırsa ruhanilerle iç içe olunabilinir. Hatta onlar istihbaratta, tıpta, iletişimde ve benzeri sahalarda kullanılabilir.
BİAT ALMADAN, İZİNSİZCE ESMAYLA RİYAZET YAPMAK TEHLİKELİDİR...
Sufizm okullarından selahiyetli bir gavsın ya da insan-ı kamilin elinden biat almadan esma-yı hüsnayı çalışanlar kendi başlarına riyazet yapıp ruhani alemleri fethi amaçlayanlar cinni şeytanların ağına düşerler. Onlara yem olurlar. Sufizm yoluna girerek biat almayanlara esma-yı hüsnanın ruhanileri de asla gelmez. O yollara girmeden velayet elde etmek tehlikeli sonuçlar doğurur. Biatsız esma-yı hüsna çalışanların, kendi başlarına riyazetler yapanların çoğu ya yoldan saparlar ya da cine şeytana maskara olan zavallı birer medyum olurlar. Esma-yı hüsnayla rizazet yapmak için selahiyetli birinden icazet almak gerekir, aksi halde çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir.
ESMA FITRATA, AMACA UYGUN OLMALIDIR...
Her insan esmaya mazhar yaratılmıştır. Nasil ki parmak izleri ve yüz ayrı ayrıysa aynen öyle de her insanın yaratılışında esma faklılığı vardır. Kimi Rahman, kimi Vedüd, kimi Muhyi ,kimi de Celil fıtratlıdır. İnsanların anlaşmazlıklarının temelinde de esma farklılığı vardır. Çalışılan esma amaca uygun olmayınca beklenen yararlara ulaşılmaz. Sözgelimi bir insan düşünün vesvese onun kaderi olmuş adeta... Hergün vesveseden ölüyor. Bu insan, "Ya Rauf" çalışırsa ne olur? Amacına ulaşmamış olur. Çünkü Rauf esmasının vesveseyi izaleye dahli yoktur.
Esma-yı hüsnanın her biri ayrı ayrı tecelliye sahiptir. Bir tecelli diğerine karışmaz. Vesveseden helak olanların çalışması gerekli olan esma "Ya Kuddüs" dür. Çünkü bu esma vesveseyi yakıp yok eden her türlü kiri pası temizleyen bir tecelliye sahiptir. Yine bir insan düşünün nereye gitse ne yapsa hep hakarete maruz kalmaktadır. Evde, sokakta, işte hep aşağılanmaktadır. Bu insan "Ya Hayy" çalışmaya başlarsa ne olur? Amacına uygun bir esma seçmiş olmaz. Yine, her yerde horlanıp durur. Oysa böyle biri "Ya Aziz" esmasını çalışsa bunu da ebcetsel sayı çarpımıyla yapsa kırk gün geçmeden izzetli, el üzerinde tutulan biri haline gelir. Bu, doğru çektiği esmanın tecellisi neticesinde açığa çıkan bir şeydir. Sufilerin seyr-i sülukta başarısız olmalarının temelinde de fıtratlarına uygun esmayı çalışmamaları yatar. Sözgelimi bir sufinin yaratılış fıtratı; atak, girişimci, tuttuğunu koparan dışa dönük olsun. Bu sufi "Ya Halim" çalışırsa fıtratına aykırı bir esma seçmiş olur. Bu sufi "Ya Seri'u" çekse seri bir şekilde yol alır. Hayret edilecek sonuçlar ortaya çıkar. Her gıda her insana yaramadığı gibi, her esma da herkese yaramaz. Esmaların hepsi şifalı ilaçlara benzerler. Ama insan kendi hastalığına uygun ilaç alıp doğru esmayı çekebilmelidir... Aksi halde beklenen yararlara ulaşılamaz.
Eğer sizin düşmanlarınız çoksa ,her gün birileri size sataşıp duruyorsa yüz milyon defa "Ya Rezzak" çekseniz ne olur? Hiçbir şey... Çünkü bu esma, düşmanlara karşı bir tecelli açığa çıkarmaz. Sadece helal rızk getirir, hepsi bu... Ama "Ya Muntakim" diye zikrederseniz daha bir kaç hafta geçmeden düşmanlarınızın herbiri müthiş bir felakete düşüp sille yer. Bunu da "Muntakim" esmasının tecellisi yapar. İnsan ihtiyaç sahibidir ve hastadır. Esmaların hepsi de birer şifalı ilaçtır. Bir insan gereksinimine göre değişik değişik esmalar çalışabilir. Özellikle Sufizm yollarına biat edenler özgüven içinde diledikleri esmaları çalışabilirler. Bu, onlara verilmiş birer icazettir, ruhsattır. Bunu, çok iyi anlamak lazım... Hiçbir insan yok ki Kur'anda kendine bakan bir süre ayet olmasın; hiçbir insan yok ki esma-yı hüsnadan kendine bakan bir esma olmasın... Bir insan kendi yaratılış fıtratına uygun düşen esmayla çalışmazsa yıllar geçse de hiçbir ilerleme sağlayamaz. Kul samimi olursa Allah bunu gönlüne ilham eder... Kalbi dinlemek kadar güzel bir şey yoktur. Kalp Allahı yansıtan bir ayna... Kalp ilahi sırra açılan bir pencere...
ESMANIN RUHANİLERİYLE BULUŞMAK...
Her esmanın "huddam" denilen ruhanileri "vazifelileri vardır. Bunlar bir esmanın ebcetsel sayı değeri kadardırlar. Sözgelimi "Azim" esmasının ebcetsel sayı değeri 1020'dir. İşte bu esmaya vaziyet eden bin yirmi adet azametli ruhani vardır. Bin yirmi meleğin emrinde de bin yirmi ruhani ya da cinni vardır. Ruhanilerden, cinnilerden, meleklerden oluşan bu görevliler esmanın tecellisine uygun bir esinle zikredene yardımcı olurlar. Zikreden esmaya aşıksa ve bunu aşkla yapıyorsa özellikle ebcetsel sayı değerine dikkat ediyorsa esmanın ruhanileri gelmeye başlarlar. Gece boyunca onunla irtibata girmeye çalışırlar. Ruhuna vücuduna evine bakışına sesine sinerler. Bu Sufizm yoluna biat etmenin özel bir kazanımıdır. Biat etmeyenler için bu ledün nimetleri kapalıdır.
Sufizm yolu dışında kalanların huddamlarla görüştüklerini sanmaları sadece bir yanılgıdır. Onlar cinni şeytanların oyuncağı olurlar. Bütün medyumlar da öyledirler. Tarikat sahasına biat edenler Allah tarafından korunma altında olurlar. Elde ettikleri de o dairenin ledünni bereket sırları olur. Bütün esmalar Allah'ın rızası, amaçlar, vesile ve vasıta kılınmak için yapılmalıdır. Her şeyin başı ihlastır. Allah'a, bir esmada aşık olana bütün ruhaniler de aşık olur. O dilemese de Allah kendini anan kulunu dilediğine sevdirir. Esma bitikten sonra "Yüce Allahım bu esmanın ruhanilerini bana musahhar kıl ve işlerime yardımcı ver." diye dua edene Allah tehlikesiz bir şekilde ruhanileri yollar. Ona yardımcı olmak için akın akın gelirler. Bu ise dehşet bir lütuftur. Bir sufunin o sahayı merak etmemesi Allah'ın açtığı böyle bir kapıyı yok sayması sadece cehalettendir. İnsan sünnet ve kuran dairesinde kalıp Allah'ın verdiği her türlü nimetten yararlanmalıdır. Bunu yaparken de yalnızca Allah'a dayanmalı ona yönelmelidir. Allah ruhanilerle bir sufiyi buluşturmuşsa bu çok özel bir sır olarak kalmalıdır. Aksi halde sırrı söylemek kimi zaman o sırrı bir daha görmemeye neden olabilir. Bu da acı olarak yeterli olan bir şeydir.
Sufilerin çoğu ruhani daireye sırt döndükleri için elli atmış yıl sonra bile yerlerinde sayıp kalmışlardır. Allah'ın özel olarak her esmaya atadığı ruhaniler kimi cahil ve softa müritlerce iyi gözle görülmemektedir. Onlardan uzak kaldıkları için de yerlerinde sayıp durmaktadırlar. Öyleyse esmaların ruhanileriyle buluşmak onları yardımcı olarak istemek için dua etmeli Allah'a yakarmalıyız. O dünyanın nimetleriyle Allah bizi buluşturmuşsa bunu örtüp gizlemeli sinemizde ötelere götürebilmeliyiz... Kim ki hak bir tarikata intisap etmemiştir, hak bir mürşidin elinden biat almamıştır, onun esmaların ruhanileriyle buluşması yardımlaşması sadece bir zan ve hayaldir. O kapı kapalıdır. Esmaların ruhanileriyle buluştuğunu sananlar da cinni şeytanların maskarası, kuklası olan zavallılardır... Ruhanilerle buluşmak için İmam Ali Hazretleri Celcelütiyesinde Allaha yakarır... Emrine ruhani ifritler vermesini diler... Aynı dilek Nakşibendi tarikatının kurucusu İmam Bahaüddin Nakşibent hazretlerinin Evrad-ı Bahaiyye Azimetinde açıkça görülebilir. İmam Ahmet Buni,İmam Yafii, Seyyit Emir Sultan gibi binlerce evliya bu sırları içeren ledünni bilgiler aktarmışlardır. Yani ruhu ergin olana, bu yollar, Allah'tan esmanın ruhanilerini kendine musahhar edilip yardımcı verilmesini dilemek, ism-i azam sırlarındandır.
DUA İÇİN UYGUN ESMALAR SEÇİLMELİDİR
Dua bir müminin kulluk borcudur ve onun sonsuz gücüdür. Dua her şeyin sahibi olan Allah'ı hatırlama ona yakarmadır. Dua inanarak yapılırsa kaderi bozar. En tehlikeli hastalıklar bile inanarak yapılan duayla yok olup gider. Duada çok büyük sırlar var. Dua için başta bir miktar estağfurullah çekilmeli (70), sonra da efendimize salatu selam getirilmeli (11), ardından neye ihtiyacımız varsa o esma ya da esmalar seçilmelidir. Sonra da esmanın ebcetsel sayı toplamınca lailahe illallah demeli, esmayı çekerek Allah'a yakarmalıdır. Dua için uygun esma bulunursa seri bir şekilde sonuç alınır. Esma ve dua bitince yine bir miktar istiğfar çekilir, bir miktar selatu selam söylenir. Ardından fakire bir miktar sadaka verilir. Sözgelimi vesveseyle helak olan biri yetmiş istiğfar, on bir selavattan sonra Kuddüs esmasını ebcetsel sayı değerince 170 defa "Lailaheillallahul Kuddus" çekip vesveseyi Allah'tan yok etmesini dileyip" buna kırk gün kadar devam etmelidir. Vesvesenin nasıl söndüğüne tanık olunacaktır. Hasta olan biri yine başta 70 istigfar, 11 selavat çekip niyet ederek 422 defa "lailahe illallahul Şafi" virdini kırk gün çekip Allah'a yakarırsa şifa bulacağı vesileler önüne çıkar.

DUA ve ESMA YOĞUNLAŞILARAK YAPILINCA ETKİLİ OLUR...

Dua ya da tarikat virtleri inanarak, yoğunlaşılarak yapılmadığı zaman beklenen yararlar ortaya çıkmaz. Dua edecek olan kişi haram lokma yememeli, gıybet etmemeli ya da dinlememelidir. Bu arada dinde icat edilen bidat muamelelere girmemeli, buna taraftar olmamalıdır. Şans oyunlarından, faizden, kalp kırmaktan uzak durmalıdır. Dua zamanı için yatsı sonrası ya da sabah namazı farzıyla sünneti arası kırk gün aksatılmadan duaya devam edilmelidir. Dua edecek kişi ilk önce temiz bir elbise giymeli abdestli olarak kıbleye karşı oturmalı birinci aşamada gözler kapalı bir şekilde kalbinde dünyaya ait ne varsa ondan uzaklaşılmalıdır. İkinci aşamada kendisini ölmüş bilip toprağın altında mahvolmuş, şanı şöhreti gitmiş şekilde düşünmelidir, buna da beş dakika devam edilmelidir. Sonra Allah'ın nurunu tecellisini sağanak sağanak yağan bir yağmur gibi düşünüp kendini de o yağmur altında ıslanıyor diyerek fikrederek yetmiş istiğfar, on bir selavat söylenip niyet edilerek "Lailahe illallah" zikriyle ihtiyaç duyulan dua esması ebcetsel sayı değerince söylenip bu isimler şefaatçi ve vasıta kılarak dua edilirse daha yedi gün geçmeden güzel sonuçlar ortaya çıkar. Bu muameleye kırk gün kadar devam edilmelidir. Dileyen vekaleten birine de dua ettirebilir. Duanın sonunda bir miktar sadaka fakire verilmeli ve sabra çekilerek dua sonucu beklenmelidir. Allah duayı üç türlü kabul eder: Ya isteneni verir. Ya isteneni vermez daha hayırlısını verir. Ya da duayı ahiret hesabına kabul eder. Gerekirse bu muamele tekrarlanır, duada ısrarlı olmak gerekir. Allah duaya mutlaka icabet eder. Tarikatlardaki sufilerin yıllar içinde ilerleme göstermeden aynı yerde kaldıklarına sıklıkla tanık olunur. Kimi tarikat ehlinin yıllar sonra bile başladığı yerde kalması virtleri yukarıda belirtilen şekilde yapmamayla ilgilidir. İnanarak yoğunlaşarak yapılan dua ism-i azam sırrını açığa çıkarmada oldukça etkilidir. Tarikat ehili bir sufi yoğunlaşabildiği ölçüde yol alır. Yoğunlaşmak öte alemle irtibata geçmenin anahtarıdır. Ötelerle irtibata geçenlere fetih ve sır kapıları açılır. Aksi halde hiçbir ilerleme kaydedilmez. İsterse yetmiş yıl geçsin, her gün de yirmi bin esma çekilsin... Değişen hiçbir şey olmaz. Sadece virdin sevabı alınır hepsi bu... Yetmiş yıl önce nereden başlanmışsa yetmiş yıl sonra da aynı yerde kalınır. Bu durum Kur'an okunurken, namaz kılarken de geçerli olan bir muameledir. Velayet ya da dua kabulü çekilen esmanın tecellisinin açığa çıkması sırrıyla ilgilidir, bunun için de inançla yoğunlaşıp virtleri yapmak şarttır.

VEFKLERİN HAZIRLANIŞI


VEFK ÖRNEĞİ (HAZIRLANIŞI)

30 Haziranda doğmuş bir genç kız yaşı geldiği halde hayırlı bir evlilik yapamamıştır ve Dualarının çabuk kabul edilmesi için bütün Esma-ül Hüsnaların tecellilerini kendinde barındırın isim olan Allah(CC) ismi şerifinden yardım istemektedir.

Yapılacak şey, Allah(CC) ismi şerifinin en çabuk etki eden 3'lü bir vefkini yapmak ve kıza taşıtmak sonra, ismi gerekli saatlerde, gerektiği adette okumaktır.

Vefke başlamadan önce kitabın başındaki vefk yaparken, havas, dua ve esma okurken dikkat edilecek hususları bir daha okumak gerekir. Daha sonra bize lazım olacak bütün bilgileri gerekli olan tablolardan alıp vefki yapmaktır.

1. Vefk yapılacak kişi Yengeç burcundandır. Ne tür bir vefk yapılacağı, hangi gün ve hangi saatte yapılacağı ve Esmanın ne zaman okunacağı bu özellikten anlaşılır.

2. Burcunun özelliği Su'dur. Üçlü vefkin suya ait olanın yapılması gerektiği anlaşılır.

3. Burcunun yönetici gezegeni Ay'dır. Vefkin ay saatinde yapılacağı, okunacak esmaların ya da duaların Ay saatine denk getirilmesi gerektiği anlaşılır.

4. Burcunun günü Pazartesi günü, gecesi Salı gecesidir Vefkin pazartesi günü ya da salı gecesi ay saatinde yapılması, gerektiği anlaşılır.

5. Vefki Pazartesi günü ya da Salı gecesi Ay saatinde yapılabilir. Biz Salı gecesini seçersek (Pazartesi günü akşamına denk gelir) o günün iyi ve kötü hizmetlisi olan Cebrail ve Ebyad isimlerinin yeminde anılması gerektiği anlaşılır.

6. Yönetici gezegeni Ay ve vefk ay saatinde yapılacağı için Ay'a ait bir tütsü seçilmesi gerektiği anlaşılır. Hayırlı iş olduğu için güzel koku olan Sandal'ı seçelim.

7. Vefki salı gecesi yani pazartesi akşamı hangi saate yapacağını bulmak için 23 Ekim 2007 Salı İstanbul için Gezegen Gece saatlerini bulmak için 22 Ekim 2007 Pazartesi güneşin batış saati ile 23 Ekim 2007 Salı günü güneşin doğuş saatini alacağız.

Akşam : 18:24 – 00:10 = 18:14 Güneşin batış saati. 22 Ekim
Güneş : 07:17 + 00:07 = 07:24 Güneşin doğuş saati. 23 Ekim

Güneşin batışından doğuşuna kadar olan saati dakikaya çevirdik ve 790 dakikadır. 790 / 12 = 65:8333 yukarı olan tam sayıya yuvarladık ve 66 dakika yaptık.

Güneşin battığı 18:14'e 66 dakika ekleyerek devam edersek 20:26'den 21:32'e kadar olan zamanın Salı gecesinin 3 üncü saatinin birinci ay saati ve 04:08'den 05:14'e kadar olan zamanın Salı gecesinin 10 uncu saatinin ikinci Ay saati olduğunu buluruz ve vefki bu saatlerden birinde yapmamız gerektiğini anlarız. Daha geç yapmamız lazım ki doğrusu da budur onun için 10 uncu saatte yaparız.

8. Dua, havas ve esma okurken dikkat edilecek hususlarla vefk yaparken dikkat edilecek hususlara uyarak, sandal tütsümüzü yakar, İsraf'ı ( Men Etme ) Ayet el Kürsi'leri okur Salı gecesi saat 04.08'te başlar Allah(CC) ismi şerifinin suya ait üçlü vefkini aşağıdaki gibi çizeriz.



En küçük sayıdan başlayarak vefki yazdık sağdan sola, yukarıdan aşağı ve bir köşeden diğer köşeye olan sayıları topladık eşit çıktı o zaman vefki doğru yazdığımızı anladık.

9. Vefki yazdıktan sonra 8 derecesinin sayısal değerlerini ve hizmetlilerinin isimlerini bulmak için
Önce vefkin derecelerinin sayısal değerlerinin bulalım. Vefkin hizmetlilerini bulma usulünde belirttiğimiz gibi 1 inci derecenin sayısal değerinden 41, 316 veya 319 sayılarını çıkarmak mümkün olmadığı için, bütün sayılara 361 sayısını ekleyeceğiz.

1 inci derece : 18 + 361 = 379
2 inci derece : 26 + 361 = 387
3 üncü derece : 44 + 361 = 405
4 üncü derece : 66 + 361 = 427
5 inci derece : 198 + 361 = 559
6 ıncı derece : 264 + 361 = 625
7 inci derece : 528 + 361 = 889
8 inci derece : 13728 + 361 = 14089

İyi hizmetliler için bu değerlerden 41 sayısını çıkaralım

1 inci derece : 379 – 41 = 338
2 inci derece : 387 – 41 = 346
3 üncü derece : 405 – 41 = 364
4 üncü derece : 427 – 41 = 386
5 inci derece : 559 – 41 = 518
6 ıncı derece : 625 – 41 = 584
7 inci derece : 889 – 41 = 848
8 inci derece : 14089 – 41 = 14048

Bulduğumuz sayıları matematiksel hanelere ayıralım ve 18 nolu Ebced tablosundaki karşılıklarını yazalım ve sonuna takısını ekleyelim.

1 inci hizmetli için : 300 – 30 – 8 = (ŞE–LE–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ilk isim (ŞELHAYİL) olur.

2 inci hizmetli için : 300 – 40 – 6 = (ŞE-ME-VE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (ŞEMVAYİL) olur.

3 inci hizmetli için : 300 – 60 – 4 = (ŞE-SE-DE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda üçüncü isim (ŞESDAYİL) olur.

4 inci hizmetli için : 300 – 80 – 6 = (ŞE-FE-VE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda dördüncü isim (ŞEFVAYİL) olur.

5 inci hizmetli için : 500 – 10 – 8 = (SE-YE-HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda beşci isim (SEYHAYİL) olur.

6 inci hizmetli için : 500 – 80 – 4 = (SE–FE–DE) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda altıncı isim (SEFDAYİL) olur.

7 inci hizmetli için : 800 – 40 – 8 = (DA–ME–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (DAMHAYİL) olur.

8 inci hizmetli için : 10 – 4 – 1000 – 40 – 8 = (YE–DE–ĞA–ME–HA) sonuna Ayil takısını koyduktan sonra ilk iki harfi ulayıp Türkçe karşılıklarıyla okuduğumuzda ikinci isim (YEDĞAMHAYİL) olur.

10 . Oluşturulacak Vefkin daha tesirli olması için Vefkin etrafına 4 büyük melek olan Cebrail(AS) İsrafil(AS) Azrail(AS) Mikail(AS) ın adlarını sırasıyla yazarız.

Bu vefki bizi devamlı rahatsız eden, bize eziyet eden, kötülük yapan komşumuzu evinden çıkarmak için ya da devamlı zulüm gören kendisini zinaya zorlayan kocasını karısından ayırmak için yapıyor olsaydık sonlarına (yuşin) takısı eklediğimiz iyi işlerde görevlendirmek için kötü hizmetlilerin adını bulup onları Allah(CC) izniyle işimize yönlendirecektik.

Bu vefki bizi öldürmeye and içmiş düşmanımızın helaki için yapmış olsaydık sonuna (tayşin) takısı eklediğimiz kötü işlerde görevlendirmek için kötü hizmetlilerin adını bulup onları Allah(CC) izniyle işimize yönlendirecektik.

11. Vefkin çizimini tamamladık şimdi Yemini oluşturalım



YEMİN

Yeminin Türkçesi

Ey Cebrail, sana selam olsun ey İsrafil, sana selam olsun ey Azrail, sana selam olsun ey Mikail, sana selam olsun ve ey bu vefkin vekilleri ve hizmetlileri olan Selhayil, Şemvayil, Şesdayil, Şefvayil, Seyhayil, Sefdayil, Damhayil ve Yedğamhayil size en yüce Meleklerin adı olan Cebrail(AS), Azrail(AS), Mikail(AS) ve İsrafil(AS) adına ve Allah(CC) ismi A'zamı üzerine yemin ediyorum, beni duyun, davetime cevap verin ve bu günün hizmetlisi olan Cebrail ve yardımcısı Ebyad'ı çağırın beraber bana vekalet edin ve bana hayırlı ve mutlu bir evlilik yapmam için yardım edin Peygamberimiz Muhammed'in (SAV) hakkı için Allah'ın(CC) salatı ve selamı geceler ve gündüzler boyunca haşir ve karar gününe kadar onun üzerine olsun. Anında, anında, anında, acilen, acilen, acilen, saatinde, saatinde, saatinde.

Yeminin Arapçası



Yeminin Arapçasının Türkçe harflerle yazılışı

Ecibu ya Cibril aleyke esselam ve ya İsrafil aleyke esselam ve ya Mikail aleyke esselam ve ya Azrail aleyke esselam ve ecibu ya muekkiline bi hazel vefk Selhayil, Şemvayil, Şesdayil, Şefvayil, Seyhayil, Sefdayil, Damhayil ve Yedğamhayil aksemtu aleykum bi Melaiketül A'zam, esmeu ve ecibu da'veti ve ahderu hadim hazel yevm Cebrail ve hadimehu Ebyad ma'en en tehduru makami ve takdeu haceti ve hiye Zevacel mesu'd ve bil hayr bi hakki Allah(CC) ve bi hurmeti nebiyyine ve seyyidine Muhammedin Sallallahu Tea'la aleyhi ve sellim madamal leyli ven nehar ila yemil haşri vel karar. El vahen, El vahen, El vahen, El acele, El acele, El acele, Es saete, Es saete, Es saete.

12 . Düzenlediğimiz Yemini okuruz, vefk'i Sandal tütsüsü ile tütsüleriz ve katlarız üzerimizde taşımaya başlarız ve Allah(CC) İsmi Şerifini seçtiğimiz Ay saatinde vefkin adedi olan 66 sefer istediğimiz olana kadar okuruz .

14 Ekim 2011 Cuma

KURAN'IN MATEMATİKSEL MUCİZELERİ

KURAN'DAKİ DİKKAT ÇEKİCİ SAYILAR
Bu bölüm Ahmet Maraşlı'nın, Kuran'da Sırlı Diziliş, (Okul Yayınları, İstanbul, 2003) kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.
  1. HZ. MUSA İLE 40 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
  2. TAŞTAN 12 PINAR FIŞKIRMASI
  3. ÜÇBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
  4. BEŞBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
  5. 12 GÜVENİLİR GÖZETLEYİCİ GÖNDERİLMESİ
  6. HZ. MUSA İLE 30 GECE VE 10 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
  7. 12 TOPLULUK VE TAŞTAN FIŞKIRAN 12 PINAR
  8. ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISININ 12 OLMASI
  9. 70 DEFA BAĞIŞLANMA DİLEME
  10. YILLARIN SAYISINI VE HESABI BİLME
  11. BENZER 10 SURE GETİREMEMELERİ
  12. HZ. YUSUF'UN RÜYASI VE 11 YILDIZ
  13. İNSANDAKİ KROMOZOM SAYISI
  14. PETEKTEKİ AÇILAR
  15. KEHF EHLİ VE MAĞARADA 309 YIL KALMALARI
  16. HZ. MUSA'NIN DOKUZ MUCİZESİ
  17. ŞEHİRDEKİ DOKUZLU ÇETE
  18. 99 KOYUN DAVASI
  19. YEDİ GÖK
  20. ON GECEYE YEMİN

Bu bölümde, içerisinde sayısal bir ifade geçen sureler üzerinde yapılan, çeşitli hesaplama sonuçları sunulmaktadır. İlgili surelerde farklı hesaplar sonucunda elde edilen aynı rakamlar, son derece dikkat çekici boyuttadır. Bu çalışmada surelerdeki hece ve harf adetleri, harf çeşitleri, ebced değerleri gibi çeşitli yönlerden hesaplamalar aktarılmakta ve ortaya çıkan sayılardaki şaşırtıcı benzerlik ortaya konmaktadır.

Kuran-ı Kerim anlam bakımından hikmet ve ilim üstünlüğünün yanı sıra, sayısal olarak da zengin ve olağanüstü düzenler içindedir. Nebe Suresi'nin 29. ayetinde Rabbimiz "... Biz, herşeyi yazıp saymışızdır" buyurmaktadır. Cin Suresi'nin 28. ayetinde ise "
... (Allah) herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir" buyrulmaktadır. Kuran-ı Kerim'le ilgili elde edilen mucizevi sayısal düzenler, aynı zamanda Yüce Rabbimiz'in "sonsuz da olsa, herşeyin sayısını bilen" anlamına gelen "Muhsi" isminin bir tecellisidir.

HZ. MUSA İLE 40 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (Bakara Suresi, 51)
  • "40 gece" anlamına gelen "erbaine leyleten" ifadesinden itibaren, ayet sonuna kadar olan harf adedi 40.
  • Ayette "erbaine leyleten" (40 gece) ifadesine kadar olan noktalı harflerin ebced değeri 40. (En küçük ebced hesabıyla)
  • Bu konu, Kuran'da ilk olarak, Bakara Suresi'nin 40. ayetinde başlamaktadır.
  • Bu konunun başladığı 40. ayetin hece adedi 40.1

Ayrıca:
  • "Erbaine leyleten" (40 gece) konusu ile ilgili ayetler açık olarak, Bakara Suresi'nin 51. ayetinden başka, Araf Suresi 142. ayetinde geçmektedir. İşari olarak ise yine Araf Suresi'nin 143. ve 155. ayetlerinde zikredilmekedir.
a) Bu ayetler arasındaki sureler şunlardır: "Bakara Suresi", "Al-i İmran Suresi", " Nisa Suresi", "Maide Suresi", " Enam Suresi", "Araf Suresi".
Bu sure adlarındaki toplam hece adedi tam 40'tır.
(Su-re-tü'l-Ba-ka-ra-ti, Su-re-tü A-li İm-ra-ne, Su-re-tü'n-Ni-sa-i, Su-re-tü'l-Ma-i-de-ti, Su-re-tü'l-En'a-mi, Su-re-tü'l-A'ra-fi)
b) Surelerin isimleri olan "El-Bakara", "Al-i İmran", "En-Nisa", "El-Maide", "El-En'am", "El-A'raf", kelimelerindeki harf adedi de 40'tır.



TAŞTAN 12 PINAR FIŞKIRMASI
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
  • Ayette "oniki" anlamına gelen "isneta aşrate" ifadesine kadar olan kelime adedi 12.
  • "(Taştan) 12 pınar fışkırdı" anlamına gelen "infeceret minhu isneta aşerete aynen" ifadesindeki noktalı harf adedi 12.
  • "İnfeceret minhu isneta aşerete aynen" ifadesinde kullanılan harf çeşidi de 12'dir. 2
 

ÜÇBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
Sen mü'minlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üçbin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun. (Al-i İmran Suresi, 124)
  • "Meleklerden üçbin" anlamına gelen    "selaseti alafin min elmelaiketi" ifadesinin ebced değeri üçbindir. (Büyük ebced hesabıyla)


BEŞBİN MELEKLE YARDIM EDİLMESİ
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beşbin kişiyle yardım ulaştıracaktır. (Al-i İmran Suresi, 125)
  • Ayette "melekler" anlamına gelen "el-melaiketi" ifadesinin ilk harfine kadar olan harflerin ebced değeri beşbindir. (Küçük ebced hesabıyla)
 

12 GÜVENİLİR GÖZETLEYİCİ GÖNDERİLMESİ
Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır." (Maide Suresi, 12)
  • "12 güvenilir-gözetleyici" anlamına gelen "isney aşera nakiba" ifadesindeki harf adedi 12'dir.
  • Ayetin başından "isney aşera" (oniki) ifadesine kadar, surenin ismi olan Maide kelimesinde geçen harflerin tekrarlanışı: 12. 3
  • Ayet numarası 12.
  • Ayetin ilk ve son harflerinin ebced değeri 12'dir. (En küçük ebced hesabıyla)4

HZ. MUSA İLE 30 GECE VE 10 GECE İÇİN SÖZLEŞİLMESİ
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi. (Araf Suresi, 142)
  • "30 gece" anlamına gelen "selasine leyleten" ifadesinden itibaren, ibare*  sonuna kadar olan hece adedi 30.5
  • "Selasine leyleten" (30 gece) ifadesinden sonra ayet sonuna kadar, "selasine leyleten" ifadesine ait harf adedi 30.6
  • "Selasine" (30) kelimesinden itibaren, ibare* sonuna kadar olan hece adedi 30.7
  • Ayette "selasine" (30) kelimesinden sonra ayet sonuna kadar, surenin mukataa harfleri olan "elif, lam, mim, sad" harflerinin kullanım sayısı 30'dur.8
  • Ayette "aşr" (10) kelimesine gelinceye kadar olan noktalı harflerin harf adedi 10.
  • "Aşr" (10) kelimesinden sonra ibare* sonuna kadar olan noktasız harf adedi 10.
  • "Aşr" (10) kelimesi, Araf Suresi'nde sondan başa doğru 10. sayfada bulunmaktadır.
  • Ayette "aşr" (10) kelimesine gelinceye kadar, surenin mukattaa harfleri olan "elif, lam, mim, sad" harflerinin kullanım sayısı 10'dur.9
  • "Ve ona bir on daha ekledik" anlamına gelen "ve etmemnaha biaşrin" ifadesinde kullanılan harf çeşidi 10'dur.10
 

12 TOPLULUK VE TAŞTAN FIŞKIRAN
12 PINAR
Biz onları (İsrailoğulları'nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Araf Suresi, 160)
  • Ayette "isnetey aşrate" (oniki) ifadesine kadar, "isnetey aşrate" ifadesindeki harfler 12 defa geçmektedir.11
  • "İsnetey aşrate" (oniki) ifadesinden itibaren ibare* sonuna kadar kullanılan harf çeşidi 12.12
  • "İsneta aşrate" (oniki) ifadesinden itibaren ibare* sonuna kadar, "isneta aşrate"nin harfleri 12 defa geçmektedir.13
  • "İsnetey aşrate" (oniki) ile "isneta aşrate" (oniki) arasında, bu kelimelere ait harflerin bulunduğu kelime adedi 12.15
  • Bulunduğu ibarede, "isneta aşrate ayna" (oniki pınar) ifadesine kadar kullanılan harf çeşidi 12.16
 

ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISININ
12 OLMASI
Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (Tevbe Suresi, 36)
  • Ayette "isna aşera" (oniki) ifadesine gelinceye kadar olan hece adedi tam 12'dir.
  • "İsna aşera" (oniki) ifadesinden sonra ibare*  sonuna kadar olan noktalı harf adedi de 12'dir.
 

70 DEFA BAĞIŞLANMA DİLEME
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 80)
  • "Seb'ine merraten" (yetmiş kere) ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan harf adedi 70.17
  • "Seb'ine merraten" (yetmiş kere) ifadesinden itibaren ibare*  sonuna kadar kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri 70'tir.18 (En küçük ebced hesabıyla).
  • Bu ayetteki noktasız harf adedi 70'tir.19
 

YILLARIN SAYISINI VE HESABI BİLME Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. (Yunus Suresi, 5)
Bir Hicri ay ise ancak 29 gün veya 30 gün çekebilir. (Bunun dışında da bir ihtimal yoktur.)
  • Kameri ay 29 veya 30 gündür. Ayette "yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur" anlamına gelen "kadderahu menazile lita'lemu adede'ssinine velhisab" ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi 29.
  • "Ay" anlamına gelen "El-Kamer"in ebced değeri 29'dur. (En küçük ebced hesabıyla)
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, herşeyi yeterince açıkladık. (İsra Suresi, 12)
Bir Hicri yıl 354 ya da 355 gün çekmektedir. (Bunların dışında bir ihtimal yoktur.)
  • "Yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için" anlamına gelen "lita'lemu adede'ssinine vel hisab" ifadesine gelinceye kadar olan harflerin ebced değeri 354. (En küçük ebced hesabıyla)

BENZER 10 SURE GETİREMEMELERİ
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Hud Suresi, 13)
  • Bulunduğu ibarede "aşri" (on) kelimesine kadar kullanılan harf çeşidi 10.20
  • Ayette "aşri" (on) kelimesine gelinceye kadar olan noktalı harf adedi 10.21
  • Ayette "yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure" anlamına gelen "biaşri süverin mislihi müftereyatin" ifadesine gelinceye kadar olan hece adedi 10.22
  • "De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin" anlamına gelen "kul fe'tu biaşri süverin mislihi müftereyatın" ifadesindeki noktalı harf adedi 10.
  • "Onun benzeri 10 sure" anlamına gelen "aşri süverin mislihi" ifadesindeki harf adedi 10.
  • "Aşri süverin mislihi" (onun benzeri on sure) ifadesinden sonra ayet sonuna kadar olan kelime adedi 10.
  • "Onun benzeri on sure" anlamına gelen "biaşri süverin mislihi" ifadesinde kullanılan harf çeşidi 10.23
  • Ayette "aşri süverin" (on sure) ifadesine kadar, "aşri süverin" ifadesindeki harfler 10 defa geçmektedir.24

28 Nisan 2011 Perşembe

"Kur'an'ın Gölgesi"nde "BP Deneyleri"CERN deneyi.

"Kur'an'ın Gölgesi"nde "BP Deneyleri": Beklentiler ve Korkulan Nedir?
CERN'de başlaması heyecanla beklenen "büyük deney"in arefesinde; deneyin sonuçlarıyla ilgili tartışmalar, artmış görünüyor. CERN çevreleri, deneyden beklentilerini dile getirirken, duyulan endişelerin yersiz olduğunu söylüyorlar. Tam böyle bir zamanda da, Türkiye gecikmiş olarak da olsa, CERN'e üye oluyor ve üyelik anlaşması, 14 Nisan 2008'den itibaren hayata geçmiş bulunuyor.
CERN'deki deneylerden, beklentiler nedir? "Her Şeyin Teorisi" yahut astrofiziğin ulaşmak istediği son nokta; deneylerle tamamlanabilecek midir? Gerçekten bu "büyük deney", Dünya'yı tehdit ediyor mu? Bu soruları, kısa bir haber kapsamında cevaplandırmak mümkün değildir. Ancak biz, yine de bu soruların cevapları üzerinde durmaya çalışacağız..
BÜYÜK PATLAMA DENEYİNDEN BEKLENTİLER
Büyük Patlama'nın bir küçük taklidi olarak görülen bu büyük deneyden, neler bekleniyor? Büyük Patlama anında, çok kısa sürede ortaya çıkan ve gizlenen bir şeyler; "enerji ötesi bir enerji" aranıyor. Deneyler, kuarkları ortaya çıkaramıyor. Protonların çarpışmasında, ortaya çıkması beklenen 2 kuark parçacığının, 8-10 saniyelik yaşam öyküsü, şu ana kadar gözlemlenemedi. Proton parçalanmasıyla, ortaya çıkan kuarklar, tekrar çarpıştırıldığında; kendilerini hemen toplayarak, gözlemlenmelerine adeta müsade etmiyorlar. Ancak yapılan bu deneylerde, kuark parçalanması ve gözlenmesi başarılabilirse; kara maddenin tespiti, mümkün olabilir deniyor.
Temel parçacıklar, nasıl kütle kazanıyor? Fizik bunu çözebilmiş değil. Temel parçacıkların kütle farklılıklarını açıklayan modeller var. Peter Higgs'in, ortaya koyduğu "Higgs alanı ve parçacığı teorisi" de doğrulanmayı bekleyen böyle bir model. Higgs parçacığı, tüm diğer temel parçacıklar gibi, kara maddeyle de ilişkili görülmektedir. Özellikle Peter Higgs, kendi ismini taşıyan parçacığın, mutlaka deneyde ortaya çıkacağını söylemektedir.
Bir ateist olan Peter Higgs, "Tanrı Parçacığı"denmesinden memnun olmasa da; bu isim, yaygın olarak kullanılıyor. Bu isim nereden geliyor? Nobel Fizik ödülü sahibi Leon Lederman, peşinden koştuğu ve birtürlü yakalayamadığı bu Higgs parçacığına izafeten; kitabına "Tanrı Kahretsin Parçacığı" ismini vermek isterken; yayımcısının uyarısıyla; "Tanrı Parçacığı" adını veriyor ve bu isim böylece ortaya çıkıyor. O halde beklentilerden birisi de, Higgs parçacığının kendisini göstermesidir. Bu parçacığın, bu deneylerde; orada olduğuna dair bir sinyal vermesi, bilim adamlarını mutlu etmeye yetecektir.
Süpersimetri, kuantum kromodinamiği ve büyük birleşik teorileri de içeren alanlarda, önde gelen çalışmalarından dolayı, son derece saygın bir fizikçi olan Prof. Howard Georgi; maddeyi oluşturan ve madde olmayan bir "şey"(aparçacık) keşfinden söz ediyor. Harvard Üniversitesi fizikçisi Prof. Dr. Howard Georgi; evrenin, parçacık olmayandan yapılmış, tamamen yeni bir madde çeşidiyle kaplı olduğu önerisini getiriyor ve şöyle diyor:
"Parçacık olmayan; kimlik değiştirebilen, ışıktan hızlı gidebilen ve normal parçacıkların bir bileşenine dönüşebilen bir şey. Onlar, bizim alışkın olduğumuz hiçbir şeye benzemiyor."
Georgi bu parçacık olmayan aparçacığın, ortaya çıkması konusunda şunları söylüyor:
"Aparçacıkların, diğer garip özellikleri zaten açığa çıkmış durumda. Daha fazlasının beklentisi içindeyim. Bu çok eğlenceli. Herhangi bir "aparçacık yapı"nın, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda ortaya çıkması, çok zayıf bir olasılık. Ancak şayet bu gerçekleşirse, bunu sıra dışı bir işaret ile anlayacağız. Yani deneyciler, bu "hayalet parçacık"a ait işaretleri görebilirlerse, "aparçacık yapılar"ın izini bulmuş olabileceklerdir."
"BÜYÜK DENEY"İN KORKULARI NEDİR?
Evet, bunlar olumlu beklentiler. Bu beklentilerin gerçekleşmemesi tabii ki olumsuzluk sayılmaz. Bilim, yeni deneyler düzenler ve çabalarını sürdürür. Asıl deneyin olumsuz sonuçları, insanlığı yahut Dünya'yı tehdit edecek felaketlerin ortaya çıkması riskidir.
Böyle bir risk olmadığı yetkililerce ifade ediliyor. Buna rağmen, iki bilim adamı, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın, beklenenden büyük bir karadelik yaratarak; Dünya'yı yok edeceği iddiasıyla dava açıyor. Walter Wagner ve Luis Sancho isimli uzmanların, Amerikan mahkemesinde açtığı davada, çalışmanın durdurulması isteniyor.
Diğer taraftan, İsviçre'de davanın yankıları devam ediyor. Cenevre gazeteleri, "Haziran'da Dünya'nın sonu mu gelecek?", "Evren'de yok edilebilir" gibi başlıklar atıyor.
Almanya'nın Tübingen Üniversitesi'nden Prof. Otto E. Rössler, CERN'de yapılacak deneyde; yaratılacak suni karadeliğin, 4 yıl içinde Dünya'yı yok edebileceğini savunuyor. Bu deneyler sırasında oluşacak karadeliklerin, kontrolden çıkabileceği iddiasını ortaya atan Prof. Dr. Rössler, bütün insanlığın, büyük bir tehlike altında olduğunu söyleyerek, Bild gazetesine şöyle konuşuyor:
"Eğer karadelik, dengede tutulamazsa; hesaplamalarıma göre 4 yıl içinde Dünyamız'ı yutacak. Dünya'nın ağırlığı, minicik bir noktada yoğunlaşacaktır"
O halde bu büyük patlama deneyleriyle ilgili gerçek nedir? Gerçekten bu deneyler, bugün olmasa da, yarın bir tehdit oluşturabilir mi? Bu sorulara cevap vermeden önce, bilimin geldiği noktayı tespit etmek gerekir. Bu mesele, Büyük Patlama'yla ilgili araştırmamızda ele alınacaktır. Ancak biz burada, şimdilik şunları söyleyebiliriz:
BİLİMİN PEŞİNDE OLDUĞU "TANRI PARÇACIĞI": "MELEKUT"TUR
Büyük Patlama'dan önce yaratılan, madde olmayan ve maddenin arkasında duran; yani maddeye vücut veren "melekût"tur. Gerçekte aranan ve fiziğin sorunlarını ve eksik süpersimetri modellerini çözecek olan "melekût"tur. Kuarkların ve maddenin arkasında duran bu fizik-ötesi şey(maddenin ruhu); Howard Georgi'nin ifadesiyle "aparçacık"(parçacık olmayan) fiziğin aradığı şeydir. Fizik, bu aparçacıkla tamamlanacak ve "Her Şeyin Teorisi" aydınlanacaktır.
Bizim Kur'an merkezli tespitimiz budur. Higgs parçacığı, bir gerçek midir, yanılgı mıdır? Bunu ileride deneyler gösterecektir. Ancak biz şunu söyleyebiliriz ki; gerçek "Tanrı parçacığı" "melekût"tur. Higgs bozonu, yanılgı değilse; diğer temel parçacıklar gibi "melekut"un bir türevidir. Kara enerji de, bizce, "melekut"a bağlı bir enerjidir ve onun bir yansımasıdır.
Özetle "melekût", Allah'tan bir emir; fiziksel olmayan bilinçli-canlı bir enerjidir. Allah'ın mutlak emrindedir. Tüm temel parçacıklara, dolayısıyla evrene vücut vermektedir. Tüm melekler ve ruhlar gibi Allah'ın Nuru'ndan yaratılmıştır. Adeta, Nur'un birinci türevidir. Sonuç olarak; fiziğin ve deneylerin aradığı parçacık(aparçacık), işte bu "melekût"tur. Sonsuz yüce olan Allah, gerçekten de bir Tanrı parçacığı olan "melekut"u; Kitabı Kur'an da, bize, şöyle tanımlıyor:
Böylece Biz, İbrahim'e, yakin (ilim sahiplerinden) olsun diye; "göklerin ve Arz'ın"(evrenin) "melekût"unu(özünü-ruhunu) gösterdik.
[EN'AM(6)/75]
De ki: "Her şeyin 'melekût'u (özü-ruhu) kimin elindedir? O, herşeye yakınken(nüfuz ederken), O'na(melekutuna) yakın olunmaz. Şayet biliyorsanız söyleyin! "
[MÜ'MİNUN(23)/88]
Her şeyin "melekût"u(özü-ruhu) elinde bulunan (Allah), ne yücedir! Sizin dönüşünüz O'nadır.
[YASİN(36)/83]
Allah'ın, yarattığı alemleri(evrenleri), nasıl yönettiği; göklere, yerlere hitabettiği zaman; onların, ruhları olan melekutla, nasıl cevap verdiğini; Allah'ın Elçileri'nin(insanlardan yahut meleklerden), mucizelerini, Allah'ın izniyle ve bu "melekut"la nasıl gerçekleştirdiğini; sayısız ayetlerden bilmekteyiz. Ancak şuan ki hacmimiz, bunları burada açıklamaya yetmez.
Bir misal olarak Musa; Allah'ın izniyle denize asasını vurduğunda; su moleküllerinin kuark yapıtaşlarının ruhu olan melekut, suyu, amaca uygun olarak açılmaya ve dağ gibi donmaya dönüştürmüştü. Kısacası, Allah'ın "ol" emrinin ve tüm mucizelerin sonucunda ortaya çıkan yaratmaların, aracı, "melekut"tur.
"MELEKUT"TAN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?
Tüm evren, bir melekut alanı içinde yüzmektedir ve melekut aparçacıkları arasında, tam bir iletişim ve gerektiğinde ortak dönüşüm söz konusudur. Özetle, ışıktan hızlı, maddeye kütlesini ve enerjisini veren; "bir şeye" ve Allah'ın istediği "her şeye" dönüşebilen "melekut"tur. Gerçek Tanrı parçacığı budur. Ona, kimse erişemez ve kontrol altına alamaz. İnsanoğlu, ona elini uzattığında; işte o zaman "gerçek bir kıyametle"Yaklaşansaat'ın önemli alametlerinden birisi de; bilimin "melekut"u tanımasıdır. Onun varlığını, keşfetmek ve işaretlerini almak; oldukça zor olsa da, mümkün olabilir.Ancak onu, ele geçirmeye heveslenmek; beyhude ve teşebbüs edenler açısından da felaket doğurabilecek bir iştir. karşı karşıyadır.
Nitekim ünlü bilim adamı Georgi, bizce "melekut"u, süper simetri modelinde, teorik olarak farketmiştir. Yaptığı tüm tanımlamalar, bizim önceden Kur'an'dan ve Peygamber Sünneti'nden ulaştığımız "melekut yapısı"nı ortaya koymaktadır.
Ancak "melekut"a el uzatarak; kontrol etmeye çalışmak; kesinlikle yasaklanmıştır. İşte Allah'ın uyarısı:
Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı her şeyin "melekût"una(özüne-ruhuna) bakmıyorlar (incelemiyorlar mı)? (Bu "melekut"a ulaştıklarında), "onların ecellerinin yaklaştığı umulur". Ondan("melekut"tan) sonra, hangi söze inanacaklar?
Allah'ın saptırdığı bir kimseyi, doğrultacak yoktur. (Allah), onları, azgınlıkları içinde şaşkın vaziyette bırakır.
Sana, Saat'in(Kıyamet'in) ne zaman demir atacağını(gerçekleşeceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabbim'in yanındadır. Onun vaktini, Allah'tan başkası ifşa etmez. "Gökler-Arz"(Evren), ağırlaştı("kritik kütle"ye yaklaştı). Saat(Kıyamet), size ansızın gelir."Sanki sen, (Kıyamet'in vaktinden) haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler."
 [ARAF (7)/185-187]
Tüm bu deneyler, bilimci evrenci ve evrimciler inanmasa da; "Kur'an'ın gölgesi"nde cereyan edecektir. Bize düşen, tarihe not düşmektir. Sonuç olarak "Melekut"; madde-enerjinin, kara-ak maddenin, canlı evrimin, evrenin, fiziğin tüm problemlerinin ve Allahörtmenin sonudur. Hatta bu Gezegen'deki yaşamın da sonudur. Zira bilim merdiveni, artık son basamağına; cennete dayanmış olacaktır. "Melekut"tan sonra hangi söze inanacaklar?

FOTON KUŞAĞI

FOTON KUŞAĞI
'İblis ve ordusunun insanlığı ele geçirme ve Dünya gezegenini kontrol altına alma projesi: Anti-krist(Deccal), Sahte Deccal, İblis'in elçileri(medyumlar), Yeniçağ hareketi(dini), ışık işçileri, yeni enerji, eski enerji, reankarnasyon, boyut atlama, Ruh enerjisi(şeytani enerji), Büyük Ruh(İblis), Baş melek Mikail(melek Mikail postuna bürünmüş İblis), Uzaylılar(şeytanlar-cinler), Birin oğulları(İblis'in oğulları), Ruhsal hiyerarşi(İblis'in ordusu), Dünya cenneti, Altın çağ, Matrix filmi, Yüzüklerin efendisi filmi, Foton kuşağı vs'

"
Foton kuşağı" iddiasını ortaya atan ve beyinleri, "bulanık propaganda"yla kontrol etmeye çalışan bu kaynaklardır. Bu konu, bilimsel olarak kanıtlanmamış bir konu olmasına rağmen, kısmi bir gerçeklik içerebilir. Zira İblis'in, tüm bilgi ve kavramları, Allah'tan çalınmıştır. İblis'in, Adem ve soyunu saptırmak için yaptığı şey, "Allah"a ait olan gerçekleri ters yüz etmektir. "Adem"e ve Havva'ya yaklaşarak, onlara cennette kalıcılık(meleklik) vaat etmiştir. Bugün de, elçileri(medyumlar) aracılığıyla, insanlığa aynı şeyi vaat ediyor: Melek olma, Reankarne olma, boyut atlama, DNA'nın açılması, yeni bir bilinç, telepati, psişik yetenekler vs.

İblis
ve ordusunun avlama yöntemlerinin esası şudur:
1. Allah'tan çalınmış gerçeklerden yalan bir bina inşa etmek.
2. Hakla(gerçekle), batılı yer değiştirmek, karanlığı ışık, ışığı karanlık yapmak.
3. Yalan ve yaldızlı sözlerle, insan hissiyatını okşamak. Allah'ın, kendisine teslim olanlara ve elçilerine vaat ettiği kurtuluş, müjde ve lütuflarını, kendisine teslim olan yandaşlarına vaat etmek.
4. İnsanların gururunu okşayarak hayallendirmek.
5. Yular taktıktan sonra da, insanın kendisinin melek boyutunda olduğunu veya ilah(tanrı) olduğunu telkin etmek. "Foton kuşağı", karışık ve "bulanık propaganda"sı da bu çerçevede bir manipülasyondur.

"
Foton kuşağı" iddiasında bir gerçeklik şu olabilir:
Allah, Kur'an da iki saatten söz ediyor. Birinci saat, (kıyamet). İkincisi ise daha yaygın ve uğrayıcı saat, (evrenin yeniden yaratılmak üzere çöküşü-fiili kıyamet). Birincisindeki önemli alametlerden birisi de, Güneş'in batıdan doğması, gecenin ve gündüzün normal dışı uzaması olarak zikredilir. Kur'an da şöyle ifade edilir:

O Allah ki Ondan başka ilah yoktur. Dünya'da da, Ahirette de Hamd(övgü) Ona'dır. Ve hüküm Onun'dur, dönüşte Ona'dır.

De ki: "Görmüyor musunuz, Allah, geceyi, üzerinize kıyamete kadar devamlı kılsa, Allah'tan başka hangi ilah, size ziyayı(ışığı) getirecektir, işitmiyor musunuz?"

De ki: "Görmüyor musunuz, Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar devamlı kılsa, Allah'tan başka hangi ilah, size dinleneceğiniz geceyi getirecektir. Anlamıyor musunuz?"
[KASAS(28)/70-72]
İbni Abbas'tan şöyle rivayet edilir:

Allah
'ın, kölelerini tövbeye çağıracağı vakit geldiğinde, yeryüzünde günahkarlar ve günahlar çoğalır. Hayırlı işler işleyen kalmaz, yeryüzünde kötülük çoğalır ve yayılır. Kötülükten men eden de kalmaz. Yeryüzünün hali bu şekli aldıktan sonra, Güneş ve Ay, üç gün doğmaktan alıkonur. O gecenin uzunluğunu, ancak geceleri ibadet edenler bilirler. O zaman, İslam yurtlarının her birinde, böyle gece ibadet edenlerden az sayıda bir topluluk kalmış olur.

Yeryüzünde yaşayanlar, Güneş'in ve Ay'ın adet üzere doğduğu yerden doğacağını beklerken, kafalarının arka tarafından batıdan doğduklarını görürler. Simsiyah ve tortop olarak doğan Güneş ve Ay, tutulma sırasında olduğu gibi ışıksız ve nursuzdur. Bunun üzerine, yeryüzünde yaşayanlar, bağırıp çağırmaya başlarlar. Herkes karşılaştığı bu dehşetli hal ile meşgul olur.


Bunun üzerine, Übey bin Ka'b şöyle der:
"Ey Allah'ın elçisi! Anam, babam sana feda olsun, bundan sonra Güneş ile Ay'ın ve Dünya ile halkının hali ne olacaktır?"

Allah'ın Elçisi, Ka'b'e şu cevabı verir:
"Ey Ubey, Güneş de, Ay da bu hadiselerden sonra, tekrar aydınlık ve nur giysilerini giyerek, eskiden olduğu gibi doğacak ve batacaklardır. İnsanlara gelince dünyalarını onarmaya başlarlar. Kanallar kazarlar, ırmaklar akıtırlar, yapılar yaparlar. Fakat Dünya'nın ömrü kısa olup; sur'un üfürülmesi(fiili kıyamet) ile Güneş'in batıdan doğmasına kadar geçen müddet, yeni doğan bir at yavrusunun binilecek kadar büyümesi için kafi gelmez."

18 Nisan 2011 Pazartesi

CİNLER

Cinler


Gökleri dinlemek cinlere yasaklanmıştı. Melei Ala’daki güvenli (nötr) bölgelere gittiklerinde onları kovalayan şıhab denen mermilerle ölüyorlardı. Bu ani değişiklik yüzünden cinlerin dört ileri gelenleri devriyeler çıkardılar. Devriyeler tüm dünyayı gezerken (Işık hızına yakın bir hızda dünya bir çırpıda gezilebilir) bir devriye Mina dağında şıhaba tutuldular (Taşlandılar). O zaman TEK EMİN YER OLARAK ARAFAT’a sığındılar. O sırada Resulullah Fatiha’yı okuyordu. Cinler, kendilerini kovalayan şıhablardan korunmak için hızlarını düşürmeye başladılar. Yani Resulullah’ın hemen yöresindeki bir HALKA’ya en emin yere yöneldiler. O korunma küresine yönelirken hız düşürdüler. (Yani serbest elektron gibi katod, beta ışınları gibi gideceklerine, bir elektronun çekirdek etrafına bağlanması olayını yaşadılar.
Onlar yukarıdan aşağıya indiklerinde okunan Fatiha “İlham ettik…..” biçiminde iken tam elektron zarfı oluşturduklarında Fatiha değişti yani insanların anladığı gibi anladılar. “Hamdolsun Alemlerin Rabbine, din gününün sahibine diye…” Buna çok şaşırdılar. Nasıl oluyor da bu okunan şey, yukarıdan aşağıya (lineer) ayrı, ve elektron olasılık bulutu olarak membran olduklarında ayrı bir anlam veriyordu. Bir elektron bulutu gibi üstüste bastırıldılar. Bunlara Hadislerde Züd Ricali, ya da keçe gibi sıkışmışlardı” deniyor. Yani yörüngelere oturmuş elektron orbitleri.
Yani öyle bir evrensel dil oluşmuştu ki, Kur’an’da, Cinlere ve insanlara aynı anda hitap ediyordu. İnanılmaz bir mucizeydi bu. Şaşkınlıktan hayretten koştular ve reislerine (Klan başkanlarına) şöyle dediler, “Doğrusu biz çok hayret verici bir Kur’an(=Okunan demektir.) dinledik. Ve daha bir sürü şeyler konuştular. Bu arada elbette bütün cinler kurultayı bu işi çok merak ettiler. Hepsi Resulullah’ın olduğu EMİN BELDEYE (Güvenilir bölgeye, Hira’ya) koştular Bu sefer ikinci kez şok oldular.
Cin Suresinin birinci ayeti:
De ki: Hakikat bir takım cinnin Kur’ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur’ân dinledik.
Cinler neye hayret etmişler gördünüz mü? Hem insanlara hem cinlere iki ayrı dile aynı anda hitap eden bir kitap. Dolayısıyla Kur’an onların da kitabıdır. Doğal bir mucizedir ki, daha önce Tevrat ve İncil böyle değildi. İkinci olarak şok oldukları ise şuydu: Bir gün evvel aralarında konuştukları ve hiç bir insanın duyması mümkün olmayan sözleri, Resulullah BİR BİR SAYIYORDU. Yani dün aranızda konuştuğunuz bazı şeyleri, gizli şeyleri, benim burada saymam gibi… Buna şaşırmaz mıydınız?
Fatiha’yı anlatırken, bu sefer de CİN SURESİ gelmişti. Cinler o zaman tam abondone oldular. Çünkü cinlerin milyarlarca yıllık tarihlerinde İLK KEZ GÖKLERDEKİ MEVKİLER YASAKLANMIŞTI. Cinler tarihinin en büyük olayı, Atlantis batması, Nuh tufanı gibi… Bu olay o kadar önemliydi ki…
Ayet 2, “O Kur’ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”
Çünkü Hiç bir zaman Cinleri hiç bir insanın komşuyu dinlemesi gibi dinlemesi mümkün değildir. (Hız farkından dolayı, sesler çok hızlı dönen bir bant, plak gibi incelir ve yuki sesi olur. Bunu hiç bir insan anlayamaz, çünkü ses ötesi bir hızdır bu…) Cinler şuna çok şaşırdılar: “Biri, O biri ALLAH evet Allah, o bildirmeseydi dün ne konuştuklarını, bugün de Resulullah, “Bana şu vahyoldu….” diye belirtmezdi. Bunu bildirecek tek GÜÇ herşeye her an şahid olan El Şehid Allah’tan başkası (Melek dahil) olamazdı. Bir tek güç=Allah sadece bu ses ötesini dekoder edebilirdi. Buna şaşırmışlardı.
3. ayet, “Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.”
Nefilim denen dev adam ifritlerin tanrı çocuğu sayılması gibi bir hatayı anlamışlardı. Üzeyir, İsa vb.yi Allah’ın oğlu saydığımız gibi, haşa, onlar da ifritleri öyle sanıyorlardı. Ama gözleri açılmıştı artık. Gökleri dinleyemiyorlardı.
4. ayet, “Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.”
Cennet’te Cennet haznedarı olan AZAZİL (Kutsal kitaplarda Azazeel) Allah’ın oğlu olduğunu söylemişti cinlere. Kur’an sayesinde Cinler Şeytan olan ırkdaşlarının tam bir yalancı olduğunu ve beyinsiz olduğunu anladılar.
5. ayet, “Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.”
Şeytan, insanları eline geçirince yalan söyletiyordu. Dolayısıyla şeytan’ın yalanlarını doğru sandıkları için insanlarında doğruyu söylediklerini sanıyorlardı.
6. ayet, “Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.”
Oradaki kelime erkekler değil, onu düzelteyim, “Bazıları, bazılarımıza raptoluyorlardı, rabıta kuruyorlardı anlamında.
7. ayet, “Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.”
Oysa Resulullah SON ELÇİ OLARAK GELMİŞTİ. İsa’nın sonuncu olmadığını anladılar. (İsa göğe alınırken yani bir gün=bin yıl relativistik hızında zorunlu olarak , onlarla “TEMAS” kurup geçiyordu. Bu temas, hani siz yavaş bir arabayla giderken, arkanızdan gelen çok hızlı bir arabanın şoförünü görmezsiniz. Ta ki sizinle AYNI hizaya gelince birbirinizi BİR AN görürsünüz. İşte İsa göğe alınırken BİR AN görmüşlerdi cinler ve bunun SON diye ilan etmişlerdi. Resulullah üzerine gelince hatalarını iyice anladılar.
8. ayet, “(Cinler, dediler ki): “Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk.”
Bunları açıklamıştım. Melei Ala’ya gidiyorlar ama, oraları kozmik mermilerle dolu buluyorlar
9. ayet, “Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor.”
Magnetosferi ve mıknatısın ortasının ne itip ne çektiğini oranın EMİN belde olduğunu anlatmıştım.
10. ayet, “Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rabb’leri onlara bir hayır mı diledi?”
Artık bu onuncu ayetle, “MELEKLERDEN GELECEK HABERLERİNİ ALARAK BİLDİKLERİ ŞEYLER, O GÜNDEN İTİBAREN YASAKLANDI. Yani “Biz ARTIK Bilemiyoruz, geleceği” demeye getiriyorlar.
Bir önemli şeyi daha söylemeliyim. Resulullah efendimiz, Cinlerin de Resulüdür. Fakat Kur’an’daki “Sen mecnun=cinli değilsin” ayeti nedeniyle hayatında bir tek kere CİN görmedi
Buna da şaşırdınız mı? Herkes onları toplayıp, Kur’an okuduğunu sanıyor bütün mealler bu mantıksız iftirayı atıyorlar. Halbuki Resulullah, sadece kendine ineni (örneğin Fatiha, örneğin Cin suresi vb.) okudu. Cinleri görmedi. Görseydi zaten MECNUN olurdu, elçi olamazdı.
Resulün yanındaki bir tek kişi vardı ki zaten “Züd Ricali ve keçe gibi bastırılmışlardı” diyen de o kişi, yani o mecnun ama Resulullah değil. Resuller bırakın cin görmeyi, ESNEMEZLER bile… Yani beyindeki uyku-rüya-halusunasyon merkezlerinin Oksijene ihtiyacı yoktur. Nazar vb. esnetir. Üstelik bulaşıcıdır. Bir gördünüz mü, size de geçer.
Bir cin normal olarak ışıkhızına en yakın hızda seyreder (Beta ışını ). Ama bir insana (protona) bağlanması gerektiğinde. Hızını hiç düşürmeden elektron yörüngesi (Beta=Elektron demek zaten) olarak o kişinin çevresine (Nefs kabuğuna) yerleşir ve bir tür SENKRONİZE yani eş anlı olur.
Halusinasyon sandığımız çok şey aslında “Perilenme” dir. Cinlenme, mecnun olma vb. hatta cinlerle evlenenler gibi olaylar çok az da olsa, aslında bir ZÜD olayıdır. Cinle, hızlandırılmış (enerji) insanlar olduğu için insanlara aşık olabilirler. Dişisi insan erkeğine ya da tersine “Sanal” evlilikler yapabilirler. Beyindeki seks merkezine doğrudan elektrik akımı vererek, (Pion elektriğini tersyüz ederek, akma yönünü tersindirerek) sanki bir gerçek evlilik yaşıyorlarmış gibi cima ilişkisi kurabilirler. Eğer bir insana göz koymazlarsa ama büyü vb. gibi bir işe amade olmuşlarsa arkamızdan hızla gelen ve bizi hızla geçen bir araba gibi zamanda geriden-ilerimize doğru yol alırlar. Bir hizaya geldiğimizde “Bir an, direksiyorda oturan iki sürücü” birbirini görmüş olur. Burada sanki biz bisikletliyiz, o da Porsche gibi… Bizi geçince onun rüzgarından etkileniriz. (Nörolojik bir çok hastalık halk arasında YEL yani araba rüzgarı gibi adlandırılır.
Gerçekten de Rhumatizma, Siyatik, Gut gibi sinir sistemi hastalıkları ve kısme felçler içeren (apopleks) durumlarda CİN etkisi vardır. Gelecekte, bunlar (enerji insanlar) kanıtlanınca, Allah Dr.lara yardım etsin. Çünü tıbda parapsikoloji alıp yürüyecektir.
Hani cinler RUH diye geliyorlar ya o resimleri bakın. Dikkat edin yama gibi dururlar, çünkü ektoplazma denen bir ara beden, tıpkı fosfor gibidir. Aslında o gelenler de cinler, Hangi ruh geri gelmiş ki? Şekillenince herşeyin gölgesi otomatikman oluşur. Dikkat edin ektoplazma sanki bir “Fosforik” montaj gibi duruyor. Çünkü, bir cin geldiğinde, beynimizdeki “Örneğin dedemin ruhu” olan HOLOGRAMI alıyor, medyum’un ektoplazmasını kıvamlı bir köpük olarak kullanıyor ve ortaya çıkan heykel (Ruh=Cin) benim dedeme aynen benziyor.
Cinlerin şu özelliği ünlüdür: HALUGRAM. Yani sizdeki “İmgeyi, ideoplazmayı, esir matriksini” Halugramdan HOLOGRAMA çeviriyor. Görüntüyü ise Ektoplazma ile heykel haline getirebiliyor.
Birincisi bildiğimiz Hologram. İkincisi ise tıbda kullanılan biçimi=HALU+SİNASYON olanı. Yani Halusünasyon’un kelime kökü ile Holo, Halo, Hlau(Arapça Hayal, Hülya) aynı şey. Madde dalgası olmayan enerji matriksleri. Halusinasyon görmek diye bir şey mutlaka duymuşsunuzdur.
Kirlian alanı, mercek, objektif vb. istemez, çok yüksek alanda resmi çekilecek olan nesne film kağıdına konur ve nesnenin kendisi değil, onu surrounding olarak kuşatan ve içinde yer alan biyomagnetik ışıma (Aura da deniyor) fotoğrafa alınır. Röntgen ise bunu yapamaz, çünkü X ışınları kemik hariç, organları katederler.
Şu da var ki, Cinler “Tipten tipe” girebiliyorlar. Bunun için insanın kendilerine teslim olması, yani beyin kanallarını açması gerekiyor. Böylece mıknatısın akıları gibi HALU alınıyor. O görünmez akılara (Demir tozları niyetine) Ekto=Dış*Plazma yerleşiyor ve halusinasyon oluyor Holografik (Foto+graf gibi holo+graf demek istiyorum.) Yani bir tür sanrı, bir tür paranoidler, illüzyonlar vb. somutlaşıyor.
Cinler yavaşlamazlar (Işık da yavaşlamaz ya). Cinler, biz toprak (Proton) çevresinde ELEKTRON BULUTU olarak yer alırlar. Yani yavaşlamadan UYDUMUZ olurlar. Ama öncelikle, onlara (Hipnozdaki gibi) teslim olmak gerekiyor. Yani bu insanın rızasından kaynaklanmalıdır.
Uyku, hastalık (Sayıklama derecesinde) yüksek ateş, tok karnına ve kalbimizi yoracak biçimde yatarak tansiyon değişmeleri vb. etkilerle, onlarla aramızda bir kesişme (Polarizlenme) oluyor. Çünkü biz uyanıkken, elektrik ve magnetik alanlarımız birbiriyle çakışıktır ama uyku moduna girince, beden (Elektrik alan) yatakta yatay iken antibeden (Ruh mesela, bilinç ya da zihinsel boyutuluz, hani şu sıfırdan 70 kg. küçük soyut bedenimiz.) YUKARI düşüyor. Yani bir kitabın sayfasının 90 açı derecesi dik durması gibi, Magnetik alan yukarı ayrışıyor.
Cinler ise, bizim yatay (Ceset) ile dikey (bilinç) arasında 45 açı derecesi bir polarizlenme bölgesinde yer alıyorlar. Hem meleklerle hem bizimle SINIRDALAR. Onun için gökleri dinleyebiliyorlardı. İşte bu durumda KARABASAN olayı oluyor. Uykuya dalarken ya da rüya içinde gerçek olan Katalepsi hali (Donup, kıpırdayamama, gölge oturması, karabasan falan diyorlar, kıpırdattırmaz sizi ve bildiğiniz bütün duaları okursunuz adeta… Lohusa humması (Göğüslerinden mikrop kapan kadınları kastediyorum). Onlara da albasan/albastı geliyor ve onlar bunu görüyorlar. Ancak vücut ısımızın 40 üstünde olması koşulu var. Böyle ilginç ilginç cinni hastalıklar var işte…Akıl ve Ruh hastalıklarını Kur’an kesin ayırıyor.
Cinli olanlara Mecnun diyor. Mecnun=Cinli demektir. Akil olmanın tersi ise “Allah’tan gelmiş” bir KAZA gibi kabul ediliyor Kur’an’da. Karabasan Allah’ın El KABİD (Kabzadaki Dad harfi) yani sıkan daraltan isminin talimidir. Bunun tersi olan El Fettah’ı okuduğunuzda hemen bırakıyor. Fettah=Açan, genişleten demek. Ya Fettah derseniz, anında bırakıyor. Hatta sadece Fettah derseniz de…
Cinlerle bağlantı, elektron kabuğu olarak cindara ya da medyum denen cinliye yerleşik olan Cin irtibatı ile oluyor. Siz bir protonsunuz, o da sizin iyonizasyonunuzu nötrleyen bir elektron unutmayınız.Temas bu biçimde oluyor.
Süleyman’ın cinleri İFRİT=KAFDAĞI kategorisinden ayrı bir ırk. En yavaş (Dolayısıyla en uzun boylu) cin ırkı. Hızlarına göre renkleri ve boyları var. Yani insanlarda ırklar mongol, kafkas, afrikalı vb. iken, onlarda “Kırmızıdan Mora doğru ışık hızı gamları içinde renkleri ve boyları vardır. En hızlıları GNOMlardır ve bir karıştan küçük görünürler. En uzun ırk Ohmer, Ahmer=Kırmızı, kızıl yani hızca en düşük olanları. Arapça Ahmer kırmızı demektir, bilirsiniz.
Geleceği bilmek yalnız onların değil insanların da bildiği bir şey. Uykuda, kitabımızn 90 derece dikmesini, bir uzun gemi direğine benzetiniz. Direğin tepesinden KARA daha iyi gözükmez mi? Yani kara göründü derken, bunu direğin ucundaki gözcü söyler önce…
Bunun anlamı şu. Bizim uykudaki bedenimiz (bilinç) yukarı düşüyor (Magnetik alanı cesedimize dik geliyor. Böylece direğe çıkmış bir gözcü gibi, yarını, öteki ay ya da yılı görebiliyor. Ama bunu unutuyor. Sonra öyle bir an geliyor ki, “Aaa! Ben bu anı rüyamda gördüm, sanki bu anı daha önce yaşadım” diye hayret ediyor. Örneğin, iki yıl sonra evleneceği kızı görmüş ve hatırlamıştır. Buna Dejavu deniyor. De ja vu=Haberci rüya demek Vu=View anlamırnda fransızca bir kelime.
Sembolleri seçen mekanizma REM, Hızlı Göz Hareketleri diye bir olgudur. Göz görmek istediği sembolleri, deli gibi arar. Eğer o dalma anımızdaki göz hareketlerimizi görseydik, kendimizden korkardık. Saniyede 35 kez, göz bebeği hareket ediyor, inanılmaz bir şey bu ben uyanıkken gözbebeğimi sağdan sola taşımak için iki saniye ancak yetiyor.
Rapid Eye Movements=REM. Rem aynı zamanda Random=Rastgele olursa, o zaman gördüğümüz düşlerin anlamı yok, şizofrenik yani birbiriyle ilgisiz absürd şeyler oluveriyor. Ama sembolleri seçen REM hareketlerinin yoğunluk ve amplitüde denen genlikleri. Anlamsız düşlerimiz “ŞİZOFRENİK”tir. Yani neden-sonuç ilişkisi yoktur, daldan dala atlar.
Ama bir de Hz. Yusuf’un gördüğü ve yorumladığı gibi rüyalar var ki, Kur’an’da kutsanmıştır. Rüya bizim “ÖLMEMİZ” demektir, çünkü canımız (Eksi bedenimiz) alınır (Göğe alınır). Allah dilerse bizi ertesi gün (an) serbest bırakır.
39/42: Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.
Uyanık uyku, tetikte olma hali, ve güdümlü rüyalardan, uyanık (Teyakkuzda) olmaktan başlayarak, gezici durugörü (Bedensiz astronomi, Clair Voyance vb.) denen güdümlü düşlere kadar bir çok kategori var. Bunlar psişik yeteneklerimiz olup, belli terbiye ve disiplin ile elde edilebilir.
Elektrik ve magnetik alanlarımızın, uykuda DİPOLE olduğunu, çakışıkken, birbirini dik olarak soğan kabuğu gibi kuşattığını anlattık. Zaten Philadelphia deneyinde de gemiye verilen elektirk niçin? Çünkü yüksek bir elektirk alanı, bir okadar yüksek MAGNETİK (Dik) bir alan otomatikman kuşatır. Böylece TELEPORTASYON Tayyı mekan (TiMekcanics) oluşur. TiMechanic=Tayyı mekan. Teleportation, Veliction, ışınlanma, daha bir sürü OOBE ESP, PK (Psikokinezi) gibi parapsikolojik paranormal görüngüler oluşur. Mekana (Uzaya, zemine) zaman eşlik eder. Biri etkilenirse diğeri de etkilenir. Bir gitar telleri gibi herkes kendi kulvarında akarken, böyle bir magnetik aşırı fırtınayla , sanki gitarist bütün telleri iki parmağıyla sıkıştırıp, birbirine değdirmiş ve VORTEX yaptırmış, zaman kavşakları oluşmuştur…
Görüyorsunuz bunlar “Rüya” denen minicik bir Bermuda olayından başlıyor ve gemilerin ışınlanmasına kadar büyüyor. Allah bizi kabzediyor, elektrik ve magnetik alanlarımızı DİPOL ediyor (Çift kutup demek), dilerse bizi yeniden geri bırakıyor. (Elk. ve Magnetik alanlar yeniden aynı düzlemde birbirleriyle çakışık oluyorlar.) Böylece uykudan uyanıp işimize gücümüze gidiyoruz. Evet hem kısa devre hem de Polarizasyon yani 45 derece ile “CİN, Karabasan vb.” ile de teğetleşiyoruz.

TARIK SURESİ

Tarık Suresi

1. Ve Semaya ve Tarık’a…
2. Tarık nedir idrak ettin mi?

Birinci ayete giriyorum: Kur’an’ın her yerinde gökler (semavat) hep çoğuldur. İngilizce sheep, deer gibi tekili/çoğulu birdir demekten ziyade TEKİLİ yoktur. Semavat da böyledir. 7 gök anlamında bir çoğuldur ama Kur’an’da çok ÖNEMLİ bir kaç yerde TEKİL geçer. Bunu bir anlamda olağan kabul edebilirdik ama “İDRAK ETTİN Mİ?” deyince hemen geriye dönmemiz ve detayını araştırmamız gerekiyor.
Allah’ımız “İdrak ettin mi?” dediği zaman hemen secde edin geri dönün ve araştırın… “Rabbi zıdni ilmi… Rabb’im ben neyi idrak etmeliyim?”. İşte İLİM ALLAH’TAN BÖYLE ALINIR. Her teori de SORARAK başlar… İDRAK ettin mi artık teoridir. Şimdi iki şeyi idrak etmemizi istiyor Allah:
1. Tekil sema (gök)
2. Ve Tarık

Biri ortamın, öteki bir ARACIN adı… Tarık da 7 anlamlı… Birini vermiştim: Adem-Havva’nın Dünya’dan toprağını getiren Kerrubi (Azrail’in aracı) ve Kovulan Adem-Havva’yı Dünya’ya getiren araç idi. Bugün ikinci anlamına gireceğiz.
Everen var, evrenler var. Paralel evrenler var ve sonsuz evren var. Bunların içinde kaybolduk mu dersiniz? Her birinin uzay zamanı var, dört boyutlu doğası var. Bitmez tükenmez genişliklerde kaybolduk mu dersiniz? Hayır evren hem zor hem kolaydır. Katedilmez dediğiniz en uzak yerleri burnunuzun dibindeki bir karadelik ayağınıza getirir. Ama bugün karadeliklerle ilgimiz yok. Bugün konu “Karanlık cisim fotonu”.
Planck’ın bulduğu fotondan öteye gidelim. Işık hızına doğru çıkalım. Biz en iyisi birer foton olalım, her birimiz bir foton. Işık hızına ulaştığımızda zaman öylesine yavaşlar ki DURUR artık. Tüm fotonlar aynı sabit hızda gittiklerinden GİDİYOR değil DURUYOR görünürler. Zaten herkes şu an sandalyesinde DURUYOR. Işık hızına ulaştığınızda her şey durur. Durmuş görünür (Oysa Dünya delicesine dönüyor ve siz aslında durmuyorsunuz sandalyenizde…). Foton güneşten çıkar ve ışık hızıyla çıktığı için kendi DURMUŞ oluyor. Hareket eden ise kendinden uzaklaşan GÜNEŞ (Ki ışık hızıyla kendinden uzaklaşıyor ve kendine ışık hızıyla yaklaşıp çarpacak bir Dünya önünde. Resulullah’ın miracı gibi. FOTON DURUYOR ama Güneş-Dünya arası mesafe (Mescidül Haram ve Mescidül Aksa) UZAY YÜRÜYOR. Bir foton olduğunuzda ne hissederdiniz? Onu inceleyelim…
Tüm fotonlar birbirinden habersizdir.Yanyana gitseler bile, aralarında milimetrenin milyarda biri olsa bile biri ötekini göremez. Çünkü görmesi için ötekinden IŞIK gelmesi gerekir (biz evrenle ışık aracılığıyla haberleşiriz). Işık olmazsa karanlık vardır ve o şey artık yoktur. Fotonlar yanyana gidebilir ama bir fotonun ötekinden haberdar olması için ötekinden IŞIK gelmesi gerekir. Işığın hızı sabittir, asla ne artar ne azalır. O halde yanımdaki öteki fotondan bana bu hıza EKLENECEK hiç bir ek hız olamaz. Yani elini uzatıp, benimle tokalaşmaya kalkması demek, kendi SON HIZINA bir de Elini uzatma hızı eklemesi demektir ki bu mümkün değil.
O halde çok ilginç bir durum her bir foton ötekini (diğer ışıkları, fotonları ve varlıkları) göremiyorsa bunun şu sonucu vardır.
SADECE KENDİ PARLIYORDUR. Kalan herşey ALACA KARANLIKTIR ve kendisi KENDİNE parlıyordur. Kendi dışında HİÇBİR ŞEY PARLAMIYORDUR. Bir mezarda bir ana rahminde gibi TEK BAŞINA VE YAPAYALNIZDIR.
Foton ışığın en küçük zerre birimidir, kendi pırıltılarının arka arkaya dizilmesine bir BEAM=Şua demet deniyor, ya da huzme ama biz sayısız fotondan değil, bir tek fotondan yani Planck’ın KARA CİSMİ içinde bıraktığı ve ölçtüğü BİR TEK FOTONDAN söz ediyoruz. Ölenin kabrinde yapayalnız kalması gibi olan bir tek fotondan söz ediyorum… İşte o foton sizsiniz ve kabirdeki gibi yalnızsınız.
Evrende siz kendinize parlıyorsunuz. Başka hiç bir şey yok. Bunun benzeri ÜST uzayı “Gri Hiçlik, Kurşuni hiçlik” denen bir bölümde kitaplarımda anlatmıştım.
Tarık:
1: Andolsun o göğe ve Tarık’a.
2: Nereden bileceksin sen nedir Târık?
3: Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.

Şimdi bu ayetleri anlamak daha kolay oldu değil mi? Işık hızına erdiğinizde tüm koordinatlar ortadan kalkar ve 7 gök, uzay-zaman dört boyutlusu yerine sadece GRİ HİÇLİK DENEN ve hiçbir galaksi, yıldız vb. nin hiçbir şeyin görünmediği SADECE SİZİN TEK BAŞINIZA PARLADIĞINIZ o özel durum ortaya çıkar.
Foton vereceğim en sade örnek idi. Yani foton biziz. Foton için sorun yok ama madde olan sen ışık hızıyla gittiğinde enerjiye dönüşme sınırında oluyorsun. Enerjinin hızı=Işık hızıdır bu yüzden sen sadece seni görür, seni algılarsın ve yapayalnız olduğunu sanırsın.
Karanlık cisim denen Planck deneyi bu TARIK Suresi’dir. Mutlak karanlık bir bowling topunda bir tek delik vardır. Oraya sadece bir tek foton girer ve o ölçülür. Böylece bir fotonun, TEK bir fotonun ölçümlenmiş değeri ortaya konur ve de ünlü kuantum teoremi başlamış olur (Bilgi tekrarı için Planck’ın SİYAH CİSİM maddelerine bir göz atabilirsiniz).